


Zana'dan Avrupa'ya mektup: Türkiye'yi alın
Sabah'ın dünkü manşeti İmralı sonrası PKK'nın nasıl bir çizgi değişikliğine yöneldiğini bir kez daha gösterdi.
Ankara cezaevinde çıkan çatışmada PKK'lılar kenarda kalmışlar, operasyonu yöneten komutana da "Biz yokuz binbaşım" diye seslenmişlerdi.
Cezaevindeki kıyamete tanık olanlar arasında eski DEP milletvekilleri Leyla Zaman, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Adak da vardı. Bu 4 Kürt milletvekili, başından beri kah tanık, kah aktör, kah kurban olarak içinde yer aldıkları bir sürecin, bugün geldiği noktayı biraz hayret, biraz da merakla takip ediyorlar. Bir yandan mahkumiyetlerinin bitmesini beklerken, bir yandan da "dışarıda" olup bitenleri nasıl yorumlayacaklarını, ne gibi bir katkı yapabileceklerini düşünüyorlar.
Türkiye'de pek fark edilmese de özellikle Leyla Zana isminin bir kısım Avrupa başkentinde ve bazı çevreler üzerinde önemli etkisi var. Kürt sorununun çözümü yolunda adımlar atılmasını bekleyen ve Türkiye'ye Avrupa kapılarını açmak için bunu bir koşul olarak öne süren bazı Avrupalı yetkililer, bugüne dek DEP'lilerin cezaevinde tutulmasını eleştirirken "Zana'ya özgürlük" kampanyasına da destek verdiler. Zana'nın yurt dışına verdiği mesajlar, belli çevrelerde dikkate alındı; konu, resmi görüşmelerde Türkiye'nin karşısına çıkarıldı, gelen yabancı heyetler özellikle onunla görüşmek istediler.
Zana, -kendisi istemese bile-, bir tür "temsilci" pozisyonuna sokuldu.
***
İşte o Leyla Zana, 3 hafta önce, Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin hükümet başkanlarına çok ilginç bir mektup gönderdi. Mektubun sağ üst köşesinde "6 Eylül 1999/Ankara Kapalı Cezaevi" yazıyor.
Sol alt köşede ise Leyla Zana'nın adı ve imzası yer alıyor. Zana, mektupta biri doğal, diğeri siyasal iki depremin Türkiye'yi sarstığına dikkat çekiyor; iki depremin de acısını yüreğinde taşadığını belirtiyor ve "Son günlerde esen dostluk rüzgarlarını, bir dayanışma fırtınasına dönüştürerek depremlerin neden olduğu kara bulutları dağıtabileceğimize inanıyorum." diyor.
Abdullah Öcalan'ın "Türkiye'nin toprak bütünlüğüne dayalı demokratik cumhuriyet" yönünde yaptığı sınır dışına çekilme çağrısının PKK ve yan örgütlerinde kabul görerek uygulandığına dikkat çeken Zana, devletin de bundan böyle eski devlet olmayacağını, devlet-yurttaş ilişkilerinde yeni bir sayfa açılacağını, hak ve özgürlüklere ilişkin reform ve demokratikleşme çabalarının da süreç genişledikçe artacağını umduğunu belirtiyor.
Sorunun çözümünde tarihi bir fırsat yakalandığını vurgulayan Zana, Türkiye Avrupa ilişkilerine değinirken mektubun asıl mesajını veriyor: "Unutulmamalıdır ki, Türkiye toplumu demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazanmasının özlem ve umuduyla Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne üye ülkeler arasında görmek istemektedir. Avrupa Birliği'ne tam üyelik yolunda Türkiye'ye tanınacak adaylık statüsü, beraberinde demokrasinin yerleşmesi, özgürlüklerin genişlemesi, barış sürecinin derinleşmesi, toplumun kaynaşması ve kucaklaşması gibi sonuçlar getirecektir.
Ve talep: "Birliğin bu konuda kucaklayıcı, yol gösterici ve ikna edici olacağına yürekten inanıyorum."
***
Konuyu yakından izleyenler için, gerçekten ilginç cümleler bunlar.
Yıllar yılı, güneydoğu sorununun tam göbeğinde yer almış bir siyasetçi geçen hafta, yakın çevresindeki bağnazlıktan yakınıyor, "Avrupa'dan gelen heyetlere 'Türkiye'yi dışlamayın' dedim diye bana tepki gösteriyorlar. Oysa demokratikleşme için bu şart" diyordu. Artık bu tavır değişiyor.
Avrupa Birliği'nin demokratikleşme, demokratikleşmenin de çözüm getireceği umudu devlet katlarından, hapishane koğuşlarına kadar yayılıyor.
Ankara kapalı cezaevinden Avrupa başkentlerine ulaştırılan ve Avrupalı liderlere "Türkiye'yi kucaklayın" diyen Leyla Zana imzalı bu mektup, Türkiye'nin adaylığının görüşüleceği Helsinki zirvesi yaklaşırken herhalde Avrupa'daki bazı çevreler üzerinde resmi ağızlardan daha etkili olacaktır. Daha önce de yazmıştım: Süreç, herkesi şaşırtan son derece ilginç bir seyir izliyor.
Üstelik, daha başında sayılırız...