


Başbakan'ın aşkı güzel şarkıcı casus muydu?
Beş arkadaş heyecanlıydı. O gece "büyük iş" kopartacaklardı. Köşk'e yaklaştıklarında seslerini kıstılar. Hikmet, fotoğraf makinesini ayarladı, flaşını hazırladı. Saat geceyarısını geçmişti. Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nden kimler çıkacaktı acaba?
Çünkü; o gece köşkte ziyafet vardı. Ziyafetlerin altından bir şeyler çıkardı. Geçenlerde, köşkte "Bakanlar Kurulu" toplantısı olduğu söylenmişti. Gazeteciler, köşkün önünde bakan beylerin çıkmasını beklemişti. "-Hah, geliyorlar" derken şaşırmışlardı. Lüks resmi otolara tanınmış saz üstatları ile ünlü bir kaç şarkıcı kurulmuştu.
Flaşlar patladı, polis müdürü hırsından çatladı: "-Ah ulan gazeteci milleti!.."
Meğerse "içerde" bakanlar heyeti değil, fasıl heyeti varmış. Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile değerli konuklarına "a la turka" bir ziyafet verilmişmiş. Yıl 1956.
Hattâ; o yılların çok genç ve güzel bir şarkıcısı köşkte gece misafiri olmuşmuş da... Birden odasından çırılçıplak koridora fırlayıp "-Yetişiiin... Herif ölüyor!.." diye bağırmış. "Herif" kimdi "bilmiyorum(!)". Kim ise o bey için "yaşından dolayı aşk heyecanını kaldıramadı" demişlerdi. Çoktan emekli olan varlıklı şarkıcı hanım da, şimdi Boğaz'a nazır evinde o geceyi hatırlayıp gülümsüyordur. İsmi mi? Yakışır mı açıklamak.
***
Beş gazeteci arkadaş gece Çankaya'ya tırmanıyorlardı. O gün Ankara'da tatsız şeyler olmuştu. Demokrat Parti'nin kurucularından Profesör Fuat Köprülü, doğrusu Başbakan Adnan Menderes'e kırılmıştı. Havaalanına kırgın olduğu konuyu konuşmaya gitti. Doğru dürüst görüşemediler. Adnan bey acele İstanbul'a uçuyordu. Neden acaba?
Cumhurbaşkanı Celal Bayar görüşemediklerini duyunca, Fuat Köprülü ile buluşup gönlünü almak istemişti. Şeref vermişti Sayın Celal Bayar, ama Fuat Köprülü'nün telaşı vardı. Çok şükür, Celal bey kısa kesmişti. Fuat Köprülü, yeğeni Gülseren Köprülü'nün düğününe yetişecekti.
Ve o gece eşiyle Süreyya Pavyon'a gideceklerdi. Ve orada dünyanın en güzel ve en şöhretli kadınlarından birisiyle masa komşusu olacaklardı.
***
O beş gazeteci, o gece yine "enteresan havadis" peşindeydi. "Enterasan havadis" denirdi haberin 24 ayar olanına... Bugün "bomba haber" deniyor. Dünkü gazeteciler tevazu gösterip "enteresan haber" derlerdi. Aslında onlar "bomba gibi haber"lerdi. Bugün "bomba" denilenler "enteresan" bile değil. Neyse geçelim.
Evvvveeet. Geliyordu resmi otolar. O beş gazeteci sevindi. Yakalamışlardı yine "enteresan havadis"in padişahını.. Ama kısa sürdü mutlulukları. Resmi otolardan inenler polisti. Bu defa gazeteciler avlanmıştı. "Oooh" dedi Emniyet Birinci Şube Müdürü Şadan Ferit Kansoy "-Düştünüz mü kucağıma şimdi.."
-Binin lan arabaya...
-N'aptık memur bey?
-Konnuşmaaa, şuşst!..
-Biz gasteciyiz kardişim.
-Adam gibi binin lan arabaya. Bozdurmayın kendinizi beşlik gibi.
-Suçumuz ne kardeşş...
-Suç yok, vazife var.
Zart, zurt!.. Haydi yallah!.. Doğru Çankaya Karakolu'na... Beş gazetecinin karakola götürülmesi 1956 yılının Nisan sonuydu. Ve...
O beş gazeteci kimdi biliyor musunuz?
Hikmet Tanılkan sıkı foto muhabiriydi. Seyfettin Turan, Hürriyet Gazetesi / Oktay Ekşi, Dünya Gazetesi / Aydın Köker ile bugünkü CHP lideri Altan Öymen Tercüman Gazetesi mensuplarıydı.
***
Mualla Mukadder, 1950'li ve hatta 60'lı yıllarda yürekleri hoplatırdı. Balıketi güzelliğin kraliçesiydi. Sahnelerin en pahalı assolistleri arasındaydı. Yeşil gözleri ve kumrala yakın sarı saçlarıyla gerçekten hoş kadındı. Sıcak olduğu söylenirdi. Isısının yüksekliği mantığa uygundu. Çünkü Mualla Hanım; sanayi mıknatısı kadar çekiciydi.
O gün Mualla hanımı Park Otel'de gördüm. İncecik beli ve geniş yuvarlak kalçaları hemen dikkati çekiyordu.
Başbakan Menderes, İstanbul'a geldiğinde Park Otel'de kalırdı. Park Otel, yakın tarihin anılarını barındıran muhteşem binaydı. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin önemli olaylarına tanık olmuştu. Park Otel'de kimler kalmıştı: Sadrazam Tevfik Paşa, Atatürk, İngiltere Kralı 7. Edward ve uğruna tahtını terkettiği eşi Madam Simpson.
19. Yüzyıl sonunda yaptırılan Park Otel'in mülkiyeti Tevfik Paşa'nındı. Sonra çocukları işletmeye vermiş. Ben o yıllar "ufaklık" sayılırdım. Ancak, adaşım Tevfik Paşa'nın mülküne dadanmıştım.
Barına sokulamazdım (1965 yılına kadar), lokantasına nadiren, ama balkonu ve pavyonundan vazgeçemezdim. İşte o gün; Mualla Mukadder'i lobide oyalanırken gördüm. Saratoga uçak gemisiyle İstanbul'a gelen Amerikalı arkadaşım Herbie Beadle'ı getirmiştim Park Otel'e... Eşi olmayan bar balkonundan güneşin batışını seyrettirmek için... Herbie, tıpkı James Dean'a benzerdi. Terastan Üsküdar'a ve Boğaz'a baktığında "Bu ne manzara..." demekten kendisini alamamıştı.
Evet. Mualla Mukadder neden Park Otel'e gelmişti. Hızla birinci kat merdivenine yürüdü. Görülmek istemiyordu. Birinci kat ise Başbakana ayrılırdı. Daima...
***
Çankaya Köşkü'nün önünde sebepsiz karakola alınan beş gazeteciye ağır hakaretler edilmişti. Hikmet Tanılkan'a dayak atıldığı bile söylenmişti. 1956 yılı Mayıs ayının ilk salı günü, sarışın zayıf bir genç Ankara Kızılay postahanesinden savcılığa dilekçe gönderiyordu:
"Hayatım tehlikede. Silah ruhsatı istiyorum" yazmaktaydı özetlersem. O genç Oktay Ekşi ağabeyimiz idi.
Gazetecilerden ikisi; Altan Öymen ile Oktay Ekşi sonradan açıkladılar:
Emniyet Birinci Şube (yâni siyasi şube) Müdürü Kansoy, onlara casusluk teklif etmişti. "Kulağınız deliktir çocuklar, CHP'nin içinde olanı biteni ispiyonlayın" demişti herhalde.
***
Başbakan ile arasında sıkıntılar olan Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü gece keyiflenmişti. Yeğeninin düğününde, masasında Menderes'in akrabası milletvekili Kenan Akmanlar ailesi oturuyordu. Kemal Bey, düğünden sonra:
"-Haydi, Süreyya'ya gidelim" demişti. Süreyya Pavyon, Ankara'nın en nezih gece lokaliydi.
Fuat Bey ve misafirleri "en kral" masaya oturdular. "Şeref verdiniz efendim".
Gazetecilerin bir kısmı karakolda sabahlarken, özgür olanlar Fuat Köprülü'nün peşindeydi. Çünkü söylenti çıkmıştı: "Dışişleri Bakanı Fuat Bey, hem bakanlıktan, hem partisinden istifa etmiş".
Doğru muydu? Fuat Bey'i bulamıyorlardı. Akıllarına mı gelirdi Süreyya Pavyon'da olacağı... Fuat Bey'lerin yanındaki masada ise bir dünya şöhreti oturuyordu.
Dönemin en güzel sarışınlarından Fransız yıldızı Martine Carol. İlk sanat eseri(?) erotik filmlerde oynamıştı. Türkiye'yi ziyareti heyecan yaratan sarışın da, bakan bey ile aynı lokalde olmaktan mutlu olduğunu söylüyordu.
***
Mualla Mukadder, yurt dışından yeni gelmişti. Tarsus gemisinin Akdeniz gezileri fiyakalı olurdu. O zamanki sosyete Tarsus ile Akdeniz turu atmazsa olmazdı. Hepsi dönüşte anlatırdı:
-Ay Roma'da bi şi oldu hayretler içinde kalırsın şekerim. Artist gibi bir İtalyan oğlan... Sırım gibi. Ay bizim erkekler çok göbekli yahucuğum.
Sosyetik erkeklerin tarzı başkaydı:
-Barcelona'da bir İspanyol dilber takılmaz mı bana... Kadın değil yanardağ. Fakat bizimki yanımda birader... Kabahat bende.., Barcelona'ya giderken insan şarabını yanında götürür mü? Kah, kah, kih, koh...
Mualla Mukadder, 1956 Tarsus gezisinin yıldızıydı. Geçen akşam Bebek gazinosunda masaya attığı Pall Mall sigarası yurt dışından geldiğini belli ediyordu. Şimdi işsizlerin gömlek ceplerini dolduruyor Amerikan sigaraları...
O yıllar büyük ayrıcalıktı. Ne demek yahu!.. Kolay mı Pall Mall içmek monşer?
Şimdi biraz dedikodu yapalım. Kimsenin günahını almadan... Çünkü "Her şeyi baştan sona, yüzde yüz gözümle gördüm" diye iddiam yok. Birazını gördüm, birazını duydum. "İster inan, ister inanma":
Park Otel'in birinci katı daima Başbakan Menderes'e ayrılırdı.
Mualla Mukadder o kata çıktığı gün, Menderes de oradaydı. Belki güzel Mualla başka kata çıkmıştı. Olabilir. Ancak derlerdi ki: "Adnan Bey'le, Mualla Hanım..."
Belki de vatandaş Mualla Hanım, başbakanına dilekçe vermişti. Ama, Adnan Bey de ülkenin güzel kadınlarını tanımak istemez miydi? Örnekler vardı.
Aşk veya dilekçe. İkisi de olabilir.
O sıralarda; yine derlerdi ki "Mualla Mukadder'i istihbarat sıkıştırmış. Başbakan neler konuşuyor, neler yapıyor, gördüğün kadar bize aktar demişler."
Yâni şimdi; güzeller güzeli, büyük şöhretli assolist Mualla Mukadder ajan mıydı?
Ancak; aklımın kesmediği bir nokta var. Adnan Bey ile Mualla Hanım hangi gizli memleket meselesini konuşabilirdi?
Mualla Mukadder hanımla yapacak onca şey varken, siyasetin sırası mıydı canım?
Bunlar olmuş veya olmamış. Bir gerçek var ki; Adnan Bey'i de, Mualla Hanım'ı da kaybettik. Haklarında söz ederken, belki günaha girdim. Affetsinler, nur içinde yatsınlar.
Gıdıklanmış kızların o keskin ve haşarı
Çığlığı, gözler, dişler, ıslak göz kapakları,
O muttasıl ateşle oynayan güzel meme,
Teslim olan dudaklar ucunda parlayan kan,
Son lütuflar ve nâdim olan eller ve o zaman
Hepsi toprağa girer, başlar öbür hengâme!
Valery/Siyavuşgil