kapat

29.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Valiye göre hazırız...

İstanbul Valisi Erol Çakır'la konuştum. Halkın çok merak ettiği şu soruyu sordum: "Bilim adamları İstanbul'da bir depremin olacağını kesin dille söylüyor. Ama zaman veremiyor. Şiddetli bir deprem olursa ne yapacağız?"

Erol Çakır "17 Ağustos depremi gibi olmayacaktır" dedi.

Yanisi şu; "İlk deprem büyük deneyim oldu. Aynı şekilde bir daha yakalanmayız."

Valiye sordum; "Şu ana kadar neler yapıldı?"

Kumkapı'daki bir okul "kriz merkezi" olarak kullanılacakmış. Ayrıca vilayet bahçesine 200 metrekarelik bir baraka inşa edilecekmiş. Bu barakada hem teknik araçlar bulunacakmış, hem de deprem anında karar merkezi buraya taşınacakmış.

Polisten seçilen 50 kişilik bir ekip "kurtarma" eğitimi almaya başlamış.

İstanbul ve çevresindeki fabrikaların, kullandıkları iş makinalarının, alet ve edavatın dökümü çıkarılıyormuş, deprem anında kimden ne isteneceği yazılıyormuş.

Valilik bütçeden bir fasıl ayırmış ve kurtarma araç gereçleri satın almaya başlamış.

Aslına bakarsanız bütün uyarılara rağmen yapılan çok fazla bir şey yok. Şartlar buna müsaade ediyor.

Ama işin korkunç yanı, yukarıda sayılan önlemlerin, 17 Ağustos depreminden önce de "kağıt üzerinde" var olması. Yani biz "önlem, önlem" diye tutturuyoruz ya, aslında bütün bu önlemler çok önceden düşünülmüş, uygulama aşamasına gelince sistem çökmüş.

Büyüklerimiz "Deprem çok büyüktü, yoksa sistemimiz tıkır tıkır işlerdi" diyorlar.

Ne diyeyim, memlekette bahane bol.

Babalar reklâmı...
Ne tuhaf olaylar oluyor. Açıyorsunuz gazeteyi Sedat Peker'in "fikirleri, eserleri" tanıtılıyor. Ötekini açıyorsunuz Peker'in Çakıcı'ya gönderdiği "Abi emrindeyim" mektubunu okuyorsunuz. Ertesi gün daha çarpıcı bir haber; Çakıcı kimsenin kendisini çizmeye kalkmaması gerektiğini söylüyor. Bütün bunların adı habercilik. Bizim için öyle. Peki adı geçen isimler için ne oluyor? Şimdi bu haberlerden sonra, diyelim ki Çakıcı Fransa'da serbest kaldı. Bir telefonu bile yürekleri hoplatmaya yetmez mi? Ya da Peker'in adının bile geçmesi insanın tansiyonunu yükseltmez mi? Onlar kendilerini "baba" görmeseler bile belli bir çevre bu isimlere "baba" gözüyle bakıyor. Yeraltı dünyası kendi arasında hesaplaşıyor belki. Bize ne oluyor, bu kadar reklâm yapmaya hakkımız var mı?

Koordinatör vali
Depreme zamanında müdahale edemeyen iktidar kendine gelme uğraşı içinde İstanbul hariç depremden zarar gören illere "koordinatör vali" gönderiyor. Bu valiler güya depremle ilgili çalışmaları yürütecek. "Güya" diyorum, çünkü iş göründüğü gibi basit değil. İllerin asıl valilerinin koordinatör valilerden pek hoşlanmadığını öğrendim. İşin kötüsü koordinatör valiler de durumdan memnun değil, üstelik çekiniyorlar. Çünkü bu valilerin sözde yetkileri var ama bu yetkiyi kullanacak güçleri yok.

Çünkü emniyeti, jandarması, kamu yöneticileri, mülki amirler asıl valiye bağlı. Koordinatör valilerin ise bu birimlere direk emir vermesi mümkün değil. İş iki vali arasındaki iyiniyete bağlı. Bu durumda asıl valiler isterse koordinatör valilerin elini kolunu bağlayabilir.

Göreceksiniz.
Cennet ve cehennem

Deprem felâketiyle birlikte televizyon ekranlarının nasıl canlandığını görüyorsunuz. Bir ayı aşkın süredir günün hemen her saatinde yapılan canlı yayınlar, tartışmalar, bilgi bombardımanları, eleştiriler televizyonlara bir başka ciddiyet de getirdi.

Bu arada deprem felâketiyle birlikte yaşadığımız aksaklıklar, lime lime olmuş sistemimiz bütün çıplaklığı ile ekranlardan yansıyor. Vatandaş nasıl bir yönetim altında yaşadığımızı vicdanı sızlayarak izliyor. Tabii bu yayınlar sırasında ortalığı "cehennem gibi" gösteren anlar da olmuyor değil. Özellikle birbirini tutmayan bilimsel açıklamalar, her an bir deprem olacakmış havasını yayan iddialar, ruh sağlığımızı derinden etkiliyor ve herkesi korkutuyor.

Ama bir de tersi var ki evlere şenlik. Bilmiyorum fırsatınız olup TRT haberlerini izliyor musunuz?

TRT'ye göre depremle birlikte yaşanan hiçbir sorun yok. Her şey düzenli, harika, insanlar mutlu, çocuklar neşe içinde, devlet duruma el koymuş, eksik yok, gedik yok.

Zannedersiniz ki deprem bölgesi "cennet hayatı" yaşıyor. Hani biraz daha ileri gitseler "İyi ki deprem oldu, bölge halkı cennet hayatını yaşamaya başladı" diyecekler.

Moral verelim vermesine de, gerçekleri görmezden gelmek biraz ayıp oluyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır