Temmuz'da IMF ile görüşmeler sona erdiğinde herkes Ekim ayı sonuna kadar Fon ile bir stand-by imzalanacağı konusunda neredeyse hemfikirdi. Bu beklentilerle gerçekleşen ABD temaslarının ardından şimdi gelinen nokta Temmuz ayında varılan mutabakatın da gerisinde. Yani her zaman yaptığımız şeyi yine tekrarladık ve belirsizliği bir süre daha uzattık.
Recep Önal stand-by görüşmelerini yürüten üçüncü devlet bakanı. Dün yaptığı bir açıklamada IMF ile stand-by dışında başka bir düzenleme olasığından söz etti.
Teknik olarak bu sözler doğru ve yine teknik olarak endişelenmeyi gerektiren bir tarafı yok.
Ancak politik olarak durum farklı.
Ortaya çıkan manzara daha önce bir stand-by'ı yarıda bırakan ve sık sık uyguladığı programları sulandırmaya çalışan Türkiye'ye IMF'nin çok da fazla güveni olmadığı yönünde.
Bu nedenle Fon şimdi daha dikkatli davranarak Türkiye'nin uygulayacağı bir programın altına imzasını atmak için çok kesin mali taahhütler istiyor.
* Hükümetin kararlılığı - Bu noktada sorun, mevcut hükümetin bu taahhütleri gerçekleştirmekte ne derece istekli olduğu ya da buna uygun bir siyasi konjonktürün bulunup bulunmadığı. Çünkü böylesine sıkı bir mali uyumu gerektiren program, enflasyonun gelir dağılımını süratle bozduğu ülkemizde düşük ve orta gelir gruplarının, işçilerin ve çiftçilerin biraz daha fedakarlık yapmasını gerektirecek.
Bunun Meclis'te muhalefeti kuvvetlendireceği gerçeği de ortada.
* Stand-by'sız olur mu? -İstikrar programının riski de, Meclis'teki bu denge değişikliğinin farkında olan hükümetin IMF'nin sıkı koşullarından kurtulmak için, "Acaba bu iş stand-by'sız olur mu?" sorusunu sorması.
Bizim yanıtımız bunu aklınızdan bile geçirmeyin. Çünkü hem dışarısı, hem içerisi mevcut durumun sürdürülebilir olmadığının çok iyi farkında. Stand-by umuduylu kurulan dengeler bir anda değişir. Ülke daha da zor bir ekonomik ortamın içinde kendini bulurken, muhalefet daha da güçlenebilir.
* Dış dünyanın etkisi - Dikkate almamız gereken diğer bir unsur da dış dünyanın bizim yaklaşık bir yıldır süren stand-by maceramızın nasıl sonuçlanacağını dikkatle izlediği.
Eğer bu yılki daralmanın ardından 2000'de yüzde 4-5'ler dolayında büyümek istiyorsak bunu cari işlemlerde açık vermeden yapmamız çok zor. Yani büyümemizi kısmen dışardan finanse etmek zorundayız. Dış finansman kaynakları ise ekonomi politikalarına güven duymak istiyor. Bunun için IMF'nin "Ben Türkiye'nin yanındayım" demesi şart.
En iyisi, IMF'nin sıkı şartlarından nasıl kurtulacağımızı düşünmek yerine ekonomi politikalarında zig-zag yapmadan, somut adımlar atmak.Nasıl olsa bundan kaçışımız mümkün değil.
Sonuç - "İyi ilaç tedavi eder. Fakat tedavinin mühim bir kısmı inançtır"