Çünkü orada her şey kuralına uygun yapılıyor. Suistimaller, yolsuzluklar cezasız kalmadığından sistem düzgün işliyor. Son örneği Taiwan'da da gördük.
Bizim suçumuz Türkiye'de yaşıyor olmak. Bizi yönetenlerin görevlerini iyi yapamamasından dolayı bizler mağdur duruma düşüyoruz. Canımızdan oluyoruz, sevdiklerimizi yitiriyoruz...
Binnaz'ın yaşadıkları, onlarca, yüzlerce, binlerce örnekten yalnızca bir tanesi... Binnaz 17 Ağustos depreminde enkaz altında kalanlardan. Saatler sonra çıkarılıyor betonların altından. Ayağı ezilmiş bir şekilde. Hastaneye kaldırılıyor. Yaşadığına sevinemiyor Binnaz. Kurtarıldığında eşini yitirdiğini öğreniyor çünkü. Tek tesellisi 2 yaşındaki kızının kurtulmuş olması.
Binnaz mutsuz, Binnaz perişan, Binnaz geleceğe umutsuz yol alırken Türk olmanın bedelini bu kez ayağını kaybederek ödüyor.
Binnaz'ın ayağı kangren olma tehlikesiyle karşı karşıya. Bir an önce tedavi edilmesi gerekiyor. Türkiye'de basınç odası olmadığı için yurt dışına gitmesi lazım. (Deprem öncesinde bu konuyla ilgili yazılar yazmadığım için nasıl da suçlu hissediyorum kendimi. Yazsam da bir şey değişmeyeceğini bildiğim halde). Kurtarma çalışmaları için Türkiye'ye gelen Alman ekip, Binnaz'ı hemen Almanya'ya götürmek istiyor.
Gelin görün ki burası Türkiye. Binnaz'ın pasaportu yok. Binnaz'ın nüfus kağıdı evinin enkazı altında. Bürokrasi çarkı işliyor. Binnaz yurt dışına çıkamıyor ve ayağı kesiliyor.
Binnaz şimdi evsiz, işsiz, parasız ve ayaksız olarak yeni bir hayata başlayacak. Başlayacak gücü kaldıysa tabii...
Bizler kendimizi suçlarken, gerçekten sorumlu olanlar ne hissediyorlar acaba?
e-mail: sguler@sabah.com.tr