kapat

08.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Siyasetçilerle bürokratların kavramlar salatası

Siyasetçi kadroları da, Hazine'den geçinmeli kamu görevlileri de, ayranı kabarmış perakende nutukcular da, bol bol kullandıkları kavramların tanımlamalarıyla hiç ilgilenmiyorlar.

Örneğin "Millet", "Devlet", "Vatan", "Düşman", "Aydın", "Demokrasi", "Hukuk" kavramları nasıl tanımlanır?

Bu kavramları ulu orta kullanıp duran kişileri bir üniversitenin anfisinde toplayıp, önlerine bir beyaz kağıtla bir de kalem koysak. Ve desek ki:

- Bol bol kullanıp durduğunuz kavramların tanımlamalarını yazınız...

Sanırım çoğu sıfır alır.

O zaman şöyle bir soru sormak gerekiyor:

- Tanımlamasını bile beceremediğiniz kavramları neden o kadar çok kullanıyorsunuz; halk yığınlarını kazıklamak ve kendinizi önemli göstermek için mi?

Önce "Millet" kavramını ele alalım. Millet kavramı Fransız İhtilali'nden sonra etlenip kemiklenmiş bir kavramdır. Artık aşınmaya yüz tutmuş beylik tanımı da şöyledir:

"Sınırları belirli bir yaşam alanı içinde, aynı tarihi, aynı gelenekleri, aynı kökeni ve aynı dili paylaşan insanların tümü."

Böyle bir tanımlama, yabanacılarla yapılmış evliliklerden doğma çocukların durumunu, "haymatlos"luk, yahut "çifte tâbiyet" gibi Devletler Özel Hukuku'nun değişik kareleri içine sokar.

"Millet" kavramı yeni gündeme gelen "Avrupa Birliği Vatandaşlığı"nı da kapsayamadığından, eski kutsallığı gün günden rendelenmektedir.

Ancak... 1920'den bu yana Büyük Millet Meclisi'ndeki Başkanlık kürsüsünün arkasında, yine Fransız İhtilali'nden esintili bir ilke yazılıdır:

"Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir"

Peki öyleyse, önde gelen siyasetçilerle Hazine'den geçinmeli irikıyım kamu görevlilerinin sık sık tekrarlayıp durdukları:

"Devlet-millet el ele" sloganının içeriği ne anlam taşımaktadır?

Hakimiyeti kayıtsız şartsız elinde tuttuğu iddia edilen milletin dışında, ayrıca hakimiyeti elinde tutan bir de devlet mi vardır?

Kavramların böylesine sorumsuzca kullanılması, siyasetçilerle Hazine'den geçinmeli kamu görevlilerinin de sorumsuzluğunu kanıtlamıyor mu sizce?

Gelelim "Devlet" kavramının tanımlamasına... Tarihsel süreç içindeki siyasal rejim değişiklikleriyle birlikte devlet kavramının da tanımlamaları değişip durmuştur.

Örneğin 14. Louis:

- Devlet benim, demiştir.

Monarşik bir mutlakiyette tepedeki imparator, kral, şah, padişah, devletin ta kendisidir. Kendi otoritesine kesinkes bağlı memurlar, yahut kapı kulları da, bulundukları yerlerde kralı, yahut padişahı, yani devleti temsil ederler.

Fransız İhtilali'nden sonra "Devlet" kavramının tanımı değiştirilmiş ve "Milletin örgütlenmiş biçimi" olarak değerlendirilmiştir.

Bütün bu değişimlerin temelinde enerji kaynaklarının, üretim araçlarının, yani ekonomik yapıdaki değişikliğin yattığı anlaşılınca da, "Devlet", "egemen sınıfın çıkarlarını koruma organizması" olarak tanımlanmaya başlamıştır...

Bütün bunlar Yurtbilgisi derslerinde okutulması gereken konular..

Hazine'den geçinmeli üst düzey bürokratlar, "aydın" ile "entellektüel" arasındaki farkları dahi bilmiyorlar.

Neyse boşverin, bu böyle..

Ozan Nerv al:

- Cehalet öğrenilemez, demişti.

Çallı İbrahim ise farkına varmadan tam tersini söylemişti:

- Bu kadar cehalet ancak tahsil ile mümkündür.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır