Şimdi Ecevit'in yarın başlayacak olan Washington yolculuğu üstüne de çeşitli yorumlar yapılıyor...
Bu arada bizim de aklımıza eski bir fıkra geldi.
Vaktiyle ünlü bir siyasetçimiz, o zamanki Amerikan Başkanı'nı bazı konularda ikna etmek için Washington'a gittiğinde, bir kaç gün de New-York'da kalmış..
Bir sabah 5. Cadde'de yürürken kaldırımın kuytu bir kıyısında hiç görmediği otomatik bir makineye rastlamış. Makinenin üstünde, "Ben bunu karınızdan daha iyi yaparım" diye yazıyormuş.
O sırada bir Amerikalı durmuş makinenin önünde; pantalonunun düğmelerini çözmüş ve iyice yapışmış makineye...
Amerikalı ayrılınca bizim siyasetçi de makineye yaklaşmış ve pantalonunun önünü açtıktan sonra, 1 doları bastırınca çalışmaya başlayan makineye sıkı sıkıya yapışmış. Tıpkı biraz önce gördüğü Amerikalı gibi..
Ve korkunç bir çığlıkla birden geri atmış kendini. En hassas organının ucunda, makinenin şıpın işi diktiği bir pantalon düğmesiyle...
Yine vaktiyle Amerikan Başkanı'nı ikna etmek için Washington'a gidecek ünlü bir siyasetçimize, ılıman bir ortam hazırlama misyonuyla bir bürokrat gönderilmiş ABD'ye..
Mütevazı bürokrat, New-York'a geldiğinde, mutevazı bir taksiyle mütevazı bir otele gitmeyi planlıyormuş.
Ne var ki, mütevazı taksi yerine, nerdeyse otobüs büyüklüğünde koca bir taksi, mütevazı bir otel yerine bir gökdelenin önüne bırakmış bizim bürokratı...
Bürokrat çaresiz içeri girmiş ve mütevazı bir oda istemiş.
Kendisini iç içe açılan 3 salonlu, amerikanbarlı, çalışma odasından ayrı, 2 yatak odalı bir daireye çıkarmışlar.
Bizim bürokrat tuvaleti bulmak için kapıları açıp kaparken, üstünde "Baths" yazılı bir yere rastlamış sonunda... Ve kapıyı açıp adımını atmasıyla, muazzam bir pisinin içine tepetaklak düşmesi bir olmuş...
Aklı karma karışık olan bürokratı, bir kaygı almış birden:
- Tuvalet diye rezervuarın içine düştük bu kez de... Ya şimdi biri gelir de çekiverirse sifonu, benim halim ne olur?
Yine vaktiyle taşra siyasetçilerinden biri gitmiş New-York'a... Karnı acıkınca bir sandviççi dükkanına uğramış. Liseden belge almadan önce öğrenmeye çalıştığı İngilizcesiyle:
- Yiyecek ne var, demiş.
Garson da:
- Hot-dog var, demiş..
- Hot-dog... Yani sıcak köpek...
- Evet..
- İğrenç.. Yerel bir özellik mi sıcak köpek yemek burada?
- Evet..
- Eh ne yapalım... Madem geldik buralara kadar; deneyelim bakalım. Ver haydi bir sıcak köpek...
Garson tabak içinde, ucu sandviç ekmeğinin dışına çıkmış, uzun sosisli bir hot-dog getirmiş.
Kan tepesine fırlamış milletvekilinin:
- Kabul ettik sıcak köpek yemeyi de... Bula bula orasını buldun köpeğin; bize yedirmek için eşşoğlu...