Birkaç ay önce hastaneye yatacak duruma geldiğimde aklımın ucundan bile geçmemişti diyet yapmak, formumu korumak. Önce sağlığımdı önemli olan, başımı tutabilmek, ayakta kalabilmekti... Umursamayınca, kilo aldım tabii. Kendime gelince, yani sağlığıma kavuşunca yeniden rejim ve spor günleri başladı.
Depremden sonra da anlamsızlığını yitirdi diyet yapmak, selülit gibi görüntüsel sorunlarla uğraşmak. 45 saniye içinde her şey yok olabiliyor; siz, sevdikleriniz, eviniz, geçmişiniz, geleceğiniz, umutlarınız. Şişman olsanız ne olur, zayıf olsanız ne farkeder, öldükten sonra? İnsanlar kollarını, bacaklarını kaybediyor, ameliyattan ameliyata koşuyor, selülitler kimin umurunda?
Böyle diyorum ama yine de Cellulase haplarımı içmeyi ihmal etmiyorum. (Üç kutuyu bitirdim, valla ne yalan söyleyeyim, aman aman bir faydasını görmedim!)
Niye? İçimize işlemiş, beynimize kazınmış güzel olmak, beğenilmek duygusu. Herkes bizi beğensin istiyoruz, özellikle karşı cins. Hepsiyle aşk yaşayacağımızdan değil ama hoşumuza gidiyor arzulanan, istenen kişi olmak.
Kadın veya erkek için farketmiyor bu duygu. Ama biz kadınlar için durum erkeklere oranla daha farklı. Medyayı rakibelerimiz sarmış durumda. Her an karşımıza çıkıyorlar, düzgün vücutları, muhteşem göğüsleri, yuvarlak kalçaları, ince belleri ile. Umursamasaz gibi görünsek de umursuyoruz. Aynanın karşısına geçip kendimize bakıyoruz.
Erkekler ise yakışıklı ve düzgün adamları öne çıkarmıyorlar, onları gözümüze gözümüze sokmuyorlar. Çirkin, yaşlı, göbekli adamlarla idare etmemizden pek hoşnutlar. Onlar seksi seçilince de çok seviniyorlar.
Bizse ilaçlar içiyor, bıçak altına yatmaktan çekinmiyoruz. Hele ki sevdiğimiz adam bizden daha güzel bir kadına ilgi duyuyorsa...
Bir tesellimiz var; sağlık için de gerekli spor veya rejim yapmak, kısacası güzelleşmek. Sağlığımıza dikkat ederken güzelleşmişsek, ne yapalım yani...
e-mail: sguler@sabah.com.tr