


Şeytan bunun neresinde?
Doğrusu Başsavcı Vural Savaş'ın benzetmesi "cuk" oturdu. İstesem tartışmayı buraya getiremezdim.
Ben, 28 Şubat'ın taze günlerinde bir yazımda "öcü"s benzetmesi yapmış, öcülere inanmanın başımıza açtığı işlerden bahsetmiştim. Başsavcı Vural Savaş "şeytan" benzetmesi yapmış. Fazilet Davası için yazdığı Esas Hakkındaki Mütalaa'da, Alman şairi Heine'den esinlenerek, "Şeytanın varlığına inanmayan liberal aydınların şeytanın en iyi dostları olduğunu" söylemiş. "Bu çeşit aydınlar, düşüncelerini tutarlı göstermek için bulundukları ülkede rejime ve ülke bütünlüğüne yönelik tehditler olduğunu kabul etmezler" demiş.
Vural Savaş'ın yaptığı "şeytan" benzetmesi ve "şeytana inanmayan liberal aydınlara" karşı duyduğu öfke çok anlamlı... Çünkü "şeytan"ın varlığı onların varlığının da baş dayanağıdır. Şeytan biçim değiştirir, bazen netleşir, bazen muğlaklaşır, ama hiç yok olmaz. Kimi zaman komünizm, kimi zaman irtica, kimi zaman Yunanistan'dır. Bazen iyice flulaşıp "iç ve dış düşmanlar", "kirli emeller besleyenler" ya da "milli birlik ve bütünlüğümüze kastedenler" gibi gözle görülmez, elle tutulmaz bir hal alır.
Şeytana inandığınız anda, sizi şeytanın lanetinden koruyacak ve kollayacak "yeryüzü tanrıları"na da inanırsınız.
Yeryüzü tanrısı olmaya soyunanlar, "şeytan bunun neresinde" diyenlere o yüzden bu kadar kızgınlık duyarlar. Sayıları üç-beş tane bile olsa, bu "inançsızlardan" bu kadar çekinmeleri bundandır. İç düşman değerlendirmelerinde, üniversite açılışlarında, hatta dava dosyalarında koca koca generaller, üniversite rektörleri ve başsavcılar boyuna onların adını zikrederler.
Çünkü onlar, oyun bozanlardır.
***
Varlığını şeytan korkusuna borçlu olanlar, yarattıkları şeytan etkisizleşmeye başladı mı, büyük bir telaşa yeni "şeytanlar" icad etmeye girişirler.
Blokların dağılması ve soğuk savaşın son bulması, Sovyet tehditini ortadan mı kaldırdı, hemen harekete geçip "yeni dünya düzeni için yeni bir tehdit değerlendirmesi" yapar, uluslararası terörizm, köktendincilik, etnik milliyetçilik, sınır sorunları ve kitle imha silahları gibi yeni "şeytanları" sayarlar.
17 Ağustos depremi "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" tekerlemesini boşa mı çıkardı; Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Nahit Şenoğul'un yaptığı gibi, hemen "ülmkemizin tarihten gelen düşmanlarından", Arap aleminin Türk ulusuna karşı beslediği husumetten; Avrupa'nın bizi AB'ye almamasından, dünyanın en yalnız ülkesinin Türkiye olduğundan, dünyada en çok iç ve dış düşmanı olan ülkenin Türkiye olduğundan sözederler.
Türkiye'yle Yunanistan arasında dostluk rüzgarları mı esmeye başladı, emekli Orgeneral Çevik Bir'in yaptığı gibi hemen, Türkiye'yle Yunanistan arasındaki yumuşama görüntüsünün aldatıcı olduğunu; iki ülke arasındaki askeri güç dengesinin Türkiye aleyhine bozulduğunu öne sürmeye başlarlar.
Tesadüfe bakın ki, tam da bu konuşmaların yapıldığı günlerde, hükümet "Kriz Yasası" denilen bir yasa tasarısını Meclis Başkanlığı'na sunmaktadır. Ve bu yasa tasarısıyla Silahlı Kuvvetler'in, ortada ne savaş, ne sıkıyönetim, ne de seferberlik hali varken; yani fol yok yumurta yokken, yaşanan dönemin "gerginlik ve kriz dönemi" olduğuna hükmedip özel kurum ve kuruluşların bütün imkanlarından yararlanmasına olanak tanınmaktadır.
***
Vural Savaş beni ve benim gibileri "şeytan dostu" olmakla suçluyor. Tabii bu suçlama ancak şeytana inananlar için bir anlam taşıyabileceğinden, benim için birşey ifade etmiyor.
Ama doğrusu, şeytanla bu kadar içli dışlı olanların; varlığını, istikbalini ve gücünü şeytanın varlığına bu kadar sıkı sıkıya bağlayanların tuzu benim kadar kuru olmayabilir.
Tanrı korusun, bir bakmışsınız satanist olup çıkmışlar...