


Pakistan vesaire vesaire...
Kardeş ülke saymışız, dinimiz de aynı, derin dostluk bağımız da var ancak Pakistan ile Türkiye aslında birbirlerine hiç benzemiyorlar.
Halkın mayası da farklı...
Toprakların doğası da....
Vizyonlar da benzemez...
Hedefler de...
Dolayısıyla kıyaslama yapmak, zorlama benzerlikler aramak, mukayeseli sentezlere ulaşmaya çalışmak boş. Sadece şu var: İngiliz sömürgesi olan Hindistan'ın 1947 yılında bağımsızlığına kavuşarak, "Hindistan ve Pakistan..." diye ikiye bölünmesiyle Pakistan tarih sahnesine çıkmış...
52 yıl geçmiş...
Ancak Pakistan'da nerdeyse her dört yılda bir darbe yapılmış ve bu 52 yılın tam 23 yılı askeri yönetim altında geçmiş.
Türkiye 75 yaşında...
Ve bu 75 yıl içinde topu topu 14 yıllık askeri yönetimi var. Ayrıca Türkiye darbe geleneğinden hızla ayrılıyor, 28 Şubat'ta darbe yapmak yerine büyük basınla sivil güçleri de yanına alarak "ittirmeyle..." sorunu çözüyor. Oysa Pakistan'da ordu hâlâ hard (keskin) darbeci...
***
Türkiye ile Pakistan farklı.
Biz general müdahalelerini postmodern hale getirerek, darbecilikten iyice uzaklaşmak ve sivil kaliteyi yükselterek sorunları demokrasinin ince kimyası içinde çözme belirtileri gösteriyoruz. Fakat milli çiçeği yasemin olan kardeş ülke Pakistan'da darbe kültürü devam ediyor. Halkın büyük bölümü, 2 yıl önce çoğunlukla oy vererek başbakan seçtiği Navaz Şerif'i ordunun tank namlusu ile görevden uzaklaştırmasını sevinçle kutluyor. Dün Başkent İslamabad'ta halkın, gündüz askeri alkışlamakla yetinmeyip, gece de gökyüzünü havai fişeklerle aydınlatarak darbeden duyduğu memnuniyeti gösterdiğini TV'lerden gördük.
Pakistan'da hep böyle oluyor.
Önce sevinçle seçim yapıyorlar.
Başbakanlarını seçiyorlar.
Başlarına taç ediyorlar...
Sonra sevinçle başbakan yaptıklarını darbeyle altlarına tıkaç ediyorlar.
***
İşin en ilginç yanı; darbeyi Pakistan'da hep kara kuvvetleri komutanları yapıyor. Ve darbe yapan general de darbeyle uzaklaştırılan tarafından seçilip ordunun üst kademesine oturtulmuş subaylardan oluyor. 1997 darbesini yapan General Ziya ül Hak da alt kademede bir subayken Zülfikar Ali Butto tarafından kara kuvvetleri komutanı yapıldı. General Ziya, ülke tarihinin üçüncü darbesini yaparak kendini seçip oraya getiren Başbakan'ı devirip astı.
Şimdi de aynı...
21. Yüzyıla atlamanın eşiğinde hâlâ ağır bir feodal yapı, bölgelere bölünmüş ağalık ve aşiretlik düzeni içinde giden, bir aşiretin diğerini yapılmakta olan bir otoyolun güzergahını bile değiştirecek ölçüde kıskandığı bir ülke olan Pakistan'da 2 yıl önce Navaz Şerif, halkın büyük oy deseteğiyle başbakan oldu. Ve kendisine önceki gün darbe yapan Pervez Müşerref'i alt kademede bir subayken alıp, Kara Kuvvetleri'nin başına general yaptı.
Şablon değişmiyor...
***
Oysa oldukça iyi anlaşıyorlardı. Navaz Şerif, koltuğu sağlamlaştırmak için feodal bölgelerin aşiret ağalarına mavi boncuklar dağıtıyor. 217 milletvekili olan meclisten büyük çoğunlukla geçirdiği yasalarla; "iş kontratı hazırlanırken tek başına kadının imzası yeterli olmayacak, kocasının da imzası aranacak. Sınıflara erkek öğrenciler önce girecek, sonra kızlar. Tecavüze uğrayan kadın, ancak 4 erkek şahit bulabilirse haklı sayılacak. Kadınların araba kullanması yasaklanacak. Miras paylaşımında kadın erkeğin yarısı kadar hak alabilecek" düzenlemeler yapıyordu.
General Müşerref...
Bu geriliğe...
Müşerref (şereflenmiş) oluyordu...
***
Fakat ne zaman ki, Navaz Şerif, ABD'ye gidip döndükten sonra; Pakistan ile Hindistan arasında savaşa neden olan Keşmir sorununu tatlıya bağlayalım, komşumuz Hindistan'la barış yapalım, çok pahalı olan nükleer denemelerden de vazgeçelim dedi...
Bu barış arayışı üzerine General Müşerref'in silahını anlında buldu.
Elde ettiğim bilgiye göre, Pakistan'ın bütçesinin açıklanan kısmıyla yüzde 40'ı silahlı kuvvetlere ayrılıyor. Açıklanmayan bölümleri de koyarsak ülkenin bütçe gelirlerinin yüzde 60'ı ordu harcamalarına gidiyor.
Pakistan 1996'da dünyanın en çok yolsuzluk yapılan ikinci ülkesi seçildi. Ülkenin dış borç tutarı 30 milyar dolar ve Merkez Bankası'nın döviz rezervi sadece 850 milyon dolar vesaire vesaire...