Zeytin ağacının gölgesinin vurduğu, bozuk bir kaldırımın kenarına iliştim. Sokak boştu. Geleni, geçeni olmayan bir yokuşun ortalarında bir yerlerde dakikalarca oturdum. Başımın üstünde güneş, ağır ve nerelere gittiğini bilerek yol aldı. Sokaktan bir eşek, sahibinin peşisıra tıkırtılar çıkararak geçti, birkaç çocuk koştular.
Uzun zamandır adımlamadığım Arnavut kaldırımları, taş yollar, çok eskilerden binlerce anıyı, binlerce "an"ı bize getiren, yaşamımıza sessiz sedasız armağan eden taş konaklarda sonlanıyordu. Konak kapıları belli ki günde sadece birkaç kez, gıcırtıyla açılıyordu.
Daracık sokak araları, gepgeniş yüreklerin yolculuğunu izlemişti yıllar boyunca... Bu dar sokaklar Cunda Adası'ndaydı... Cunda Adası Ayvalık'taydı.
Ben dakikalarımı, saatlerimi Cunda'ya verdim.
O bana, sessizliği verdi...
"Eskiden beri sakindir buralar. Yazın kalabalıktır ama yine de sakindir. Asıl gümbürtü Ayvalık'ta. Burada ortalığı kızıştıracak bir yer yok ki. Altı üstü minik bir meydancık. Üç balıkçı restoranı. Görüp göreceğin bu..."
Güneşin kırmızı bir top olup denize indiği zamanda, yani tam akşam üzeri, Balıkçı Kemal ile konuştuk durduk. Yanıbaşımızdan geçen boş turist motorlarının yarattığı cılız dalgalarla sallanıp durdu sandalımız. Sandal sallandıkça, ağlardan daha fazla iyot düştü avucuma. Denizin rengi, maviden kızıla döndü. Ağlar, nazla indi suya da, biz sahilde konuştuk durduk Balıkçı Kemal ile:
"Aslında en güzeli senin yaptığın. Alacaksın fotoğraf makineni, dolaşacaksın. Bizim adanın sokak araları, kartpostal gibi. Deniz her yerde var da, o evler, o sokaklar yok. Sabah bir sürü kuş sesini duyarsın, öğlen kırlangıçları, akşam üstü de martılar azar."
Kimler duyar kuşları? Martıları, kırlangıçları?
Gene gelirim Balıkçı Kemal. Şimdi biraz yokuş tırmanmalı...
Adımları yavaş atmalı. Sırtını yüzyıllık duvara dayayıp, iğne oyası yapan Emel Hanım'ın keyfini bozmamalı. Emel Hanım sitem edeceğinden değil, sessizliğin hükmüne saygı duymalı.
"Erkekler balıkla, turiste birşeyler satmayla uğraşır. Çoğumuz zeytin bahçelerimizle uğraşırız. İş bitmez pek. Bittiği vakit de buracıkta dinlenirim. Boş oturamam da, böyle el işi yaparım. Bu da iş mi zaten?"
Kırmızı begonviller sararmaya başlamış. Belli ki sonbahar geliyor Cunda'ya da. Yaz boyu kızgın güneşle kavrulan, çatırdayan tekneler sahilde bekliyor, koca bir sezon tezgâhlarda satılmayı bekleyen oyuncaklar özenle torbalanıyor; nazarlıklar bir sonraki sezon için saklanmalı.
Taş sokaklara, Arnavut kaldırımlarına gelince... Onlar üzerinde yaylanan adımlar degişse de, hep oradalar. Cunda'nın simgesi çünkü onlar. Sökülüp asfalt olsa o sokaklar, darmadağın olur hatıralar...