kapat

08.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


İyi ki "kamuoyu" var

"Davranışlarımızı nasıl kendimiz belirliyorsak davranışlarımız da bizim kim olduğumuzu belirler" demiş George Eliot.

Dört dönem milletvekilliği yapan ve bu uzun süre içinde birkaç kez "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" görevinde bulunan Kızılay eski Başkanı Kemal Demir, sağlıktan ve yardımdan habersiz olduğu ortaya çıkınca ayağa kalkan toplumu görmüyormuş gibi "Kimse bana git demedi ki gideyim" diyordu, hiç sıkılmadan.. 16 yıl ülke yönetiminde en sorumlu görevlere getirilmiş bir doktor (üstelik), başında bulunduğu kuruluşun başarısızlığının sorumluluğunu bile taşımaya yanaşmıyordu. Eğer halkın ve medyanın baskısı sürmese, diğer sorumluların da ona "git" diyecekleri yoktu gerçekten. Bunlar hep sistem yüzünden "yanlış insanların yanlış yerlere" kolayca gelivermesinden oluyor.

2000'li yıllarda insan zihni bilgisayarlarla okunabilecek. Zekâ ve kapasite düzeyleri, insanların niyetleri anlaşılabilecek. Belki ancak o zaman 'kim olduğunu anlamadan' önemli mevkilere gelmesine izin vermeyeceğiz.

'Dijital zihin okuma' en çok bizim işimize yarayacak.

(Not: Tabii önce karar verecek olanların zihnini okumak şartıyla!)

Lafla Medeni Kanun yürümüyorBiz bu masalı en az 10 yıldır dinliyoruz. Galiba sadece 'kadın başbakan'ımızın olduğu dönem hariç her hükümet döneminde (zaman zaman da seçim öncesi) Medeni Kanun bir kere ortaya çıkar, yapılacak değişiklikler anlatılarak kadınlar enine boyuna heyecanlandırılır, sonra da tasarı sessiz sedasız yine rafa kaldırılır.

Türkiye'de kadının durumu öyle yanıltıcıdır ki.. Görünüşte kadınlara birçok hak verilmiştir. Nitekim, bu görünüşe aldanan birçok kadın da (özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve ekonomik özgürlüğü olan) eşitlik'ten, haklar'dan filân sözedip dururlar. Oysa, gerçeği anlamak için sadece Meclis'e medyanın ve iş dünyasının kilit noktalarına, üst düzey yönetim kadrolarına bakmak yeterlidir. Kadınlar her alanda aynen aile içinde olduğu gibi bir noktada durdurulmuş, o noktadan sonra eşitlik (!) ve tüm haklar ait olduğu yere (!), erkeklere bırakılmıştır.

'Medeni Kanun' ile 'Ceza Kanunu'nda kadınlar aleyhine olan bir sürü maddenin bunca yıldır sürekli gündeme gelmesine rağmen bir türlü sonuca ulaşamamasının nedeni de bu 'her alandaki' eşitsizliktir zaten..

Şimdi yine Medeni Kanun'un Bakanlar Kurulu'ndan geçip Meclis'e geleceği söyleniyor.

Adalet Bakanı'nın eşi Fatma Türk iki hafta önce kendisiyle ilgili bir yazım için aradığında "Madem ki insan haklarına bu kadar önem veriyorsunuz neden Medeni Kanun konusunda bir gayretinizi görmüyoruz?" diye sormuştum. Kimbilir belki de eşinin hassasiyet gösterdiği bu tasarının tekrar gündeme gelmesinde Bayan Türk'ün de rolü olmuştur.

Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor. Hiç kimsenin -tutuklulardan başka- istemediği, aksine toplumun tamamiyle karşı olduğu "Af Yasası"nı bir çırpıda elbirliğiyle çıkarıveren Meclis, bakalım nüfusun yarısının yıllardır beklediği yasayı çıkaracak mı?

Yoksa yine ipe un serecek veya erkek erkeğe kendilerine yarayacak bir karar mı alacaklar.. Göreceğiz!

Yarışma ödülü evler
Televizyonlarda ödül olarak ev veren yarışma programları var. İnsanlar bu evleri kapmak için yalvarıp, yakarıyor, saatlerce diller döküyorlar.

Ev kazandıklarında "rüya"larının gerçekleştiğine inanan yarışmacıların bu rüyalarının gelecekte "kâbus", hatta "felâket"e dönüşmemesi için, verilecek dairelerin, evlerin projeleri, depreme dayanıklılıkları kanallar tarafından dikkatle incelemeye alınmalı.

Detay gibi görünen ama aslında çok önemli olan konularda yapılan ihmâllerin faturası ağır oluyor!

Erkekler neden suskun?
Bir beraberlikte kadınları mutsuz eden nedenlerin başında "iletişim eksikliği" geliyormuş. Erkekler kadınların çok konuştuğundan şikayet ederken, kadınlar da sohbetlerinde eşlerinin kısacık tepki cümleleriyle konuşmayı kısa kesmeye çalışmasına kızıyorlarmış. Oysa erkek ve kadınlar arasındaki yapı farkını anlatan kitaplarda bu konunun gayet basit bir açıklaması var.

Kadınlar konuşmalarında bir günde 6000 kelime kullanabilirken, erkekler için sınır 2000 kelime. Normal olarak her ikisi de gün boyunca birbirlerinden ayrıyken 2000 kelimeyi kullanıyorlar. Akşam biraraya geldiklerinde kadının daha 4000 kelimelik bir stoğu olduğu için tabii ki konuşmak istiyor ama erkeğin pili bitmiş, resim gibi oturuyor.

Hanımlar, bundan sonra zavallıcıkları "konuş" diye zorlamayın. Mesele sevgi, ilgi meselesi değil kapasite meselesi!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır