|
|
ABDURRAHMAN YILDIRIM(yildirim@sabah.com.tr
)
|
  
Krizler ekonomiye yarar
Cengiz İsrafil, Turgut Özal döneminde ABD'den geldi. Özal'ın prensleri arasındaydı. Özelleştirmenin ilk patronuydu. Bugünün finansçısı İsrafil, krizin ekonomiye uzun vadede yaradığını söylüyor:"Tıpkı ağaçların budanmasında olduğu gibi. Budandıktan sonra ağaçlar daha gürleşirmiş."
İsrafil ile iki yıl sonra bir araya geldik ve krizi konuştuk.
* Küresel krizin Türkiye'ye etkisini nasıl değerlendiriyor sunuz?
Krizler ekonomiler için yararlıdır. Kısa vadede sorun gibi gözükse de, uzun vadede kesin yararlıdır. Krizde şirketler zorlanır ama yapı değiştirerek yeni duruma uyum sağlarlar. Değişemeyenler, yeni döneme ayak uyduramayanlar ise piyasadan çekilir, batar. Ancak kalanlar daha sağlam olur. Bu tıpkı bir ağacın budanması gibidir. Budarken ağacın bazı dalları gider, ancak bu işlem ağacın diğer dallarını güçlendirir. Uzun vadede ağacın kurumasını önler. Bu krizde de bu gerçek bence değişmeyecek. Küresel kriz, sizin de bildiğiniz gibi, Asya'dan başladı. Zaten orada başlamadan önce bazı fon yöneticileri bu ülkelerden paralarını çekmeye başlamıştı. Bu kriz bölgesel bir kriz olarak kalabilirdi. Ancak üzerine Rusya krizi eklenince etkisini ikiye katladı. Rusya'nın borçlarını ödememesi sermayeyi çok ürküttü. Para Asya'dan kaçtı. Avrupa'yı atlayarak Amerika'da park etti. Bunun sonucunda Amerika'da tarihte görülmeyecek kadar muazzam fonlar birikti. Bunun etkisiyle Amerika çok güçlü şekilde büyümeye devam ediyor. Borsasındaki yükseliş de bir iki hafta öncesine kadar herkesi şaşırtan biçimde sürdü.
Amerika'da muazzam fonlar birikmesine karşılık, gelişmekte olan ülkelere henüz bir sermaye akışı başlamadı. Bunun nedeni ne? Bu para ne yapacak?
"Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" derler. Sermaye de şimdi aynen öyle. Gelişmekte olan ülkelere sınırlı ölçüde gidiyor. Asya'dan ve Rusya'dan ağzı bir kere yandı. Gittiği zaman da çok dikkatli gidiyor.
HAZİNE GARANTİSİ YETMEZ
Gittiği ülkelerin hazinesinin garantisi artık yetmiyor. Projenin de iyi olması, sağlam olması, hatta dört dörtlük olması gerekir. Projede en ufak bir hatanız varsa, para gelmiyor.
Biz daha önce finanse edecek proje ararken şimdi büyük taleplerle karşı karşıyayız. Bu sefer talep bana gelmeye başladı ve ben seçmek durumundayım. Ben de başarılı olmayacak bir projenin peşinde koşmak istemiyorum. Ben derken Fil Finans bunu tek başına yapmıyor. Başka ortaklar da var.
Nasıl projeler alıyorsunuz?
Enerji projeleri üzerinde çalışıyorum, bir baraj projesi var.
Hangi baraj?
İsmini açıklamak, müşteri için doğru mudur, değil midir, bilmiyorum. İzin almadan olmaz. Türk-Amerikan projesinde 10 tane baraj var, onların en büyüğünden bir tanesini aldık.
* 98 krizini Türkiye yönetebildi mi? 94'le bir karşılaştırma yapar mısınız?
Türkiye aslında bu krizden başarıyla çıktı. 94 yılında durum çok daha vahimdi. Kendi kendimize yarattık o krizi ve 94'ün Ocak ayında zaten artık iş bitmişti. 1994 krizin olması gereken bir yıl değildi. Fakat o zaman bazı kurumların başında olan kişiler ve siyasiler hata yaptı, daha doğrusu olması gereken şeyi yapmadılar.
O kriz bir bilinçsizlik ortamında oldu, ama alınan önlemlerle kısa sürdü.
Bu krizde Türkiye'nin yönetimi başarılı, ancak etki dışarıdan geliyor. Reel sektörü de etkilediği için krizden çıkış kolay olmuyor, krizin süresi uzuyor.
Türk özel sektörü bu krizde nasıl bir sınav verdi? Nasıl bir yapılanma geçiriyor?
Türk özel sektörünün genelde bir zaafı var. Ya iç pazara yönelirler, dış pazarı unutular, ya da dış pazara yönelse bile, bir ülkeye veya bir bölgeye yönelirler. Tek bir pazardaysanız, bu pazar krize girdiği vakit siz de buhrana giriyorsunuz. Sırf Rusya'ya mal satıyorsanız, krize girdiğinde müşteriniz kalmıyor ki. O açıdan bizim özel sektörün dünya çapında pazarlama yapması gerek. Her zaman pazarın genişletilmesi, daha az kâr bile olsa yeni pazarlara girilmesi ve varsa mevcutların korunması gerekiyor. Pazarda tek müşteriye çalışırsanız, bu riski büyütür.
ÖZEL SEKTÖRÜN İKİ SORUNU
Şu anda özel sektörün iki büyük sorunu var. Bir tanesi pazarının büyük bir bölümünü kaybetmesi. Diğeri de, Uzakdoğu'da devalüasyonlar nedeniyle rekabetin artması ve fiyatlar düşmesi. Sonra herşey yoluna girmek üzereyken bu deprem geldi.
Krize yönelik olarak şirketler önlemlerini alıyorlar. Yeni pazar arayışları bir ölçüde sonuç vermiş durumda. Şirket evlilikleri konusunda ise biraz ağırlar. Ama ben yine de Türk özel sektörünün dinamizmini bu krizde de ortaya koyacağına ve bugünkü zor koşulları geride bırakacağına inanıyorum. Başka seçenek de yok zaten. Krizler insanlara seçenek bırakmıyor ki.
Sağlam bina için ipotek piyasası lazım
* Deprem toplumda ve ekonomide ne gibi değişikliklere yol açtı?
Depremde bir sürü konuda ne kadar hazırlıksız olduğumuzu, zayıflığımızı gördük. Türkiye'de depremin ortaya koyduğu bazı gerçekler var. Biz kendimize hukuk devleti diyoruz. Fakat inşaatlar hukuki bir şekilde yapılmıyor, kaçak binalardan tutun, Hazine arsalarına yapılmış binalarda adam oturuyor. Resmen araziyi gasp ediyor, üzerine bina yapıyor. Ruhsatsız binaların sayısı herhalde ruhsatlılara yakın. Hazine arazisini bırakın, kendi arazisine bile ruhsatsız bina yapıyor.
Çözümü sizce ne?
Böyle şeyleri kanunlar çıkararak önlemek çok zor. Piyasa bunları kendi kendine halleder. Mesela Türkiye'de nakit parayla konut alınıyor. Batı ülkelerinde ise ipotek piyasası gelişmiş. Amerika'da yeni evli bir çift bir kaç senede evin fiyatının yüzde 10'unu biriktirirler, yüzde 90'ını bankalar 30 yıl vadeyle finanse eder ve öyle ev alırlar. Türkiye'de böyle bir sistem olsa, ev ruhsatsızsa, ev sigortalı değilse, ev kurallara göre inşa edilmemişse bunları ipotek yoluyla kimse para vermez. Türkiye'de böyle bir piyasa yaratılsa, zorunlu sigortayı bir tarafa bırakın, ipotek edilebilecek bir evi insanlar alacaktır. Piyasa kendi kendine bu standartları koyar. O vakit siz finanse edilebilecek evi alacaksınız. Müteahhit de finanse edilebilecek binaları yapacaktır.
Ülke olarak vadeyi nasıl uzatacağız?
Bir kere paranın para olması lazım. Bir şirket bana bir faaliyet raporu verdiği vakit beş yıllık durumunu göremiyorum. Oturup dolara çevirmem lazım. Kolay bir iş değil. Önce paranın tarifi, hakiki anlamda tasarruf aracı olması ve geriye doğru bir anlam ifade etmesi lazım ki, Türkiye'de vade uzayabilsin.
O zaman enflasyonun düşmesi gerekiyor, değil mi?
Elbette. Başka yolu var mı? Enflasyonu düşürmeden paranın değerini korumak, uzun vadeli piyasayı geliştirmek mümkün değil. Kimse hesap yapamıyor ki, nasıl vadeyi uzatsın. Dolayısıyla bu ortamda bırakın 30 yılı, 10 yıllık bir piyasayı bile kuramazsınız. 10 yıllığına parayı kim verir size? Çünkü paranın gelecekteki değeri kestirilemiyor, bir yerde kaç para edeceği bilinmiyor. Herkes düşşün diye dua ediyor ama 10 yıl boyunca enflasyon yüzde 100 civarında da dolaşabilir, yüzde 25 civarında da olabilir. Dolayısıyla önce enflasyonun düşmesi beklenir ve düştüğüne dair toplumda kanaat oluşursa, o zaman vadeyi uzatmak mümkün olabilir.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|