


Bana "Dinozor" demeyin üzülüyorum
Kemal Demir, 2000'de de Kızılay'ın başında olmak istiyor ve şöyle diyor:
- Asıl mesleğiniz doktorluğu on yıl yaptınız. Daha sonra politikaya atıldınız. Doktorluğu unuttunuz mu?
* Tabii. 1961'de Meclis'e girdim. 63'de Sağlık Bakanı oldum. Bakan olduktan sonra mesleğimi tekrar uygulayabilme gibi bir imkanım olmadı. O nedenle hekimliğin temel bilgileriyle kayıtlı kaldı.
- Dolayısıyla size bir hastayı emanet edemeyiz değil mi?
* Etmemek lazım.
- Tek çocuktunuz. Çok şımarttılar mı sizi?
n Çocukluğum tabii böyle geçti ama üniversite hayatı şımarıklık içinde geçmedi, imtihanlar içinde geçti. Üniversitede para sıkıntısı çekmedim.
- Hayatınız boyunca da öyle oldu.
* Çektim diyemem hayır.
- Güzel yaşamayı seven, standartları yüksek biri olduğunuz doğru mu?
* Doğru yalnız yüksek standarttan neyi kastediyorsunuz?
- Mesela marka tutkunuz var mı?
* Hayır. Sade bir yaşam tarzım olmuştur, gece hayatım yoktur. Benim yüksek standarttan anladığım, ihtiyaç duyduğunuz hiçbir şeyde eksiklik hissetmemektir.
- Ne marka puro kullanıyorsunuz?
* Havana veya Monte Kristo. Günde iki taneyi geçmem.
- Ayda ne kadar puro masrafınız var?
* Hiç hesap etmedim. 200 dolardır bir kutusu. Bir nedeni var benim puro içmemin. 1965'de boğazımdan ameliyat oldum. Hekimler bana sigara içme dedi. Sigarayı içinize çekiyorsunuz halbuki puro, pipo içinize çekilmez.
- Viskide tercihiniz ne?
"Hacca gittim"
* Johny Walker.
- Kaç kere hacca gittiniz?
* Bir defa, 1982'de.
- Sizin için anlamı nedir?
* Bir farzdır. İhtiyaç olarak değerlendirilemez. Hacca Suudi Hilal-i Ahmer'in davetlisi olarak gittim ama farz görevimi yerine getirdim.
- Bir koltuğu 20 yıl koruyabilmenin sırrı nedir? Marko Paşa bile 2 yıl yaptı başkanlığı.
* Bunu koltuk korumak değil, bir hizmete olan bağlılığınızın sizi göreve davet etmiş olması tarzında değerlendirin. Bu, benim sosyal hizmete olan bağlılığımdır.
- İnönü, Demirel ve Evren'in iltifatına mahzar oldunuz. İltifat marifete tabidir. Sizin marifetiniz nedir?
* Kızılay'ı nasıl aldım, 20 yıl sonra nereye geldiğini söylersem size marifetimi söylemiş olurum. 1979'da Kızılay'ı aldığımız zaman bütçesi 709 milyonmuş. 1980 bütçesi 8 milyon dolar, 106 bin altın. 1999 bütçesi 55 trilyon. 174 milyon doları. 851 altın. Yirmi yılda yaklaşık 27 kat artmış.
- Bunu marifet olarak kabul edebilmemiz için, felaketzedelere yansıma oranının da 27 kat olması lazım.
* Hizmetler de arttı. 8 tane kan merkezi varmış, 23'e çıkmış. Huzurevi 1 taneymiş 5'e çıkmış. 8 dispanser varmış, 38 olmuş. Yanlarına tıp merkezleri eklenmiş. Şubeler kendi bünyelerinde yoksula para, ilaç yardımı yapıyor. Geçen yıl 14 bin orta öğretim çocuğuna karşılıksız burs verildi. Her sene devam ediyor sayıları arta arta. Samsun'da bir özürlü kampımız var. Kızılay'ın kurulduğu tarihten 1980'e kadar 693 gayrimenkul bağışı olmuş. 80'den 99 yılına kadar 2 bin 144 gayrımenkul bağışı olmuş. Yani vatandaş diyor ki ben size güveniyorum.
- Şu anda güvenmeye devam ediyor mu?
"çadIr bulunamadI"
* Elbette bu deprem dolayısıyla Kızılay yara almıştır. O güveni tazelemek lazımdır ama bunun yalnız günahını Kızılay'a yüklemekte hak var mıdır? Neden hemen ulaşılamadı, çadır bulunamadı dediğiniz zaman bunların cevabı vardır.
- Size dinozor deniliyor, ne hissediyorsunuz?
* Çok üzülüyorum. Ben burada fiziki gücümü değil, deneyimlerimi değerlendiriyorum. Karşılığında menfaat olan makamlarda 20 yıl oturanlara dinozor demek lazım. Benim burada hiçbir menfaatim yok. Bırakın beni, 30 kişilik merkez kuruluz, kimsenin aldığı bir kuruş maaş yok.
- İtibarımız bize yeter diyorsunuz.
* Yurtiçinde yaptığınız hizmetlerin karşılığında yolluk dahi alınmaz. Yurtdışına gittiğiniz alınan harcırahlar Bakanlar Kurulu kararıyla olur. Bize özel değildir. Yurtdışı ziyaretleri resmi davettir. O kadar da çok değildir. 99'da hiç gidilmemiştir.
- Kızılay'da işler siz olmasanız da yürür mü?
* Bir yönlendirme vardır. Onu arkadaşlarım benimle istişar etmeden yerine getirmezler.
- Yani siz "lüzumsuz" bir adam değilsiniz.
* Gayet tabii.
- Oysa farklı iş anlayışları da var. Mesela İshak Alaton'un felsefesi, iş hayatında kendini "lüzumsuzlaştırmak"tır. Siz ise "lüzumlu" olmayı tercih ediyorsunuz. Neden?
"Otelde kalIyorum"
* Sorumluluk duygumdan. Parlamenterlik dönemi dahil, hayatım sorumluluk duygusu içinde geçti.
- Alaton'un söylemek istediği ise işlerin belli bir adama bağlı olmadan da tıkır tıkır yürüyecek bir sistem kurulması. Şimdi siz "Ben olmazsam işler yürümez" diye düşünürsünüz.
n Ben olmazsam işler benim düşündüğüm gibi yürümez diye düşünürüm.
- Kendinizi Kızılay'la bütünleştirmişsiniz.
* Evet. Bu cümle sorunuzun tam cevabıdır.
- Kemal Demir eşittir Kızılay?
* Evet öyle. Beni eski bakan diye tanıtmıyorlar. Kızılay'ın başkanı olmak bana mutluluk veriyor çünkü insani bir hizmet görüyorsunuz.
- Muhatabı güçsüzler olan bir kuruluşun başkanısınız ama imajınız, "Çok zengin lüksü seviyor. Kral dairelerinde kalıyor. Elinden viski, puro düşmüyor" şeklinde.
* Bakın, Ankara Oteli'nde kalıyorum. Orada kral dairesi diye bir şey yoktur. Kemal Demir'in odası her katta iki tane olan suit odalardan biridir. Kemal Demir ayrılırken parasını öder, öyle çıkar. Kızılay, yirmi iki senede yirmi iki kuruş otele para ödememiştir.
- Neden indirim yapıyorlar size?
"HEKİMLİK YAPTIM"
* Sadece bana mı? Eski bakanlara, milletvekillerine de yok mu indirim? Kaldığım oda lüks değil. Üç dört metre uzunluğunda koridor gibi bir oda. Ben İstanbul'da da normal bir evde yaşıyorum.
- Başkanlığınız boyunca şahsi servetinizden depremzedelere bağış yaptınız mı?
* Hayır. Kızılay'daki hizmetlerim şahsi varlığımdan yapılıyor. Onlara hizmet ediyorum. Bakın, şurada Ankara Oteli'ne baktığım zaman dört beş sene evvel İstanbul'un normal bir yerinde apartman dairesi alacak kadar ödeme yaptım. Ben bütün imkanlarımı bilgimi, deneyimimi Kızılay'a veriyorum.
- Yani Kızılay'a kendinizi bağışlıyorsunuz.
* Bu bağış meselesi değildir.
- Kızılay'a hiç mülk bağışladınız mı?
* Hayır. Siz burada kendi harcamalarınızı kendiniz yaparak, karşılıksız görülen bu hizmetleri, bir hayır kurumunun gelişmesine ve daha çok yapılmasına imkan sağlamak için verilmiş emek olarak değerlendirmiyor musunuz?
- Hayır. Bazı zenginler, miraslarını Kızılay'a bırakırlar. Derler ki "Öldükten sonra her şeyim Kızılay'ın olsun." Sizin böyle bir projeniz var mı?
* Hayır yok. Hiç anasını babasını tanımadığım ve yasal evlat edinmememe rağmen yetiştirdiğim bir kızım var benim, okuttum. Şunu oldu, bunu oldu ona yapmışımdır bağış. Ama onu evlat gibi saymışımdır o başka şeydir. Babamdan bana intikal eden miras üzerine bir tuğla koymamışımdır.
- Geçen gün oğlunuz da bu tuğla lafını etti, "Buna rağmen dedemden kalan yerleri bitiremedi" dedi. Babanızın servetini artırmadınız demek.
* Artırma diye bir şey olamaz. On yıl hekimlik yaptım. 16 yıl parlamentodaydım. Ticaret mi yapmalıydım? Babam iş adamıydı. Demircizade Yunus ve Mahdumları diye büyük firmaydı İstanbul'da. Sultanhamam'da büyük iş merkezleri vardı. Düzce'ye intikal ettikleri zaman tekstil ithalatçısıydı. Çiftliği, yatırımları, fabrikası vardı.
* Oğlunuzun, daha 18 yaşındayken ilk iş ortağı annesiymiş. Sizin eşiniz gibi ticari beceriniz olmadı mı?
"ŞİRKETİ VAR"
* Ne ilgisi var? Bir anonim şirketi beş kişiyle kurarsınız. O zaman annesini, dayısını yazacak tabii. Bu, ticari bir muamelenin yasallığını sağlamak içindir.
- Oğlunuz niye sizi ortak etmedi?
* Onu bilmem. O dönemde ben parlamento üyesiyimdir filandır.
- Kızılay'ın işlerine oğlunuzu ortak ettiğiniz eleştirilerine ne diyorsunuz?
n Oğlum ticaret okulundan mezundur. Büyük bir Alman firmasıyla ortak kuruluşları var. Uluslararası nakliye ağırlıklıdır. Dünyanın her yerinde mümessillikleri olan bir firmadır. Sigorta şirketi vardır. Fabrikalarıyla ilgili madeni yağ üreten bir şeyin temsilciliği vardır. Kızılay'ın kapısından, kıyısından geçmez. Burada babası olacak, bunu yapacak! Mümkün değil. Bu tarz iddialar ayıptır. Uzaktan yakından Kızılay'la irtibatı olmayan bir hizmet sektöründe çalışıyor. Kemal Demir'in oğlu olması, bu tarz değerlendirme yapmaya neden olmamalıdır. Kemal Demir de oğlunun babası olduğu için bu tarz değerlendirmeye muhatap kalma durumunda olmamalıdır.
- Mal varlığınız nedir?
* Meclis'e girdiğim 1961'den beri beyanda bulunurum. Her değişikliği bildiririm. Düzce'de ailemin binası vardı, büyük bahçe içinde. Orayı kat karşılığı iş hanı yaptırdım. O işyerinde dükkanlar vardır. Hepsi kiradadır. Sonra İstanbul'da 79'da almıştım, yazlığım vardı onu sattım. Karşılığında oğlumun oturduğu küçük villayı aldım 90'da.
- Bu döküme uzun uzun gerek yok. Global olarak bir rakam verebilecek misiniz?
* Yok veremem şimdi. Onu bilemem. Değerini anlamak için fizibilite yaptırmak lazım.
- Kızılay mı daha zengin siz mi?
ARKADAŞLIK...
* Siz beni nasıl bir mirasa sahip zannediyorsunuz? Benim sadece kira gelirim bir de parlamenter maaşım var. Deminki sorunuzu şimdi anladım. Ben Kızılay'a bağışta bulunacak kadar büyük bir varlığın sahibi değilim. Benim burada yaptığım bütün fahri hizmetlerim bir bağıştır.
- Cumhurbaşkanımızla nasıl arkadaş oldunuz?
* Cumhurbaşkanıyla arkadaşlık kelimesini yanlış buluyorum. Başbakanlık yaptığı hükümette bulunduğum, cumhurbaşkanı olarak saygı duyduğum bir insandır.
- Arkadaş sayılmaz mısınız?
* Bir cumhurbaşkanıyla arkadaşlık diye bir şey olmaz.
- Aksi gibi soyadlarınız da benziyor. Cumhurbaşkanımızın bir "el" fazlası var sizden. Siz de Sayın Demirel'in bulunduğu mekanlarda yaptığınız konuşmalarda ona olan muhabbetinizi çok sık vurguluyorsunuz.
* "Saygımı" demek lazım.
- Kimileri ne kadar saygılı olduğunuzu düşünüyor, kimileri de "Acaba hitaplarında biraz abartıyor mu?" diyor.
* Cumhurbaşkanımız Kızılay'ın koruyucu başkanıdır tüzüğü gereği. Kızılay'a hep destek olmuştur. Bakın tüzüğe, varlığı zamanla sınırlı olmayan Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Cumhurbaşkanının yüksek himayeleri altındadır. Biz Kızılaycı olarak ona şükran duyarız. Kongrelerde Sayın Cumhurbaşkanı'nın büyük ilgisini belirtirken duygulanmamak mümkün değildir.
- Depremden sonra iki kez köşke çıktınız. Cumhurbaşkanımız acaba size yönelik eleştirilere üzülmüşler mi?
* Bu sorunun muhatabı ben değilim.
- Cumhurbaşkanımız, deprem olmasaydı size üstün hizmet madalyası vereceklerdi. Bütün bu olan bitenlerden sonra yine de verirler mi dersiniz?
* Sizden duyuyorum böyle bir şey. Bana sorulmaması gereken bir soru bu.
- Ara sıra gazetelerde mason olduğunuza dair haberler çıkıyor. Masonluğun ruhunuzun hangi ihtiyacını karşıladığını sorabilir miyim?
"mason deĞilim"
* Ben mason değilim. Aynı haberler 80'li yıllarda da çıktı. Cevap dahi verme gereğini duymadım.
- Türkiye hâlâ bazı şeyleri aşamadı. Maalesef insanları yalan söylemeye mecbur bırakan bir ortam var.
* Ben yalan söylemem, mason değilim. Olsaydım, bastıra bastıra masonum derdim.
- Size masonluk teklif ettiler mi?
* Etmediler demiyeyim. Ettiler de demiyeyim ama hiç düşünmedim.
- Bu çok komplike bir cevap oldu.
* Bana müracaatla mason ol teklifi gelmemiştir. Masonluğun üst düzeyinde olanların kimler olduğunu da bilmem. Bana 84'de mason musunuz diye sorulmuştu. O zaman da hayır dedim. Ben ne söylediysem doğrudur.
- 38 yıldır saatinizi beş dakika ileri ayarladınız ama yine de "Kızılay zamanın gerisinde kaldı" imajından kurtulamadınız. Artık saatinizi beş dakika geri alarak çağı yakalamayı düşünür müsünüz?
* Hayır. Saatimi beş dakika ileri alarak, çağı otuz küsur yıl önce yakalamışımdır. İsmet Paşa'nın saatine bakmışımdır. Saatinin yanlış olduğunu söylemişimdir. O da "Beş dakika ileri al saatini. Senin bundan sonraki yaşantında beş dakika kadar önemli hiçbir değer yoktur" demiştir. Saatinize bakarsınız, 25 dakika kalmış dersiniz. Halbuki yarım saat kalmıştır. Beş dakika kazanırsınız. Bu İsmet Paşa'nın bana tavsiyesi değil, emri olmuştur. Onu uygularım. Deprem olduğu zaman da beş dakika ileriydi. Onun için çağı yakalamam için saatimi geri almama gerek yok.
38 YILDIR...
- 38 yıldır biriktirdiğiniz beş dakikalarla ne yaptınız?
* Çok şey yaptım. Burada da devlette de. Benim 16 yıllık parlamento dönemimi sormadınız.
- O dönemin bütün tutanaklarını inceledim. Konuşmalarınızda sormaya değer bir şey bulamadım. Siz benim yerimde olsaydınız, Kemal Demir'i nasıl sıkıştırırdınız?
* Sorduklarınızdan daha ötesi mümkün mü? Aman yarabbi!. (Kahkahalar.)