Sonra gazeteler geldi. Radikal'in I. sayfasında, Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz'ın çalışma odasındaki, kurşunla delinip dalga dalga çatlamış bir camın büyük boy fotoğrafı vardı.
Saldırı sabah karşı yapıldığı için oda boştu ve Yılmaz beklenmedik bir bela kurşunundan neyse ki kurtulmuştu.
Hem Mehmet Y. Yılmaz'a, hem Radikal'e, geçmiş olsun, demekten başka bir şey gelmiyor elimizden...
Geçmiş yıllarda rahmetli İlhami Soysal da gün ortasında iki kişi tarafından bir saldırıya uğramıştı.
İsmet Paşa, 27 Mayıs sonrasındaki koalisyonda Başbakandı. Kısa bir demeç vermişti:
- Gazeteciye saldırı, felaket habercisidir.
Sonradan saldırıyı Genel Kurmay Başkanı Org. Cemal Tural'ın, iki assubay aracılığıyla düzenlediği anlaşılmıştı.
Org. Tural, eşi hakkında bir eleştiri yazdığı için kızmıştı İlhami Soysal'a..
Org. Tural'ı, kendisi emekli olduktan sonra bir rastlantı sonucu tanımıştım. Bir sabah İstinye kıyılarında yürüyorum. Doğan Avcıoğlu'yla karşılaşmıştık. Yanında Cemal Tural vardı. Avcıoğlu:
- Seni Paşa'ya tanıştırayım demişti.
Cemal Tural Paşa, ben Meclis'teyken arada sırada jetler uçurturdu Meclis'in üstünde. Bir kez de jetlerin alçaktan geçişi benim kürsüden yaptığım bir konuşmaya denk gelmişti. Kısa bir süre susmak zorunda kalmıştım.
İstinye sabahında, sırtında uzunca bir palto bulunan emekli Cemal Tural'la el sıkıştık.
Paşa, içten bir itirafta bulundu:
- Ben, dedi, sizi vatan haini sanırdım. Meğer siz çok vatanperver biriymişsiniz, sonradan öğrendim. Nerden bileceksiniz ki...
Ben de gevşek bir sesle:
- Nerden bileceksiniz ki... demekle yetinmiştim.
O tarihlerde çeyrek yüzyıllık bir kalem işçisiydim. Paşa ise beni emekli olduktan sonra yeni yeni tanımaya başlamıştı; o da herhalde Avcıoğlu sayesinde...
Şark'da önemli makam sahipleri genellikle yazı çizi adamlarından kuşkuya düşerler hep; kendi koşullanmalarının evrensel gerçeklerle ne kadar bağdaştığından ise hiç kuşkuya düşmezler..
Ve bilmezler ki, özellikle yazı adamları, tabularla dogmaların önüne de, ardına da bakarak, her türlü koşullanmanın üstüne bilimsel bir septisizmin projektörlerini yakmaya çalışan kişilerdir.
Tevfik Fikret'in de daha kırkına bile varmadan yazdığı gibi:
"Şüphe bir nura doğru koşmaktır"
Buradaki "şüphe", kişilere karşı duyulan polisiye şüphe değil, tabularla dogmalara karşı duyulan beyinsel bir şüphedir.
Neyse...
Pakistan'da yine askeri bir darbe oldu..
Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, Sri Lanka'ya gitmek için Pakistan dışına çıkmış olan Genel Kurmay Bşakanı General Pervez Müşerref'i görevinden alınca, General de öfkelenip orduya darbe emri verdi ve Başbakanla bakanları evlerine hapsetti.
Eh askeri darbe dediğin de, Fransa ile İngiltere'de, yahut Hollanda'da olacak değil ya... Elbet Pakistan'a benzer bir yerde olacak.. Olsun bakalım...
Bir yanda iç savaşlardan kurtulamayan Afganistan, bir yanda Çin, bir yanda Keşmir yüzünden Pakistan'ın bir türlü dostluk kuramadığı Hindistan...
Yazık zavallı Pakistanlılara... 21. Yüzyıl globalleşmesinin de dışında kalacağa benzerler..
Ülkeler, köylülükten kurtulamadıkları ve insanlığın evrensel üretim kültürüyle bütünleşemedikleri zaman, ne kadar darbelerden darbelere de yuvarlansalar, hem yeterli kalite kadroları yetiştiremiyor, hem de çağdaşlaşamıyorlar...
Bakalım Pakistan'daki son darbe de nasıl bir felaket yahut rezalet serüveniyle sonuçlanacak?
Hele Washington da pek hoşlanmamışsa böyle bir darbeden...