Başbakan Ecevit'in ABD gezisi, nerdeyse Ankara'nın ayaklarına, Başkan Clinton'un bizzat kendi elleriyle kırmızı halı döşeyeceği rüzgarlanmalarında değerlendiriliyordu.
Biz ekonomik açıdan her türlü Amerikan desteğini sağlayacak, ama KKTC konusunda asla ödün vermeyecektik.. ABD bir çok nedenden ötürü Türkiye'ye muhtaçtı; onun için de bir dediğimizi iki etmeyecekti.
Mehmet Ali Birand, Ecevit'in gezisiyle ilgili olarak Washington'dan yazdığı yazıya dün şu başlığı atmıştı, "Washington'da hayal kırıklığı: Ekonomide beklenen alınamıyor".
Bu başlığı görünce babaannemin bir sözünü daha hatırladım:
- İşte yerden alıp gökte yemenin sonucu...
ABD, Türkiye'ye ilk elçisi David Porter'i II. Mahmut döneminde göndermişti. Elçi, Sultan Mecit'in padişah olduğu yıllarda İstanbul'da öldü. Ve ABD donanması elçinin cenazesini almak için ilk kez geldi İstanbul'a...
1853-54 Kırım Savaşı'nın da fotoğraflarını ilk kez kim çekmiştir biliyor musunuz; fotoğraf makinesinin yeni icat edilmiş olmasına rağmen, Amerika'dan özel gönderilmiş bir ekip..
Türkiye-ABD ilişkilerinin 170 yıllık geçmişi üstüne yapılmış kaç doktora tezi vardır bilmiyoruz.. Bildiğimiz, ABD'nin Türkiye'yi hangi boyutlarda tanıdığının tam bilincinde olmadığımız..
O nedenle kendi önemimizi şişmanlatalım derken, diplomatik doğal bir geziyi, anlamsız abartma savurtmalarına uğratıyoruz..
Şimdiye dek sorunları; örneğin İnsan Hakları sorununu, Anayasa sorununu, Kıbrıs sorununu köklü bir çözüm dışında, yani sürüncemede bırakmanın kârı ne oldu, zararı ne oldu?
Emekliliği yaklaşmış bürokratların, sorunlar karşısında oldum bittim, benimsedikleri taktik, "benden atlasın da nerde patlarsa patlasın" doğrultusundadır.
Şarklı ihtiras, sadece "yetki" ister. Ama asla "sorumluluğa" yanaşmaz.
Gazi, daha 1921'de:
"...büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın husumetini, garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine celbettik", demiş...
Ben de haberleri ve demeçleri izlerken, rahmetli babaannemin sık tekrarladığı o ünlü sözü mırıldanmadan edemiyorum:
- Ağızda pilav pişse, benden Tuna kadar yağ...