kapat

26.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
inter merkez
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Bozcaada "Güle Güle"


Sabah henüz kargalar kahvaltılarını etmeden uyandım. Faruk, ABS fren sistemi bozuk tarçın renkli Opel Tigra arabasıyla beni aldı. Yola koyulduk. Arkamızda ve önümüzde, dost ve müşterilerimizin (!) arabaları vardı.

Tekirdağ civarında mola verdik. Ben köfte ziftlendim. Saat 9.30'du. İnsanlar dehşet içinde bir yandan bana bakıp, öte yandan ağızlarının bir karış açığından içeri normal insanların sabah yediği peynir, zeytin, çay gibi kahvaltı malzemeleri attılar.

Ha ben de normal insanlar gibi çay içtim... köfteyle! (Bu çayın bir de tava barbunya balığıyla içilmiş versiyonu vardır ki içki masasından kovulmama tekabül eder, konumuzla da hiç ilgisi yok, anlatıp n'apıcam.)

Üzerinize afiyet böyle iğrençliklerim mevcuttur. Benden arzu ettiğiniz hızda nefret edebilirsiniz. Elinizi korkak alıştırmayın.

Neyse dağılmayalım... Benim yazılarımı okurken dağılmama ihtimali pek yoktur ama biz yine de dağılmayalım, konuya dönelim.

Bir heyecanlanayım ben...
Az gittik, uz gittik, nedendir bilmem Bandırma feribotuna binebilecek ve 2.5 saatte olay yerine varabilecekken dünya kadar yol yapıp, iki ayrı arabalı vapura binip-inip sonra tekrar yol giderek Bozcaada'ya vardık.

Ben de şimdi "farkına" varıyorum ki bu güzel beldemize neden iltihak ettiğimizi yazının başından beri yazmamışım.

Yazıyorum: Faruk Aksoy Bey'in (ki kendisi prodüktördür) arzusu üzerine "Güle Güle" isimli Zeki Alasya, Metin Akpınar, Yıldız Kenter, Şükran Güngör ve Eşref Kolçak gibi ustaların oynadığı filmde, postahane müdüresi Selma'yı oynamak üzere adaya getirildim (kendi arzumla). Feribottan iner inmez de sete buyur edildim.

İlk sahnemdeki eblehliğimi size anlatamam. Kaç tane film çevirmeme rağmen, ustaları karşımda görünce birden ayaklarım birbirine dolandı. Öyle kakıldım kaldım...

***

Akşam oldu, o günün işi bitti, biraz bir şeyler yiyip-içtik uyuduk. Sonra sabahın köründe tekrar kalktık, sete gittik. O gün tümüyle bana ayrılmıştı. İlk günün * rekâketi üzerimden kalkmıştı.

Metin Akpınar ile gayet güzel çalıştık. Yönetmenimiz Zeki Ökten ile ilk kez çalışıyorum. Kendisinden biraz çekindim. Duygusu yüzünden belli olan biri kesinlikle değil. Dediğini direkt söylüyor. Allah'tan beğendiği zaman, beğendiğini de söylüyor. Böyle bir kişi işte...

1.5 aydır Kahpe Bizans çekimlerinden sonra kendime dinlenecek vakit bulmadan adaya ışınlanınca sevgili kardeşiniz, ablanız, yengeniz vb. olarak, akşama doğru fena halde yorgun düştüm. Gece Metin Akpınar'ın şen şarkılarını ve meşhur sofrasını yaşayamadım. Otelde baygın düşmüşüm, ertesi gün öğrendiğime göre sabah 8.30'da masayı terk etmişler (bunun öğlen 12'ye kadar olan hikayelerini de duymuştum).

Manolya'yla birbirimize giriyoruz

Geri dönme vakti gelmişti. Sabah Manolya ile güzelce bir tepiştik. (Manolya kim? Benim Tatbiki Güzel Sanatlar Seramik Bölümü'nden sınıf arkadaşım.) O da benle geldi. Tepişme sebebimiz; "hâlâ niye bizi gelip almadılar", "ya burda kalırsak, bizi unuturlarsa", "bak deprem olmuş, annem evde yalnız, ya başına bir şey gelirse" gibi * anksiyetelerine benim ufak tefek volelerle verdiğim cevaplardan ibaretti.

Bir ara bin yıllık arkadaşlığımızı bitirmeye karar verdik. Tam o esnada Zeki Alasya bizi sakinleştirdi. Ufuktan bizi almaya gelenler de göründü zaten. Neyse biz birden her şeyi unutup, neşe içinde yine aynı yolları takiben İstanbul'a vardık.

***

Buraya kadar "günlük" gibi oldu, şimdi özetler:
Belki bir yerlerde okumuşsunuzdur; adada, Atıf Yılmaz'ın Tarık Akan'la çalıştığı "Eylül Hüznü" isimli film çekiliyor. Yani iki set birden mevzubahis. Adadaki bazı otelleri ortak paylaşıyoruz anladığım kadarıyla. Mesela Zeki Alasya ve Manolya filmin setine gitmek için yanlışlıkla Atıf Bey'in setine doğru giden arabaya hamle yapıp, son andaki uyarıyla doğru yolu bulmuşlar.

Tarık ile bir-iki kez karşılaştık, "müh" diye öptü gitti. Bu film bittikten sonra Yavuz Özkan'ın "Hayal Kurma Dersleri" isimli filminde birlikte oynayacağız. Serap Aksoy ve adı şu anda belli olmayan bir erkek oyuncu ile başrolleri paylaşacağımız filmimiz Ekim'de başlayacak.

Adanın kedi ve köpekleri pek matrak. Mebzül miktarda var. Hele bir tane kedi var ki (meşhur kedi ile iki sene önce tanışmıştık) köpek gibi iki ayağının üzerinde susta durup, epey bir vakit öyle kalıyor. Kedi seven-sevmeyen herkesin dilinde...

İki sene önce Bozcaada'yı ilk kez görmüştüm. Sevgili arkadaşım Sunar Kural Aytuna'nın "Deniz Bekliyordu" filminde oynamıştım. İşte kediyi de ordan tanıyorum.

Filmin kısacık bir bölümünde canlandırdığım Selma karakteri, adanın postahane müdüresi. Galip'i canlandıran Metin Akpınar'a platonik aşık. Buna mukabil Galip Bey, Selma'ya pek yüz vermiyor. Çünkü o 25-30 senedir yüzünü görmeyip, sadece mektuplaştığı Küba'lı Roza'ya aşık. Selma da zaten onun bu aşkına aşık. "Bu devirde böyle adam kaldı mı" diyerekten...

Yıldız Hanım'la, yıllar önce Haldun Dormen'in ev davetlerinden birinde tanışmıştım (o sıralar pek küçücektim) Ailemle çatışmalar halindeydim. Annem-babam benim seramikçi olup, çoluğa çocuğa karışmamı istiyorlardı. Ben, 'hayır şarkıcı olucam, film artisi olucam' diye tutturmuştum. Yıldız Hanım'a bu müşkülatımı açınca, kendisinden çok hoş bir karşılık aldım. Kararsızlığım karşısında, "Ayşegül'cüğüm bırak yağsın yağmur, ıslansın saçların, korkma," demişti. Bu sözleri yıllardır unutmadım.

Yıldız Hanım; iyi ki varsınız, sağlıkla kalın. Ne mutlu sizinle tek sahne için bile olsa bir arada olmak...

Canım Zeki, sevgili Metin, Şükran Bey, Harun'cuğumun, sevgili babası, ağabeyimiz Eşref Bey, iyi ki talih Bozcaada'da buluşturdu bizi. Zeki Ökten; eline sağlık, ne güzel bir film olacak göreceksiniz...

Siz bu satırları okurken ben birkaç gün için Berlin'de olacağım. Az gittik, uz gittik! Yazı dizimizin bu seferki durağı Almanya. Depremzedeler yararına bir konser için orada olacağım. Arzu edenler bizi TV'de seyredecek ama hangi kanal, bilmiyorum. Gelecek sefer de orayı yazarım. Sakin ve sağlıklı kalın, panik yok.

* Rekâket: Kekemelik, pepemelik.

** Anksiyete: Bunaltı, ruhsal gerginlik, tedirginlik.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır