kapat

14.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Suç duyurusu"...

Türkiye'de "devlet aleyhine işlenen suçlar"da son zamanlarda müthiş bir artış var; buna rağmen devlet, eli kolu bağlı bir şey yapamaz halde.

17 Ağustos depremi, vatandaşlarımız ve ülkemiz açısından son derece trajik bir olay olmakla birlikte, devletin de ne kadar kof bir yapı olduğunu, bir başka deyişle "kralın çıplak" olduğunu ortaya çıkarttığı için, "devlet aleyhine" hergün "suç" işlenmesine rağmen, devlet etkisiz.

Devletin "etkisiz" olduğu zaten Dünya Bankası'nın yayınladığı "World Development Report 1997: The State in a Changing World" (Dünya Kalkınma Raporu 1997: Değişen Dünyada Devlet) başlıklı raporda daha iki sene önce ifade edilmişti. Raporda şöyle deniyordu: "(Türkiye Cumhuriyeti Devleti) kanun ve nizam hakimiyeti, kamu sağlığı ve temel altyapı gibi alanlarda etkili biçimde kollektif eylemler gerçekleştirmekten acizdir. Dolayısıyla, toplumun bu alanlardaki ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır."

Dünya Bankası'nın değerlendirmesi, iki yıl sonra deprem karşısında sivil-asker tüm mekanizmalarıyla felç olan ve halkının yardımına koşamayan bir devlet cihazını gözler önüne sererek, doğrulandı. Bir ülkenin vatandaşlarına devlet, tam da böyle felaket anlarında lâzımdır. Üstüne vazife olmayan işlerde pek faal olan, insanların ekmeği ve haysiyetiyle, eğitim haklarıyla, giyim-kuşamıyla keyfi biçimde oynayan kamu otoritesi, iş, hizmete gelince kalakalmıştır.

Türkiye'nin deprem kuşağı üzerinde bulunduğu bilinmesine ve onca deprem tecrübesi geçirmiş olmasına rağmen, devletin deprem bölgesine sevkedebileceği hazır ve eğitimli ne arama-kurtarma ekibi, ne sivil savunma personelinin olmadığı en acı tecrübeyle gözler önüne serilmiştir.

İşte bu manzara, "devlete karşı işlenen suçlar"ı arttırmıştır. İlk önemli "suç" Yargıtay Başkanı Sami Selçuk'tan geldi. O sözleri 6 Eylül günü Sami Selçuk değilde, 17 Ağustos'tan önce kim söylerse, hakkında açılmadık soruşturma kalmazdı. Benzeri ikinci "suç"u, bizzat Devlet Başkanı Süleyman Demirel, 1 Ekim'de TBMM'de yeni yasama yılını açış konuşmasındaki sarfettiği sözlerle işledi. Şimdi "suçlular kervanı"na eski Başbakan Mesut Yılmaz'ın da katıldığı görülüyor. ANAP grup konuşmasında neler söylemiş öyle...

"Toplumu tehlike gören bir sistemle, vatandaşı hiçe sayan bir bürokrasi ile, insanı dışlayan bir cumhuriyetle Türkiye'yi yeni çağa taşıyamayız..."

Vay, vay, vay; Mesut Yılmaz, "ikinci cumhuriyetçi" mi oldu ne?!

"Katı merkeziyetçi, hantal devlet yapısının elindeki olanakların nasıl heba olduğu her gün görülüyor... Türkiye'nin yozlaşmış, çürümüş sistemine getirdiğimiz eleştiriler ve öneriler, (ne zaman getirdiğinden haberimiz olmadı) milletin geleceğine olan güvenden. Türkiye'de çok daha iyi şeyler yapmak mümkün. Bunu da devlet değil, millet yapacak. Yeter ki devlet, vatandaşa engel olmasın... Özgürlükleri en gelişmiş ülkede ne kadar genişse, o kadar alabildiğine genişletmeliyiz... Ankara'nın yetkisini dağıtmalı, devlet ekonominin içinden tümüyle çıkmalı, sivil toplum örgütleri güçlenmeli... Dokunulmaz devlet yoktur, dokunulmaz olan kişisel haklardır. Türkiye'de ise devamlı kısıtlama var..."

Mesut Yılmaz'ın bizlerin bu kadar sadık bir okuyucusu olduğunu ve fikirlerimizi ve gözlemlerimizi böylesine paylaştığını bilmiyorduk. Sevindik.

Bir yanda, yargı organının en yüksek noktasındaki insan, yani devletin üç ayağından birinin başında; diğer yanda Devlet Başkanı ve hükümet ortağı bir partinin genel başkanı, yani devletin ikinci ayağını teşkil eden yürütmenin en önemli unsurları... Kala kala bir yasama organı kalıyor. O da büyük ölçüde yürütmenin kontrolünde. Ha gayret, muhalefetle de anlaşın; bu etkisiz ve çürük devletin temelini oluşturan 1982 Anayasası'nı bir güzel değiştirin...

Ülke yönetimi elinizde. Hiçbir sorumluluk sahibi değilmiş gibi, eleştiriyle yetinemezsiniz; yapın. Sizin işiniz eleştirmek değil. Yapmak. Yapın. Aksi halde, devlete karşı suç işlemiş duruma düşersiniz...

Şayet yapmazsanız; bu bir "suç duyurusu"dur.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır