kapat

27.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YAVUZ DONAT(ydonat@sabah.com.tr )


"Asayiş berkemal"

Evlerin dolarla satıldığı... İşyerlerinin dolarla kiraya verildiği Kavaklıdere'den çıktık... Tam dört kilometre, yedi yüz metre gittik... Ve "hâlâ Türk parasının geçerli olduğu" Ulucanlar'a vardık.

"Kestane Sokağı" polis tarafından kesilmişti.

Cezaevine giden diğer cadde ve sokaklar gibi.

Otomobilden indik.

Yürümeye başladık.

Polis otomobilleri.

Ambulanslar.

Panzerler.

Ve köşelerde üçer beşer kişilik gruplar.

Sonra cezaevine yaklaştık.

Burada önümüze yine polis barikatı çıktı.

Barikatın hemen solunda Meydan Kıraathanesi.

Kıraathanenin camekanında bir yazı:

- Ayakkabı tamir edilir. Ayakkabı satılır.

Camekana satılan ayakkabılardan birkaç "numune" de konulmuş.

Bunlar "ikinci el" ayakkabılar.

"Tamir edilmiş."

"Yeni alıcısını" bekliyor.

ooo

Az beride yine bir "kundura tamircisi."

"Dükkan, baraka" karışımı bir yer.

Ve çevrede bol sayıda "kebapçı."

Adım başı "kıraathane."

Cezaevi, bölgenin "canlılık kaynağı."

Cezaevi olduğu içindir ki...

Bölgeye Jaguar'lar, Mercedes'ler geliyor.

Mahkum yakınları... İnfaz memurları "Kıraathaneleri... Lokantaları" dolduruyor.

Eğer cezaevi olmasa...

Hâlâ Anadol otomobillerin dolaştığı... İkinci el ayakkabıların satıldığı Ulucanlar'da "Puro içen... Yedi serisinden BMW'ye binen" insanların işi ne?

ooo

Polislerle konuşuyoruz.

"Asayiş berkemal" diyorlar.

Ölen, yaralanan var.

Ama sonunda "asayiş berkemal"

Sonra "halkla" konuşuyoruz.

Esnaf ne kadar "cezaevi bereketinden" memnunsa... Evi, barkı bu bölgede olanlar da, o kadar şikayetçi.

Herkes "aynı soruyu" soruyor:

- Şehrin göbeğinde cezaevi olur mu?

ooo

Bizim spor yazarı Tayfun Özsoy, uzun yıllar "buralarda" oturmuş.

Onunla "sağı, solu, ara sokakları" dolaşıyoruz.

Manzara sanki "kırk yıl öncesi."

Ve burası, Modern Ankara'nın... Kavaklıdere'nin "beş kilometre ötesi."

ooo

Modern Ankara'da kavunun kilosu iki yüz bin.

Cezaevinin çevresinde ise "seksen bin."

Modern Ankara'nın manavlarında "Kivi" satılıyor.

Ulucanlar'da ise "Kivi" sorduğumuz zaman...

Manav "Biz sebze, meyve satarız... Pil değil" yanıtını veriyor.

Modern Ankara'da lokantaların, dükkanların isimleri "İngilizce."

Ulucanlar'da ise...

"Sungunlu Kebapçısı."

"Artvin Bakkaliyesi."

"Çankırı Kıraathanesi."

ooo

Birisi diyor ki "bugün işe gidemedim."

Tayfun "nedenini" soruyor.

Adam, gözlerini ovuşturuyor:

- Gözyaşartıcı bombadan... Hâlâ gözlerimden yaş geliyor... Sonra, polis yolları kesmişti.

ooo

Diyoruz ki "arkadaşlar, cezaevine silah nasıl giriyor?

Polisler gülüyorlar.

"Bu da nasıl soru?.. Nasıl girdiğini bilmeyen mi var" dercesine.

Sonra halktan biri...

"Abi kusura bakmazsan bir şey söyleyeceğim... Biraz ayıp ama" diye başlıyor.

Söylediklerini "Özür dileyerek... Sansürsüz" yazacağız:

- Hancı orospu, yolcu orospu... İçeri silah sokmaktan kolay ne var?

Çevreden şu tepki geliyor:

- Doğru... Ayıp kaçtı ama... Çok doğru.

Ve tek katlı... Yıkık, dökük evin penceresindeki yaşlı teyzenin sesi yükseliyor:

- Devir parası olanın devri yavrum... Haklı olanın değil.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır