Ve depremin, Türkiye için bir milat olup olmadığı böylece ortaya çıkacak.
Deprem öncesi Türkiye'de savurganlık, başıboşluk ve başıbozukluk neredeyse kuraldı.
Binlerce insanımızın ölmesi, onbinlercesinin işsiz ve yersiz yurtsuz kalması bu çarpıklık yüzünden oldu.
Bütçeler eğer iyi denetlenen ve biraz daha rasyonlar bütçeler olsaydı böyle bir depremin devlete ve millete daha az acı yükleyeceği açıktı.
Depremin devletteki, yani yüksek bürokrasideki ve Meclis'teki bazı kafaları değiştirip değiştirmediği yakında belli olacak.
Bunun için bütçe görüşmeleri önemli bir ölçü.
Allah selamet versin, Zekeriya Temizel sayesinde yıllardan beri gizlice ve sinsice uygulanan her bütçe komisyonu üyesine 1 trilyon liralık seçim bölgesi avantası, geçtiğimiz dönemde son bulmuştu. Şimdi sıra daha büyük görgüsüzlük ve haksızlıklarda.
Genel Müdürlerin, müsteşarların ve elbette Sayın Bakanların keyfi için yapılan- yenilenen- döşenen "Atkoştur" boyutta makam odalı, manasız dekorlu toplantı salonlarıyla yönetim kurulu odalarıyla dolup taşan devasa kamu inşaatları, ülkedeki birçok yokluğun, darlığın başı...
Ama küçük görünen harcama kalemlerine de el atmak gerek.
Örneğin bazı kurumların uluslararası görüşmeye açık telefonlarına.
Bakanlık yüksek bürokrasileri elbette dış dünyayla temas edecek ama söyler misiniz Sağlık Bakanlığı'nın taşra örgütünde 200'ün üzerinde uluslararası görüşmeye açık telefon kimin için ve ne içindir?
Sözgelimi, "Şarki Karaağaç" hükümet tabibi veya Devlet Hastanesi Başhekimi bu telefonlarla Cleveland Methodist Medical Center hekimleriyle konsültasyon mu yapacak ki böylesine harcama kalemlerine milyarlar ayrılıyor.
Ya cep telefonu bulaşıcı hastalığına ne demeli?
Her bürokrat sanırsınız ki acil serviste beyin cerrahi ya da rafineride nöbetçi itfaiye şefi...
İftar ezanı okumak üzere şerefede bekleyen müezzin gibi en büyüğünden en küçüğüne her memurun eli kulağında...
Bu cep telefonundan önce atalarımız telli telefonlarla devleti nasıl idare etmiş, ayakta tutmuşlardı, anlamak mümkün değil...
Makam otosu bağımlılığından sonraki en hastalıklı harcama kalemi kamunun cep telefonları...
İnanmayan, 1998'deki kamunun bu kalemi ile kaç okul, kaç hastane açılacağını oturup hesaplar.
Başbakan, Bakanlıklar'daki tarihi binada oturuyor.
Yıllar önce "Yeni Başbakanlık" diye 20 katlı bir yenisi yapılmıştı.
Birkaç yıldır daha da yenisi yapılıyor. Bu bitmeyen inşaatlara trilyonlar yetmiyor.
Her yıl yeni ödenekler, yeni kamu binalarına akıp gidiyor.
Depremin milat olup olmadığını görmek için birkaç hafta sonraki "2000 Yılı Bütçesi"ni beklemek yetecek.
Eğer ki kamu yapılarındaki genişleme ödenekleri sürüyorsa, Allah muhafaza, bizim devleti 8.2'lik bile sarsmayacak demektir.