kapat

29.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


İğneyi kadınlara batırdık


Geçen hafta, "Bu erkekleri ne yapmalı?" diye yazdım. Herkes sordu: "Ya sizi ne yapmalı?" Biliyorum. Biz de sütten çıkmış ak kaşık değiliz.

Sürekli bizi koruyacak birilerini arıyoruz. Omzuna dayanacak birini bulup, hemen bizim olsun, aman başkalarına bakmasın, bütün zamanını bizle geçirsin, hayatındaki en önemli şey olalım istiyoruz.

Ve 11 yaşımızda neysek, 21, 31, 51 yaşımızda da aynıyız.

Bu köşeye yazacağım mektup, 11 yaşındaki bir kıza ait. İşte size aynı olduğumuzun bir kanıtı:

***

(Bu satırları yalnızca kahramanların adlarını değiştirerek yazıyorum, imlâ hatalarına dokunmadım. Mektup elime, oğluyla yakından ilgilenen bir annenin sayesinde ulaştı..)

Ahmet,
Beni aldattın. Nasıl dersen, bugün bizim arka bahçede. Benim gözümün önünde Ayşe ile gezip durdun. Benim kalbimi çok kötü bir şekilde kırdın. Senden bunu beklemezdim. Sen beni istersen bırak benden hoşlanan bir çok kişi var. İçlerinde senden sonra gelen Mehmet var. Şu an ben bu mektubu yazarken Ağlıyorum. İster benden özür dile. İster Ayşe'yi seç. Ama ben senden çok kötü öcümü alıcam. Bende senden adam olacağını sanıyordum.

Bu mektup son. Senden nefret ediyorum. Barışların aşağı bahçesine in. Kendini affetirmek istiyorsan gelip benden özür dile. 3 gün süre veriyorum. Pazar gününden itibaren özürünü kabul etmicem ve beni aldattığın için senden öcümü çok kötü alıcam bunu bilmiş ol.

Cehennemin dibine kadar yolun var!!!

Hale.
Mutlaka burnunu sürtmeliyiz

Nasıl da kadınca değil mi? Kalbi fena hâlde kırık, çünkü aldatılmış. Ama bırakamıyor. Çünkü bırakılması gerekiyor. Çünkü hep "alınmaya" alışmış.

Bir yandan da bazı durumları aşmış bile... "Sen yoksan, başkası sırada" diye tehdit ediyor. Tecrübelerime dayanarak söylüyorum, kadın kısmı bir başkasını garantilemeden, asla tekmeyi vurmaz. Başkasını bulmadan harekete geçmesi için onurunun fazlasıyla yerlerde sürünüyor olması lazım.

11 yaşındaki Hale, nefretle dolu. Ama ne olursa olsun bir şans daha vermek istiyor. Hatta duygularını ifade ederken, kendisine acınılmasını da istiyor. "Ağlıyorum" diye yazıyor. Ve gerçekten de bir şans veriyor: "Benden özür dile!" Ama bu özrün de bir süresi var. Çok da bekleyemez. Sırada yeni aşklar var. Tehditler yine sıralanıyor: "Öcümü alıcam." Aldatıldığı için fena hâlde kızgın, mutlaka burnunu sürtecek.

***

Ahmet ise şaşkın. Ne oldu? Anlayamıyor. Hoşlandığı bir başka kızla geziyor. O kadar. Tercih etmek O'nun hakkı değil mi? Zaten Hale'yi anlayamıyor. Ve bakın bu mektup karşısında neler diyor:

"Ben Ayşe'yi de Hale'yi de sevmiyorum. Onları 3-4 yıldan beri tanıyorum. Onlara aşık olamam. Ben sınıfa yeni gelen Peri'yi beğeniyorum. Çok güzel, akıllı. Benle ilgileniyor mu bilmiyorum."

Ahmet'in yanıtı çok net. Denemek, başkalarını tanımak istiyor. Çok haklı. Ama Ahmet'in bu sözleri bana başka noktaları da çağrıştırdı. Bunlar kesinlikle Ahmet için geçerli değil, çünkü o çok küçük.

Nedense erkekler öyle çok iyi dost olduklarıyla aşk ilişkisine girmeyi beceremiyorlar. Gerçekten de kafalarının çok iyi uyduğu karşı cinsle pek iyi aşk ilişkisi kuramıyorlar. Çünkü bilmediklerini, biraz da onlardan altta olanları tercih ediyorlar. Kendileriyle aynı seviyede, tanıdıkları ve hatta kendilerinden daha akıllı ve özgür bir kadınla birlikte olanlar çok az.

Aşk varsa, yaralanma olasılığı da var

Sonuçta, aşk her yaşta mümkün ve her yaşta çelişkilerle dolu. Aşık olduğumuzda, karşı tarafı ne kadar yanımızda tutabileceğimize odaklanıp kalıyoruz. İşler yolunda gitmeyince, yaralanmaya başladığımızda da hem korkuyoruz, hem de saldırganlaşıyoruz. Korkumuz kaybetmekten... Ama bir yandan da öfke doluyuz. "Sürünsün" mantığıyla yanıp kavruluyoruz.

Sonuçta nerede aşk varsa, orada yaralanma olasılığı da var. Ama biz bu yaralanma olasılığına hiç hazır değiliz. Düşündüğümüzde bile dünya başımıza yıkılacak gibi oluyor.

Ama evliliğe hep hazırız. Erkekler hiç hazır olmamalarına rağmen, biz hemen bir yuva kurup, hayallerimizdeki mutluluğu bulalım istiyoruz.

Birisini bulunca, arkadaşlarımızı unutup, tüm planlarımızı biricik erkeğimizin üzerinden yapıyoruz. Çelişkilerle doluyuz.

Kızıyoruz ama O'ndan vazgeçecek kadar değil.

Öfkeliyiz ama yine de bizimle olsun istiyoruz.

Kıçına tekme atma noktasına çok zor geliyoruz. Fazlasıyla kırılmamız, ezilmemiz, bükülmemiz gerekiyor. Gözümüzün içine iki sevecen bakış fırlattıktan, bir gününü bize ayırdıktan sonra sanıyoruz ki, her şey yolunda, en çok bizi seviyor.

Dayak yedikçe, horlandıkça bağlanıyoruz. Aldatıldıkça, O'na zarar vermenin yolunu daha çok yapışmak olarak görüyoruz.

Mutlu olmayı bilmiyoruz
Kadınlar bu yazdıklarıma kızabilirler ama bir kez dönüp çevrelerine baksınlar. 4 yıldır yüzlerce kadın dinledim, gördüğüm bir şey var: Kadınlar mutlu olmayı bilmiyorlar. Mutluluğu hep erkeklerinin üzerine kuruyorlar ve sonuç elde sıfır.

Zaten böyle bir mutluluk mümkün değil. Bir kişi ile mükemmel bir ilişki kurulsa bile, dünyaya açılan bütün kanalları kapatınca nasıl iyi bir ilişki yürütülür?

İğneyi kendimize batırdık. İşte biz de böyleyiz. Ama biz böyle olmayınca, özgür olunca, erkekler buna hazır mı? Asla hazır değiller.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır