"Davranışlarımızı nasıl kendimiz belirliyorsak davranışlarımız da bizim kim olduğumuzu belirler" demiş George Eliot.
Dört dönem milletvekilliği yapan ve bu uzun süre içinde birkaç kez "Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı" görevinde bulunan Kızılay eski Başkanı Kemal Demir, sağlıktan ve yardımdan habersiz olduğu ortaya çıkınca ayağa kalkan toplumu görmüyormuş gibi "Kimse bana git demedi ki gideyim" diyordu, hiç sıkılmadan.. 16 yıl ülke yönetiminde en sorumlu görevlere getirilmiş bir doktor (üstelik), başında bulunduğu kuruluşun başarısızlığının sorumluluğunu bile taşımaya yanaşmıyordu. Eğer halkın ve medyanın baskısı sürmese, diğer sorumluların da ona "git" diyecekleri yoktu gerçekten. Bunlar hep sistem yüzünden "yanlış insanların yanlış yerlere" kolayca gelivermesinden oluyor.
2000'li yıllarda insan zihni bilgisayarlarla okunabilecek. Zekâ ve kapasite düzeyleri, insanların niyetleri anlaşılabilecek. Belki ancak o zaman 'kim olduğunu anlamadan' önemli mevkilere gelmesine izin vermeyeceğiz.
'Dijital zihin okuma' en çok bizim işimize yarayacak.
(Not: Tabii önce karar verecek olanların zihnini okumak şartıyla!)
Lafla Medeni Kanun yürümüyorBiz bu masalı en az 10 yıldır dinliyoruz. Galiba sadece 'kadın başbakan'ımızın olduğu dönem hariç her hükümet döneminde (zaman zaman da seçim öncesi) Medeni Kanun bir kere ortaya çıkar, yapılacak değişiklikler anlatılarak kadınlar enine boyuna heyecanlandırılır, sonra da tasarı sessiz sedasız yine rafa kaldırılır.
Türkiye'de kadının durumu öyle yanıltıcıdır ki.. Görünüşte kadınlara birçok hak verilmiştir. Nitekim, bu görünüşe aldanan birçok kadın da (özellikle büyük şehirlerde yaşayan ve ekonomik özgürlüğü olan) eşitlik'ten, haklar'dan filân sözedip dururlar. Oysa, gerçeği anlamak için sadece Meclis'e medyanın ve iş dünyasının kilit noktalarına, üst düzey yönetim kadrolarına bakmak yeterlidir. Kadınlar her alanda aynen aile içinde olduğu gibi bir noktada durdurulmuş, o noktadan sonra eşitlik (!) ve tüm haklar ait olduğu yere (!), erkeklere bırakılmıştır.
'Medeni Kanun' ile 'Ceza Kanunu'nda kadınlar aleyhine olan bir sürü maddenin bunca yıldır sürekli gündeme gelmesine rağmen bir türlü sonuca ulaşamamasının nedeni de bu 'her alandaki' eşitsizliktir zaten..
Şimdi yine Medeni Kanun'un Bakanlar Kurulu'ndan geçip Meclis'e geleceği söyleniyor.
Adalet Bakanı'nın eşi Fatma Türk iki hafta önce kendisiyle ilgili bir yazım için aradığında "Madem ki insan haklarına bu kadar önem veriyorsunuz neden Medeni Kanun konusunda bir gayretinizi görmüyoruz?" diye sormuştum. Kimbilir belki de eşinin hassasiyet gösterdiği bu tasarının tekrar gündeme gelmesinde Bayan Türk'ün de rolü olmuştur.
Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor. Hiç kimsenin -tutuklulardan başka- istemediği, aksine toplumun tamamiyle karşı olduğu "Af Yasası"nı bir çırpıda elbirliğiyle çıkarıveren Meclis, bakalım nüfusun yarısının yıllardır beklediği yasayı çıkaracak mı?
Yoksa yine ipe un serecek veya erkek erkeğe kendilerine yarayacak bir karar mı alacaklar.. Göreceğiz!