


Diğer yan
Dün, bir okurumun mektubundan bölümler yayınlamıştım.
Orhan Bey, her şeye ideolojik yaklaşmasını gerektiren ve özgür düşüncesine, özgür beğenisine set çeken "diğer yanı"ndan şikayetçi olduğunu açıklıyordu ve bu tutumu değiştireceğini söylüyordu.
Böyle mektuplar alınca çok seviniyorum.
Kafaların gölgeli noktalarına vuran ışığın arttığı duygusuna kapılıyorum.
ooo
Bizim kuşaklar kamplaşmış bir dünyada ve kutuplaşmış bir Türkiye'de yetişti.
Bu yüzden kafalara ambargolar kondu, beğeniler saf saf ayrıldı. Ödül jürileri "sizinkiler-bizimkiler" ayrımı yapmaya başladı.
Ve bu kargaşada dürüstlük de yitip gitti, düşünce namusu da, tarafsızlık da, hakkaniyet de..
Toplumda isim yapmış koca koca adamlar, bir "sürü"ye katılmış olmaktan mutluluk duydular.
ooo
Kendi adıma gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki ben sanata, düşünceye ve insanlara bakarken hiç bir ideolojik ayrım gözetmedim.
Nazım Hikmet'i sevmem onun ideolojisinden değil, büyük şair oluşundandır.
Her zaman belirttiğim gibi Mehmet Akif de kendimi en yakın hissettiğim zirvelerden birisidir.
Bazı bölümlerini ezbere bildiğim "Safahat"ı okumaya başladığımda çocuk yaşlardaydım. İlk gençliğimde babamın etkisiyle okuduğum Mevlana'nın Mesnevi ve Fih-i Mafih'i hala başucu kitaplarım arasındadır.
Modern şairlerden Sezai Karakoç'u çok yakın hissettim, gençlik arkadaşım İsmet Özel'i hep ilgiyle okudum, Cemil Meriç'in kitaplarından yararlandım.
Ama Türkiye'de ne zaman bunları belirtmeye kalksam bir reaksiyonla karşılaştım. Çünkü kamplaşmayı yücelten bir toplum özgür bireyler, özgür kafalar istemiyor ve insanları idelojik tutsaklıklara mahkum kılmaya çalışıyordu.
Oysa ben hayatımın hiç bir döneminde bir sürü insanı olmadım, kafamı kimseye kiraya vermedim.
Bu yüzden de çoğu zaman solun da sağın da düşman olduğu bir yalnızlığı seçtim.
Gazete arşivim her iki ucun bana yaptığı saldırıların örnekleriyle dolu.
İnsanlara her zaman "Beni bu kadar kolay ve çabuk anlamayın!" dedim ama herşeyi kaba hatlarıyla kavramak isteyen hoyrat bir ortamda sesimi duyaramadım.
Kamplaşmaya yatkın kafalar, kendi boyutlarını ve düzeylerini aşan herkesi suçlama eğilimine girmişti.
Çünkü anlamaya çalışmak zor işti.
ooo
Geçenlerde bir kültür paneline katılmıştım. Oradaki konuşmamda "Kültürü kuşaktan kuşağa taşıyan iki ana unsur vardır. Biri dil, biri din!" dedim diye aklı evvel bir yazar beni din propagandası yapmakla suçladı.
Kısacası Türkiye'de kafasını kiraya vermemiş, kamplardan birinde yer almamış özgür insanların işi çok ama çok güçtür.
ooo
Ama dünya da değişiyor, Türkiye de.
Orhan Bey'in mektubunda görüldüğü gibi insanlar kendilerini daha özgür, daha anlayışlı hissetmek istiyor.
Ve bu da akıllı insanlar arasında diyalog yolunu açıyor.