kapat

14.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
İbo krizi
Depremzedeler için düzenlenen dostluk konserinde İbrahim Tatlıses ortalığı karıştırdı. Geç gelip bayrak sallamaya kalkınca seyirciyi kızdırdı

Marmara depremi ile başlayan Türk-Yunan dostluğu önceki gece depremzedeler yararına düzenlenen barış konseri ile taçlanacaktı. Zülfü Livaneli, Mikis Theodorakis ve Maria Faranduri'yi dinlemek isteyenler Harbiye Açık Hava Sahnesi'ni tıka basa doldurmuştu.

Herşey gayet iyi gidiyordu. Taki, sıkı bir Livaneli hayranı olan İbrahim Tatlıses'in gelişine kadar.

Konser başladıktan yaklaşık yarım saat sonra yanında Deniz Erdoğan ve Yavuz Bingöl ile birlikte içeriye giren Tatlıses, kimseyi "rahatsız etmemek için" önce merdiven kenarına oturdu. Ancak ünlü sanatçının konseri izlediğini gören gazeteci ve kameramanlar bunu görüntülemek için hep birlikte merdivene koşunca doğan kargaşa seyircilerin ve sahnedeki sanatçıların dikkatini çekti. Bu kargaşada Faranduri'nin şarkısını dinleyen Tatlıses ve diğer sanatçılar şarkı biter bitmez ön taraftaki boş koltuklara geçti.

ALKIŞ SIKINTISI
Ancak İbo'nun yarattığı karışıklık bu kadarla kalmadı. Bir Livaneli hayranı olan ve "Leylim ley" şarkısını da repertuarına alan Tatlıses, bu şarkının başlamasıyla birden ayağa fırlayıp seyircileri de ayağa kalkmaya davet etti. Sanatçının bu hareketleri medya ordusunun dikkatini çekti.

Gazeteciler bu defa çekim yapabilmek için seyircilerin önünü kapattı. Biri de İbo'nun eline Yunan bayrağı vererek bunu sallamasını istedi. Ancak sanatçı bunu tek başına sallamak istemedi. Hemen arkasındaki bir seyircinin elinden konserdeki tek Türk bayrağını istedi. Kıyamet de o zaman koptu.

BAYRAK KAVGASI
"Şov yapmasın" diyen Türk bayraklı seyirci, bayrağı vermeyince gazetecilerin bayraklı İbo fotoğrafı gerçekleşemedi. Arkadaki bir grup seyirci önce gazetecilere küçük çakıl taşları attılar. Ardından Tatlıses'i yuhalayarak "İbo dışarı" diye bağırmaya başladılar.

Seyircinin bu aşırı tepkisi üzerine Tatlıses konserin tamamını izlemeden erken ayrıldı. Daha sonra gazetecilere yaptığı açıklamada dostluk konserine dostluk ve müzik dinlemek için geldiğini söyleyen Tatlıses, istemeden neden olduğu bu karışıklıktan dolayı üzüldüğünü belirterek, normal insanlar gibi eğlenemediğinden yakındı.

Ahmet Vardar: Bir konser ve ben
Zülfü Livaneli ve bu ünlü Yunanlı sanatçıların konserleri yıllardan beri yapılır. İnsanlar bu sanatsal gösterilere giderler, izlerler, ertesi gün de medyada akislerini okurduk. Ben şimdiye kadar bunların hiçbirine gitmemiştim. Çünkü o zamanlar bu bahsettiğim sanatçılar SOL'u temsil ederlerdi. Ben ise kendime göre SOL'cu olmadığım, hatta inançlarım gereği SAĞ kanatta kaldığım için bu konserler beni hiç ilgilendirmezdi. Ama zamanla köprünün altından o kadar sular geçti ki, herşey değişti. Bahsettiğim fikirlerin ana yurdu olan Rusya'da dahi komünizm çöktü... Onların yeşerttiği bizdeki filizler soldu, daha doğrusu olgunlaştı.

Biz ise, kendimizi bu akımın tam karşısında gördüğümüz zamanları aştık ve bir gazete içinde birlikte yaşamanın tadını aldık. Arkadaşlığımızın hiçbir engel tanımadan sürebileceğini anladık.

DOSTUM ZÜLFÜ:
İşte Zülfü Livaneli ile Sabah Gazetesi'ndeki tanışmamdan sonra yaptığımız ufak, tefek görüş tartışmaları bizim kavga etmemizi değil, daha yakın iki arkadaş olabileceğimizi gösterdi.

Ve önceki gün onun daveti üzerine bu konsere gittim. Zaten konser bir ideolojik gösteri olmaktan ziyade, Türk-Yunan halklarının yakınlaşması ve iki tarafın da maruz kaldığı deprem felaketinin yaralarını sarmak için düzenlenmişti. İyi ki gitmişim... Orada müzik şöleninin yanı sıra bir de insanların birbirlerine yakınlaşıp, birlikte yaşayabileceğinin bir örneğini de gördüm. Bizim Zülfü çıkınca Yunanlı misafirlerin tezahüratı ayyuka çıkıyor, Theodorakis ile Farantouri'yi dinledikten sonra ise, bizim Türkler ortalığı alkışa boğuyorlardı.

MÜZİĞİN HİKMETİ
Şu müzik nelere kadirdi... Ortada ne SAĞ, ne SOL, ne TÜRK, ne de Yunanlı kalmıştı. Sahnede sanatçılar söylüyor, tribünlerde ise insanlar coşuyor, alkışlıyor, tempo tutuyor, adeta bütün herkes tek yürek oluyordu.

İşte müziğin, sanatın insanları yakınlaştırması, fraksiyon kavgalarını, inanç kavgalarını ortadan kaldıran mucizesi bu idi... Bir de İbrahim Tatlıses'in o talihsiz gelişi olmasaydı herşey daha da güzel olacaktı.

Bir defa konser başladıktan sonra gelmesi falso idi... Çünkü erken gelseydi o hengamede onun da görüntüleri alınacak, konser sırasında o ayıp yaşanmayacaktı. Medyadaki o kameraman ve muhabir arkadaşlarıma da üzülerek teessüflerimi sunuyorum.

Habercilik demek, bir konser sırasında hem de böyle duygusal bir zamanda işi çorbaya çevirmek değildir. Aynı haberleri konser arasında veya konser sonrasında da yapabilirdiniz.

Can Ataklı: İbo'ya da medyaya da
İstanbul Açıkhava Tiyatrosu'ndaki Dostluk Konseri'nde, durup dururken tatsız bir olay yaşadık. Binlerce kişinin "yuh" sesleriyle "İbo dışarı" diye bağırması açıkçası içimi cız ettirdi. Dostluk Konseri'ni İbrahim Tatlıses de izledi ve ne yazık ki protesto edildi. İsterseniz olayı nakledeyim, sonra birkaç sözüm olacak. İbrahim Tatlıses konsere 10 dakikalık gecikmeyle geldi. Açıkhava Tiyatrosu'nun sağ tarafındaki merdivenlere oturdu. O sırada kameralar Tatlıses'i farketti ve bulunduğu yere bir hücum oldu. Konser devam ederken bütün kameraların başına toplanmasından rahatsız olan İbrahim Tatlıses sürekli olarak "Arkadaşlar lütfen, bakın sahnede sanatçılar var, lütfen yeter artık, çok ayıp ediyoruz" dedi.

AYIP DEDİ AMA
Kameramanların bir türlü çekilmemesi üzerine Tatlıses neredeyse yere kadar eğilerek ön sıralarda boş bulduğu bir yere oturdu. Kameramanlar bu kez Tatlıses'in oturduğu yerin etrafını sardı ve çekime devam ettiler. İbrahim Tatlıses sürekli olarak sahneyi göstererek "Çok ayıp oluyor, lütfen yeter" demeyi sürdürdü gerçi de, dinleyen olmadı. Kameraların bu kadar ısrarla ne çektiğini de anlayamadım. Büyük ihtimalle "televoleler" için malzeme toplanıyordu. Az sonra kim olduğunu göremedim, birisi İbrahim Tatlıses'in eline Yunan bayrağı verdi. İbrahim Tatlıses deneyimli sanatçı tabii, sadece Yunan bayrağını sallamak istemedi, arka sıralarda oturanların elindeki Türk bayrağını da istedi. Ama bu grup bayrağı vermedi. Doğal olarak bütün bu olanlar konser izlemeye gelenlerin sinirlerini bozdu.

İBO DIŞARI
Zülfü Livaneli'nin söylediği bir şarkı bittiği anda "yuh" sesleri yükselmeye başladı. Yuh sesleri bir anda "İbo dışarı" sloganına dönüştü. Tatlıses ne yapacağını şaşırdı, görevliler müdahale edince kameralar Tatlıses'in etrafındaki halkayı bozdular ve dağılmak zorunda kaldılar. Şimdi bu olaydan yola çıkarak almamız gereken dersler var. Birincisi İbrahim Tatlıses böylesi sert bir protestoyu haketmemişti, ama onun da konsere zamanında gelmesi gerekirdi. Tatlıses geç gelerek kameraların dikkatini çekti. Kameraman arkadaşlar, meslek aşkı uğruna zaman zaman kuralları çiğnemeyi adet haline getirdi. Kim olursa olsun, bir sanat etkinliği böyle sekteye uğratılmaz.

"Haber" kaygısı sanatçılara saygısızlık aşamasına kadar gelmemeli. Ama bana göre asıl sorun siyasi, kültürel ya da sanatsal organizasyon düzenleyenlerin basına bir çalışma ortamı hazırlamamaları. Bu sorunu hep yaşıyoruz. Batı ülkelerinde medyanın nasıl çalışacağı, nerede duracağı önceden belirlenir. Bir düzen sağlanır ve haber alma açısından herkes eşit konuma getirilmiş olur.

Kenan Erçetingöz: Oysa İbo kebap yiyecekti
Yine biz suçlu olduk.. Biz gazeteciler, kameramanlar, foto muhabirleri yuhalandık. Hem de "Barış için el ele" konserinde... Hem de Zülfü Livaneli, Yunanlı müzisyenler Mikis Teodorakis ve Maria Faranduri konserinde...

Neden? Çünkü İbrahim Tatlıses'in konsere geç gelmesiyle başlayan kameraman akını ve konserin bölünmesi, dikkatin dağılması, sahnedeki sanatçıya saygısızlık yüzünden... Seyirci yerden göğe kadar haklı... Dünyanın hiçbir konserinde, organizasyonda böyle düzensizlik, saygısızlık olmaz. Kimse, hele hele ünlü hiç kimse böyle önemli bir konsere geç gelmez. Kameramanlar ortalarda dolaşmaz, seyircinin önünü kapatmaz, sahnedeki sanatçıya saygısızlık yapmaz.

Ama işini yapan kameramanlar ve fotomuhabirleri de haklı. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde böyle kötü organizasyon yapılmaz. Özellikle konserlerde gazetecilerin nerede duracakları bellidir. Onun dışına çıkamazlar. Kimseyi rahatsız etmezler. Efendim şimdi isterseniz olayın perde arkasını, İbrahim Tatlıses'in bu konsere neden gittiğini anlatalım. Aslında İbrahim Tatlıses kendi stüdyosunda İsmail Türüt'ün klip senaryosunu çalışıyormuş. O sırada stüdyoya Yavuz Bingöl ile Yılmaz Erdoğan'ın kardeşi Deniz Erdoğan gelmiş. İbo, her zamanki gibi "Hadi kebap yapalım" deyip, et siparişi vermiş. Ama Yavuz Bingöl ile Deniz Erdoğan "Biz, Açıkhava'daki Zülfü Livaneli konserine gideceğiz ağbi, istersen gel" deyip, İbo'nun kanına girmişler. Yani İbo, konsere gitmeyi planlamamış. Ama kimse de (İbrahim Tatlıses dahil), "Ya konsere geç kaldık, geç girersek ayıp olur, kameralar üstümüze gelir, konserin havası bozulur" diye düşünmemiş. Ve hep beraber Açıkhava'ya gitmişler. Türk-Yunan depremzedeleri için yapılan konsere 15 dakika geç girdi bizimkiler. O sırada konser başlamış, şarkılar coşkuyla söyleniyordu. Kameramanlar ve foto muhabirleri İbo'nun geldiğinin farkında değildi. Çünkü onlar, hemen merdivenin yanına oturdular. Ama şarkının sonundaki alkışlamada ön sıraya geçmek isteyince kameralar durumu farketti ve kargaşa başladı. Bahçesinde kebap yapacakken, kendini bir anda önemli bir konserde kargaşa yaratan bir durumda hisseden İbo çok üzüldü, sinirlendi. Gazetecilere rica etti "Lütfen arkadaşlar, yapmayın, etmeyin" dedi ama Televoleler'de hep böyle çıktığı için hiçbir kameraman aldırış etmedi. Kendi düşen ağlamaz durumu yani... İbrahim Tatlıses de konser bitmeden, olay daha fazla büyümesin diye ayrılmak zorunda kaldı. Dünyada nereye gidersek gidelim uyduğumuz bu kuralları maalesef Türkiye'de uygulayamıyoruz. Ama uygulamalıyız.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır