kapat

04.10.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

Teba
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Ekim'de yaz günleri...

Ekim ne kadar güzel geçiyor. Gerçi bir sabah kalktığımızda gökyüzünü baştan başa kapalı ve camları çiseleyen soğuk bir yağmurun ıslaklığında bulacağız ama, eli kulağında olan o günün gelmesine kadar, doğanın uzayan yaz armağanını öpe koklaya, sarmaş dolaş sevelim becerebildiğimizce...

Gözleri kamaştırıp yüzü buruşturmayan şefkatli bir sabah güneşinin ışıkları altında yayılıp gidiyor Bostancı'nın durgun denizi...

Kadıköy'den Pendik'e kadar gidecek kıyı yolunun Bostancı burnuna toprak taşıyor kamyonlar... Üçlü bir konvoy halinde peşpeşe dizilmiş geliyor ve arkalarındaki siyah renkli taze kazılmış tepeleme toprağı; kamyonun yük bölümünü, otomatik olarak havaya doğru dikip, kıyıya boşaltıyorlar. Yüklerini boşaltırken de ağırlık geriye kaydığından ön tekerlekleri yerden kesilip azıcık yukarı kalkıyor.

Bugün sadece üç kamyonun getirip döktüğü toprağı, yüzyıl önce oralara çekip yaymak için, en azından kazmalı kürekli yüz işçiye gerek vardı... Şimdi üç yiğit şoför, bir lövyeye uzanıp doğrulmakla, beş dakikada yapıveriyor bunu...

En geç on beş yıla kadar, endüstri ülkelerinde kol işçisi diye pek kimse kalmayacak... Ve insan potansiyeli üretim alanlarından, hizmet alanlarına doğru kayacak; çalışma saatleri de alabildiğine kısalacak...

Sermaye-emek çelişisinin çözümü, politikacıların nefes tüketme konusu olmaktan çıkıp, teknolojik atılımlarla fizikçilerin menzili içine girmede... Bu değişime paralel olarak da, geçen yüzyıldan arta kalma sloganların yerini, çevre kirlenmesiyle ilgili titizlikler almada...

Bizde de köy kökenli taze kent lumpeni, geçinme derdinden zengin olma derdine doğru balıklama atlarken, politik sorunlara boş verip, cinsel konulara ağız suyu akıtıyor.. Düzeyi ne kadar düşük olursa olsun, yapaylıktan gerçekçiliğe geçişin yeni bir dönemecidir bu da...

Durmadan siyasal baskıları ön plana çıkarıp toplumsal baskıları gözardı etmenin, kendi düzeyimizdeki demokratik tepkisiyle karşı karşıyayız.

Politikada kim kimin gözünü nasıl çıkarıyoru izleme tiryakiliği, kim kimin sutyenini nasıl çıkarıyoru izlemeye dönüşüyor.. Köy kökenli taze kent lumpeni, eski kuşakların çakılıp kaldığı "kutsal sevgiler" edebiyatından çivisini söküp, gözlerini doğasal sevişme dedikodularına doğru çevirmede... Bu yeni eğilim, bayağılıklardan arındığı ölçüde, sanatlaşabilir de ilerde.. Ve birde bakarsınız, köy kökenli taze kent lumpeni, ortak bir mastürbatörlükten, Rodin sevgisine kadar uzanıvermiş...

İstanbul'un yeni kıyı yolu, karşılaştığı forslu kulüp yapılarıyla rıhtımlarının engelini aşabilecek mi, aşamayacak mı?

Dondurmacılar, kağıthelvacılar ve dönerci dükkanlarının garsonları:

- Aşacak beyim aşacak, diyorlar..

Ve Haliç'in düzenlenmesine karşı çıkanlara da kızıyorlar.

Renault'un içerde ürettiği arabalarda yerel malzemenin payı yüzde doksanı geçmiş.

Son modellerin otomatik düğmelerle açılıp kapanan ön camlarında, bilemiyoruz katkımız ne kadar? Ancak çok hızlı sakatlanıyor bu camlar ve onları indirip kaldıran küçük motorların da yedekleri, hiçbir yerde bulunmuyor.. Bu tür ihmaller, önemli olmasa da, hoş karşılanmayan ihmallerdir. Endüstri ürünlerindeki payımız artarken, kalite de geri saymamalı...

Küçük esnaf tipindeki maya bozukluğuyla, açıktan geçinme meraklılarındaki tokatçılık tutkusu, daha bir hayli törpülenmez ama; kadroları gelişmiş firmalar yaygınlaşırsa, bu derme çatmalık da, belirli bir cetvelin çizgisine oturmaya başlar...

Bağdat Caddesi'nin duraklarından sabahları personel toplayan servis otobüslerinin sayısı, kimsenin dikkatine takılmıyor... Batıyor muyuz, çıkıyor muyuz; bunu biraz da o servis otobüslerinin sayısıyla ölçmek gerek...

Ekim ne kadar güzel geçiyor... Gerçi bir sabah kalktığımızda, gökyüzünü baştan başa kapalı ve camları çiseleyen soğuk bir yağmurun ıslaklığında bulacağız ama, doğanın uzayan yaz armağanı, yine de büyük bir armağan...

Not: 15 yıl önce yazılmış bir yazı... "Güneş" koleksiyonundan...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır