kapat

04.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Gardiyanlar ne yapsın?

Cezaevlerindeki isyanlar daha önce de yazdığım gibi bilinmedik bir gelişme değil. Mahkümları isyana teşvik etmek için herşey yapıldı. Sonuçta iş terörist takımına kaldı.

Cezaevleri "silah deposu" haline gelmiş. İçeriye cep telefonundan uyuşturucuya, en güzel yemekten en lüks eşyaya kadar herşey rahatlıkla sokulabiliyor.

Adalet bakanlığı yetkilileri "bunu bilmiyoruz" diyemezler, çünkü önlerinde güvenlik birimlerince hazırlanmış raporlar var. Bu raporlarda cezaevlerine özellikle silah, uyuşturucu ve cep telefonlarının nasıl girdiği anlatılıyor.

"Bizde yok böyle bir rapor" desinler, yalanlamayı aynen koyayım.

Şimdi herkes feryat ediyor "Bu silahlar ve mallar cezaevlerine nasıl giriyor?" diye.

Size küçücük bir örnek vermek istiyorum. Resmi olarak adları "infaz koruma memuru" olan gardiyanlar düşük maaşla çalışan, genellikle cezaevlerinin çevresinde oturan insanlar. Mahkümlarla görüşmeye gelen bazı kişiler bu gardiyanların kulağına "Oturduğun yeri biliyoruz, karının adı şu, çocukların şu yaşta, şu okullara gidiyorlar" diye fısıldıyorlar.

Hiçbir korunması olmayan gardiyanlar ne yapsın, bu sözler kulaklarına fısıldanınca çaresiz içerdekilerin emrine giriyor. Dünyanın başka ülkelerinde de herhalde böyle yöntemler uygulanıyordur ama mutlaka karşı önlemi de vardır. Bilimsel ve çağdaş cezaevi yönetme yöntemlerini bulmak ve uygulamak bu kadar zor mu?

Cezaevi'nde cep telefonu kirası
Cezaevleri yönetimi kontroldan çıkınca, artık herşey olabiliyor. Bilmem birkaç ay önce yazılmış mıydı, Bayrampaşa Cezaevi ile ilgili bir telefon hikâyesi duymuştum. Bayrampaşa'da cep telefonları "beş bin Mark'a" satılıyormuş. Ama bu aslında "bir aylık kira" anlamındaymış.

Çünkü cep telefonu isteyenlere bazı görevliler beş bin Mark karşılığında cihaz temin ediyormuş. Ayda bir cezaevinde "genel arama" yapılıyormuş. Bu aramalarda bulunan cep telefonlarına el konuyormuş. İki gün sonra "ihtiyaç sahiplerine" yeniden ve tabii 5 bin Mark karşılığında cep telefonu satılıyormuş. Mahkümlar yeniden temin ettikleri cep telefonlarının bir önceki aramada el konulan cihazlar olduğunu hayretle görüyorlarmış.

78 yaşında 58 görünümlü
Yeni bin yıla girmemize şunun şurasında üç ay kaldı. Eski yazılarımdan birinde "İki binli yılların ilk çeyreğinde sağlık konusunda inanılmaz adımlar atılacağına inanıyorum. Örneğin bizi bir tüpün içine sokacaklar, vücudumuzdaki tüm aksaklıklar kısa sürede giderilecek, tüpten gençleşmiş olarak çıkacağız" demiştim. Galiba o günler çok uzakta değil.

Önceki gece New York Presbytreian Üniversitesi ve Cornell Üniversitesi'nden gelen bir grup doktor ve yöneticiyle birlikte yemek yedik. Ender Mermerci'nin zarif evsahipliğindeki yemekte konu ister istemez hep sağlıktan açıldı.

Amerika'nın en önde gelen kalp uzmanlarından Prof. Dr. Wayne İsom hepimizi şaşırtan ve sevindiren son gelişmelerden söz etti.

Örneğin kalp hastalarının korkulu rüyası by-pass artık tarihe karışıyormuş. Hem de nezle virüsü sayesinde. Prof Wayne genetik işlemlerden geçirilen nezle virüsünün kalbe enjekte edildiğini, virüsün bir kaç hafta içinde yeni damarlar oluşturduğunu böylelikle by-pass'a gerek kalmayacağını anlattı.

Amerikalı uzmanlara göre "Ameliyatlar da tarihe karışacak." Tıptaki yeni gelişmelerle ameliyat gerektiren bölgeler ilaçla tedavi edilebiliyormuş. Klinik çalışmaları son aşamaya gelmiş, yakında örneğin böbrek ameliyatları hiç yapılmayabilirmiş.

Doktorlar hormon tedavileriyle 78 yaşındaki bir insanın 58 yaşın sağlık ve görünümüne kavuşacağını iddia ediyorlar. Bu tabii ki ölüme çare değil, ama düşünsenize 78 yaşına geliyorsunuz, gençleşiyorsunuz ve ayakta ölüyorsunuz. Hani "Hızlı yaşa genç öl, cesedin yakışıklı olsun" tekerlemesinde olduğu gibi.

Yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan
Son günlerde aramızda çok anlatılan bir fıkra var. Nedense herkes çok gülüyor. Size de aktarmak istiyorum. Hep tartışılır "Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan?" diye.

Kimse de işin içinden çıkamaz. Günün birinde, bu bilmece gibi soruyu cevaplamakta yine sıkıntıya girenler "Yahu ne tartışıyoruz, şunu gidip işin erbabı olan horoza soralım" derler. Giderler ve horozun karşısına dikilirler ve sorarlar "Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?" Horoz biraz düşünür, sonra cevaplar "Valla ben bilmem, ben tavukları memnun ederim, ötesine karışmam."

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır