Kafa konforunun bozulmasına hep olumlu bakan biri olarak meraklanıp okudum.
İsmet Özel "Devletle görülecek hesabı olmak" başlıklı yazısında, devlete sataşmanın çok rahat olduğu bir dönem yaşadığımızı, çünkü devletin en güçlü döneminde bulunduğunu söylüyor. Bu gücü ise devletin "rakiplerinin" yenilgisi ile açıklıyor. "Türk devletinin iç ve dış düşmanlarını tamamen etkisiz bir hale getirdiği bir dönemde bulunuyoruz" diyen Özel, geçmişte devletin rakibi olan (yani kendi devletlerini kurmak isteyen) üç güçten hiçbirisinin, ne komünistlerin, ne şeriatçıların ne de Kürt milliyetçilerinin artık devletle görülecek bir hesabı kalmadığını, alternatif devlet kurma iddialarını kaybettiklerini, dolayısıyla da rakipsiz kalan devletin rahatlıkla eleştiriye konu edilebildiğini söylüyor. Ama bu koşullarda yapılan eleştirilerin "havanda su dövmekten" başka bir şey olmadığını da eklemeyi unutmuyor.
Devlet eleştirisini, kendi devletlerini kurmak amacıyla yapanların karamsarlığa kapılmasını ve "havanda su dövme" psikolojine girmelerini anlıyorum. Gerçekten de bugün, ülkemizde rakip devlet projelerinin esamesi okunmuyor. Dolayısıyla, devletin eleştirilerle kaybettiği puan, bir başka devlet projesinin artı hanesine yazılmıyor. Ama ben İsmet Özel'in tam tersine, devletin "rakipsiz bir güç" haline gelmesinin, onu güçlendirmediğini, aksine zayıflattığını düşünüyorum.
Çünkü böyle ideolojik ağırlıklı yapılar, ancak karşılarında başka ideolojik muhtevalı projeler olduğu zaman gücünü koruyabilir. Totaliter yapılar varlıklarını güçlendirebilmek için daima düşmanlara ihtiyaç duyar. Siyasi mihraklar, ancak karşıt mihrakların varlığında güçlenebilir. Bir kutup, ancak karşıt kutbu varsa kutup olarak gücünü koruyabilir.
Bugün Türkiye'de devletin önünde belki de ilk defa, karşıt kutbu olmadığı için, doğal ve sağlıklı bir küçülme sürecine girebilme ihtimali doğuyor. İlk kez, yeniden yapılanma ihtiyacı yoğun bir biçimde gündeme geliyor. Kendi devletini kurma iddiasında olan bir başka örgütlü güç olmadığı için, devletin varlık sebebi sorgulanabiliyor. Sivil toplum sahneye çıkıp, "bunu yapmıyorsan, şunu yapmıyorsan, sen ne için varsın?" diye sorabiliyor. Ve devlet de belki ilk defa, "Ben seni şu iç düşmandan ya da şu dış düşmandan korumak için varım" diyemiyor. "Devletin bekası ya da bölünmez bütünlüğü için" özgürlüklere hayır derken daha çok zorlanıyor.
Ben İsmet Özel'in tam tersine, şimdi yani rakip devlet projeleri yenilgiye uğradığı için hantal, despotik ideolojik ve rantçı devlet anlayışlarının zor durumda kaldığını düşünüyorum. Kendi despot devletlerini kurmak için mücadele eden muhalif akımların yenilgisi sonucu belki de ilk kez, devletin demokratikleşmesi için uygun zemin oluştu. İlk kez, devletle toplum karşı karşıya geldi. Ve toplumun, Kürt devleti, şeriat devleti ya da komünist devlet korkutmacalarıyla pasifize edilmesinin zemini ortadan kalktı.
Toplumsal muhalefet, şimdiye kadar şu ya da bu devlet projesinin yedeğine düşme endişesiyle bastırdığı duygularını artık daha rahat ortaya koyabilir. Devleti yıkıp bir başka devlet kurma hayallerinin çöküşü, mevcut devletin, toplumsal muhalefet yoluyla evrilmesini imkan dahiline sokabilir.
Devletin değişmesini değil, el değiştirmesini isteyenlerin hayal kırıklığını anlıyorum. Ama elbette ki katılamıyorum. Çünkü tarih bu el değiştirmelerinin geniş halk kitleleri açısından ne ifade ettiğini yeterince gösterdi. Her seferinde daha büyük zorbalık, daha fazla zulüm ve daha ağır totalitarizm...
Ben devletin el değiştirmesini değil, değişmesini istiyorum.