Başbakan "Gündeminizin birinci sırasında ne var?" sorusunu şöyle cevapladı:
"NATO'nun ilgi alanının genişlemesi ve Türkiye'nin bölgesini genişletmesi nedeniyle NATO ittifakına katkımız artmıştır. Bu konu önemlidir.."
Hemen sonra da şunu ekledi:
"Ekonomik konularda hakkımız dışında isteklerimiz yoktur.."
Karşı tarafın gündeminde ağırlığı Kıbrıs ve Türk-Yunan sorunları oluşturuyor. Dışişleri Bakanı Albright, önümüze konulacak faturanın içeriğini belli etti:
"Müzakere zamanının geldiğini Kıbrıs Türkü anlamalı.. Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı.. Ege Denizi'nde kıta sahanlığı ve bir sürü anlaşmazlık var.."
Belli ki Clinton, başkanlık seçiminden önce Demokratlara iyi bir miras bırakmak istiyor ve gündeminde Kıbrıs dışında sorun kalmamış gibi.
Fakat herhalde açığını kapatacak krediyi Ecevit'ten alacağını beklememelidir.
Bu sorunların hiç biri Türkiye'den kaynaklanmadı. 1974'te Kıbrıs'ın bölünmesine sebep olan darbenin tertipçisi Nikos Sampson Türk değildi..
Ege Denizi'nin havasını ve denizini kapatan Yunanistan'a, Türkiye'nin yerinde kim olsa sessiz kalmazdı.
Ruhban Okulu'nun açılması ise, bu ülkenin yasalarına saygı gösterilmesine bağlıdır.
Amerika'nın ağırlığı bile bu karmaşık sorunların çözülmesini kolay sağlayamaz.
Çözümün anahtarı, iki ülkenin Avrupa Birliği içinde bütünleşmesidir. O zaman bütün bu sorunlar anlamsız hale gelecektir.
Almanya ve Fransa tarihi ihtilâflarını böyle aştılar..
Ecevit, başarısı kanıtlanmış bu yolun Türkiye'ye de açılması için ABD'nin olanca ağırlığını kullanmasına Clinton'u ikna etmelidir.
Uyandılar mı?
Bir düğmeye basıldı ve terör suçlularının bulunduğu hemen tüm cezaevlerinde isyanlar patlak verdi.
Bu durum, cezanın ıslah edici etkisinden henüz yararlanmamış mahkumları af kanunu ile dışarı salma inadının vahim yanlışını iktidarın kafasına vuran bir uyarıdır.
Terör suçlularının isyanı 10 kişinin ölümüne sebep oldu. Bir kaç gün önce Bayrampaşa'daki mafya hesaplaşması da 7 ölüm getirmişti. Cezaevleri, devlet otoritesinin giremediği birer dehşet şatosuna benziyor.
Başbakanımız, ne pahasına olursa olsun bu sorunun halledileceğini söylüyor.
Öngörülen çözüm de koğuş sisteminden oda ve hücre düzenine geçmek.. Yani ne pahasına olursa olsun bu düzen gerçekleşecek.
İyi de bunun bedelini kim ödeyecek?
Eğer iktidar, içine giremediği cezaevlerini afla boşaltarak geri alma fikrinden vazgeçmeyecek olursa kurban şimdiden bellidir:
Adalet feda edilecek ve dışardaki masum vatandaşlar mahkum edilecektir.
Durduk yerde Türkiye'nin başına af derdini saranlar, dileriz nihayet uyanmıştır.
Vicdanının sesi ile uyanmayanların silâh sesi ile uyanması kaderleridir!