kapat

27.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Faslı kızlar'ın sırrı


Onlara ilk rastladığım günü çok iyi hatırlarım. Sanki bir film karesinden çıkıp da aramıza yanlışlıkla karışmışlar kadar gerçek dışı bir duygu yaratıyorlardı çevrelerinde.

Hayır ne 'super star' burunları, ne de pahalı ve gösterişli kıyafetleri vardı. Yalnızca ama yalnızca neşeli ve samimi görünüyorlardı.

Sağlıklı ve özgüvenliydiler. Sanki kendilerini ve birbirlerini seviyor, hatta güveniyorlardı. Daha sonra onlarla tanışma şansım olduğunda onların birbirleriyle gurur duyup, başarılarına karşılıklı destek verdiklerine de şahit olacaktım. Üstelik hiçbiri köy ve/veya kasabaların henüz 'bozulmamış' masumiyetinin(!) değil, hepsi insanların rekabet hırsıyla açıkca birbirlerinin gözünü oyup, başarısını karalamanın erdem(!) sayıldığı büyük kentlerin kızlarıydılar.

Şimdi rahmetli babaannem bu yazdıklarımı duysa, Seymen ağzıyla; "Vih, ne varmış kızların birbirini sevmesinde di bakalım Peteğim?" diye sormaz mıydı? Tabii artık zaman değişti Kamile Kadın, kadınlar da erkekler gibi birbirlerinin gözünü oyuyor desem, işe yaramaz, inanmazdı babannem. O kafasının yatmadığı hiçbir şeye inanmadan öldü.

Göz hapsine aldım...
Kıskançlık ve kötülük haberleri, dedikoduları ve korkularıyla tıka basa doldurulan bilincimiz ve bilinçaltımız bize güzellik ve sevgi hikâyelerinin ancak film ve romanlarda yaşanabilir olduğunu kabul ettirmek üzere dayatılıp duruyor. Aklımız bizi düşkırıklıklarının zehrinden ve sahte dostların 'habaset'inden korumak için 'uzak' durmaya, giderek 'yalnız' kalmaya doğru itiyor. Eh ne yapsın, akıl, sağlam beden istiyor sonuçta! (Hadi gel de bunu babaanneme anlat şimdi!) İşte bu nedenle olacak bu beş kadının berrak bir ırmak gibi akan dostluğunu farkına vardığım andan itibaren onları istemeden göz hapsine aldım. Kötü niyetle değil yemin ederim, gıptayla, heyecanla, özenerek, sevgiyle. Ama en çok özlemle... Kaybedişimde her biri için gözyaşı döktüğüm Müge, Eser, Nesrin, Feride ve diğerlerinin özlemiyle...

***

Demek bu son otuzları ve/veya ilk kırklarında hemen hemen yaşıt gösteren beş kadın birbirlerini kıskanmaksızın, birbirlerini ne zaman nerede ve nasıl zehirleyeceklerini planlamaksızın, tıpkı ilkokullu çocukların saflığı (bizim zamanımızda ilköğretimli denmezdi de), liselilerin vefalılığıyla dostluk edebiliyorlardı. Hiç yutar mıyım ben? (Eski kül yutmaz havaları savurarak!) Ve hemen bu işi yakın takibe aldım. (Ah Tanrım, beni haksız çıkart, lütfen ben yanılmış olayım!)

Üç yıl önceydi, Fas'ın Kazablanka şehrinde 'Akdenizli Kadınlar Konferansı'na Akdenizli kadın yazar sıfatıyla Türkiye'yi temsilen davet edilmiştim. Ortak bir Akdeniz kültür mirası ve dolayısıyla edebiyatı üzerine hazırladığım konuşmam sırt çantamda, uçağa atlayıp, Kazablanka'ya gitmiş, bütün çaylak turistler gibi (üstelik filmin orada çekilmediğini bile bile ) Humphrey Bogard ile Ingrid Bergman'ın izini aramıştım. (Tabii o arayışın ta kendisiydi aradığım.) Kazablanka o hafta adı Akdeniz olan bir bereketli denizin bütün yönlerden kalkıp gelen farklı pasaportlu Akdenizli kadınlarla şenlenmişti. İşte o beş kadına kaldığım otelde rastlamıştım. İçlerinden iki tanesi ülkelerinin büyük gazetelerinde yazan gazeteci kadınlardı. Biri aktivistti, ulusal ve uluslararası bir çok konuda sivil toplum insiyatifini yaşama geçirmek üzere mücadele ediyordu.

Sırrını bulmaya kararlıyım
Bir tanesi halkla ilişkiler uzmanıydı, işiyle hayatı tamamen içiçe geçirmiş, koşullar ne olursa olsun o, yaşamdan zevk almakta direniyordu.

Beşincisi edebiyat yazarı olduğu için en çok ondan söz ederek onu kayırmak istemiyorum ama bana cesur ve kara mizahı çok seven bir yazar olduğuna dair şahane ipuçları verdi. Nasıl oluyor da, aynı ülkenin beş başarılı genç kadını birbirlerini kıskanmadan bu kadar yakın dost oluyorlardı bir türlü anlayamıyordum. Daha doğrusu yüreğim anlıyor, aklım direniyordu. (Ya bu yürek de umutlanırsa ve düşkırıklıkları yeniden... Hayır, akıl bedeni korumak zorundadır, izin vermiyor bana.) Bu iç hesaplaşmaları yaparken boş durmuyor, bir yandan Lübnanlı yazarlarla aynı gruba düşen bildirimi sunuyor, bir yandan da bir yolunu bulup kendimi beş kadının Marakeş'e yapacakları geziye davet ettirmeyi başarıyorum. Dedim ya, bu kadınların sırrını bulmaya kararlıydım.

Onlardan biri oldum
Marakesh'te değil onların sırrını anlamak ve zayıf yanlarını keşfetmek, ben de onlardan biri olup, onlar gibi doya doya eğlendim. Kız lisesinden beri atmayı unuttuğum, rahatlıkta çınlayan kahkahalarımın gevrek sesine karışan o beş kadının samimiyet ışığı, karanlıklarımı hâlâ -şimdi bile- aydınlatacak kadar güçlüydü. Aynı gece oteldeki odama çıktığımda artık adlarını öğrendiğim bu beş kadını tek tek analiz ederek anlamaya çalıştım.

İçlerinden iki tanesi evli, üç tanesi anneydi. Hepsi birçok aşk sevinci ve aşk acısı yaşamışlardı. İş yaşamlarında iniş ve çıkışlar, yorucu deneyimler olmuştu. Üç tanesi yaşamak için mutlaka çalışmak zorunda olduğunu anlatmıştı. Bana sorarsanız bütün bunlardan ötürü hepsi hoş kadınlardı.

Akdeniz beyazı, Akdeniz kumralı ve Akdeniz esmeri renklerindeydiler. Biri çok seksi, biri feci cilveli, biri dikkafalı, biri çok yaramaz, biri inanılmaz mistikti. Bu sonuncusu Bette Midler'in 'hık' demiş burnundan düşmüştü. Ortak yanları modern kadının artık (ve nihayet) kendisini de seven, kendisine ve aklına güvenen, enerjik albenisiydi.

***

Ben onları çok sevdim. Bana, yaşamın büyük kentlerdeki yetişkin ve çalışan kadınların elinden söküp aldığı kadın dostluğunun yeniden olabilirliğini öğrettiler. Bana, başarılı kadınların birbirlerini mutlaka kıskandıklarını yıllardır yineleyen bütün yalnız ve mutsuz insanlara inat, samimi ve birbirleriyle gurur duyabilen kadın arkadaşların hâlâ olabileceğini kanıtladılar. Yıllardır yaprak dökümü gibi birer birer yitirdiğim, yitirirken üzüldüğüm kız arkadaşlarımdan sonra yine, yeniden yakın ve içtenlikli kız arkadaşlarım olabileceği umudunu verdiler. Birbirlerine benzemeyen, farklı yaşam tarzları olan bu kadınlar içtenlik denen ortak noktada buluşmayı başarmışlardı. Aralarına rekabet ve kıskançlık belki bu nedenle giremiyordu hâlâ... Birbirinin kurdu olanlar, aslında kendilerini başarmış ya da başarıyı haketmiş hissetmeyenlerdi belki... (Öyle mi doktor?)

Kod adı: Faslı Kızlar...
Sonunda hepimiz aynı uçakla İstanbul'a döndük. Aramıza sonradan katılan ama hemen hepimizin eski arkadaşı bir başka gazeteci-yazarla birlikte sayımız altı oldu. (Bu da fena halde gizemli bir güzel.) Ve bazılarımız daha önceden tanışırken, biz beş Türkiyeli kadın ilk kez Fas'ta topluca biraraya geldiğimiz için hâlâ "Faslı Kızlar" kod adını kullanırız. İş gezilerimiz ve ev-aile-sağlık durumlarımız elverdiğince sık sık buluşup birlikte yemek yer, içer ve aynı samimiyetle kahkahalar atarız.

Birbirimizden uzak coğrafyalarda telefon, elektronik posta ve pullu postayla haberleşiriz. Daha önemlisi birbirimizin başarılarıyla gurur duyar ve birbirimizi destekleriz.

***

Biz; gazeteci-yazar Seda, aktivist Ceylan, gazeteci-yazar Gila, halkla ilişkici Sandra, gazeteci-yazar Ayça ve bendeniz. Geçen perşembe gecesi kimimiz şarap, kimimiz kola, kimimiz soda kadehlerimizi kaldırmış, "Kızlar ne kadar özlemişiz birbirimizi" derken yeni Türkiye'nin yeni kadını adına bir alternatif oluşturduğumuzun, sorumluluklarıyla beraber pekala farkındaydık. Artık kim kimdir, onu da siz bulun, biz gelecek ay buluşma planlarına başladık bile, tabii o sırada Ceylan Atina, Şanlıurfa veya Bodrum'da olmazsa, Seda Kenya'ya, Gila Paris'e, Sandra Büyükada'ya, Ayça Berlin'e gitmezse... Bana gelince, benim yüreğim bütün sevdiklerimi taşıyacak kadar büyüdü artık!


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır