|
|
"Güzel" bir istek
Hasan Celal Güzel... Muhtemelen 2000 yılına cezaevinde girecek. Cezaevinde can güvenliği için silah ve cep telefonu istiyor
HASAN Celal Güzel, Türk bürokrasinin ve politikasının en renkli simalarından biri. Yıllarca Başbakanlık Müsteşarlığı yaptı, Milli Eğitim Bakanı oldu. Devlette 30 yılı aşkın süre görev yaptı. Birinci Özal Hükümeti'nin başarılı Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü idi. İkinci Özal Hükümeti'nde Milli Eğitim Bakanı olarak görev aldı.
ANAP'ta Özal sonrasının potansiyel lider adaylarından biri olarak görünüyordu. Ama iç çekişmeler, politikanın acımasız oyunları, büyük emek verdiği partisinden bir gün kopmak zorunda bıraktı onu.
YILMADI
Ancak yılmadı. Uğur böceğini amblem seçti, Yeniden Doğuş Partisi'ni (YDP) kurdu. İnanılmaz bir enerjiyle yurdu dolaşıyor, diğer partilerden farkını anlatmaya çalışıyordu. Medya ona "Tank Hasan" lakabını takmıştı. Gittiği yerlerde yanındaki birkaç partiliyle birlikte küçük turlar atıyor, gördüğü vatandaşları hızla kendisine çekip yanaklarından öpüyordu. Öpülmemek için direnen vatandaşların el-ensesinden kurtulma çabaları kameramanlar için doğrusu çok hoş bir görüntü oluşturuyordu. Ancak, parti bir gün ciddi bir ekonomik krize girdi. Partinin Sıhhıye'deki genel merkezinin alt katını bir kebapçıya kiraya verdi. Az da olsa rahatlamıştı.
... VE KADERİ DEĞİŞTİ
Refahyol Hükümeti dönemi ve sonrasında söylemini sertleştirdi. Ordunun sivil yönetime baskı yapmaya hakkı olmadığını belirtiyor, onları kışlalarına dönmeye davet ediyordu. Ama bunları öyle gümbür gümbür söylüyordu ki, başı savcılarla sürekli derde giriyordu. Türk Ceza Kanunu'nun o meşhur 312'nci maddesi gereğince hakkında açılan davalar her geçen gün biraz daha artıyordu.
Mahkemeden mahkemeye koşuyor, "Ben demokrasiyi savunuyorum. Gerçek demokraside ordu kışlasında oturur, asli görevini yapar, politikaya müdahale etmeye hakları yoktur, netice itibariyle onlar da bürokrat. Bunları söylediğim için halkı sınıf, ırk, din, mezhep farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkca tahrik etttiğim öne sürülemez" diyordu.
18 Nisan 1999 seçimi gerçek bir hayal kırıklığı oldu. Aldığı oylar, yaptığı çalışmalar ve verdiği mücadele gözönüne alındığında gerçekten komikti. Ani bir karar verdi, parti genel başkanlığından istifa etti. Türk politikası "Tank Hasan"sız kalmıştı.
CEZAEVİNE HAZIRLIK
Refahyol dönemi ile 28 Şubat süresindeki sözleri nedeniyle açılan davalardan bazıları hapis cezasıyla sonuçlandı. Çaresiz cezaevine girecekti.
Cezaevine girişi müthiş bir çelişkiyi de gözler önüne seriyordu. Yıllarca Başbakanlık Müsteşarlığı yaptığı için devlet ona bir koruma görevlisi vermişti. Şimdi koruma görevlisi onu cezaevinin kapısına kadar götürecek, orada gardiyanlara teslim edecekti. Ve, o, cezasını tamamlayıp çıkarken koruma görevlisi cezaevinin kapısında olacak, onu gardiyanlardan teslim alacaktı.
"Cezaevinde sizi nelerin beklediğini düşünüyorsunuz" sorumuza, şöyle yanıt veriyordu:
HANE BERDUŞLARI...
"Cezaevinde biz namuslu insanlar olarak hiçbir zaman müstehak olmadığımız şartlarda kalırız. Bugün cezaevleri mafya babalarının, bazı zengin mahkumların çiftlikleri durumuna gelmiştir. Orada bana meydancı verileceğini söylediler. Ne olduğunu sordum. Meğer, fukara mahkumlardan biri, hizmetimde olacakmış. Ona bir miktar harçlık verilirmiş. Cezaevlerinde işte böyle bir tablo var...
Tabii, ben bu mahkumiyetimden dolayı cezaevine girip birkaç ay yatınca kurtulmuş olmuyorum. Süren davalarım var. 1999 kışını olduğu gibi, muhtemelen 2000 yılı kışını ve hatta daha sonraki yılın kışını da cezaevinde geçireceğim. Davaların seyri maalesef böyle bir durum çıkarıyor ortaya. Adeta hane berduş gibiyim. Büyük kentlerde hane berduş diye anılan kişiler vardır.
Çok fukara olan bu kişiler kış gelince parklarda yatamaz olur, sıcak bir yer ararlar. O zaman da küçük bir suç işleyip cezaevinin yolunu tutarlar. Kış bitince dışarı çıkar bunlar... Bir sonraki kış bir suç daha işleyip yeniden cezaevine girerler. Kendimi bu hane berduşları gibi görüyorum...
SİLAH İSTİYORUM
Ortada müthiş bir çelişki var. Devlet bir yandan, Devlete yaptığımız hizmetlerden dolayı beni çok değerli kabul ediyor, koruma görevlisi veriyor. Yurtdışına çıkarken kırmızı pasaport kullanıyorum, havaalanlarının VİP salonlarından giriş çıkıp yapıyorum. Aynı devlet beni devlet düşmanı olarak görüyor ve beni mahkum edip cezaevine gönderiyor."
Bayrampaşa Cezaevi'ndeki olayı hatırlattığımızda ise, gülerek, "Ben de içeri girerken silah ve cep telefonu mu istiyorum" dedi...
Nuri KAYIŞ
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|