Almanya'daki Türklerin hepsi sıradan kol işçisi değil. İçlerinde son derece başarılı sanatçılar, edebiyatçılar, bilimadamları, işadamları var. Dolayısıyla Türk ve Alman insanları arasındaki önlenemez ve yadsınamaz "beşeri kaynaşma"nın politik ayak oyunlarıyla ortadan kalkması mümkün değil.
ALMANLAR, kültür/tarih mirasına kökeni ne olursa olsun sahip çıkan, üzerine titreyen insanlar. Alman müzelerinde Türk-Osmanlı eserlerine bolca rastlanır. Hepsi çok bakımlı; ilk günkü gibi pırıl pırıldır.
ALMANLAR da İstanbul'a geldiklerinde kendi izlerini taşıyan tarihi eserleri ziyaret etmeye meraklıdır. En çok simgeleştirdikleri tarihi eser, Sultanahmet'deki Alman Çeşmesi.. Kayzer 2. Wilhelm'in 1898'de İstanbul'u ziyareti sırasında bizzat tasarladığı ve Alman mimar Schoele'ye yaptırdığı bu zarif anıt-esere Almanlar, günümüzde de özel bir önem veriyor. İstanbul'a gelen bir Alman turist düşünülemez ki, Alman Çeşmesi'ni ziyaret etmemiş olsun.
FAKAT çeşmenin durumu bizi, Alman konuklarımıza fena halde mahcup ediyor. Çünkü o güzelim kabartmalar pul pul dökülmüş, cephe hüzünlü bir çıplaklığa bürünmüş. Kubbe kırık dökük; kuş pislikleriyle kaplanmış. Musluklar bozuk. Püskürtme boyayla yazılmış duvar yazıları görüntü çirkinliği yaratıyor. Müthiş bir pislik kuşatması var: Her tarafta çöp tepecikleri yükseliyor.
İSTANBUL'a gelir gelmez büyük bir sabırsızlıkla Alman Çeşmesi'ne koşan Alman turistler işte bu perişan manzara ile karşılaşıyorlar.. Ve emin olun, bunu kendilerine karşı bir çeşit saygısızlık olarak algılıyorlar.
OYSA "beşeri ilişkilerimiz"in çok sıkı olduğu bu ülkeyle "siyasal ilişkilerimiz"in de olumlu zeminlere oturtulmasında, "tarihsel/kültürel sempati alışverişi"nin son derece önemli rolü var.