Türkiye'de son dönemde yatırım eğilimi iyice zayıfladı. Makine ve teçhizat yatırımları son beş yılın en düşük düzeyinde. Yatırımlardaki gerileme, işsizliği daha da artıracak, ihracattaki artışı zorlaştıracak. Yatırımını aşırı ölçüde kısanlar, canlanma başladığında satacak mal bulamayabilir.
Göstergeler, yatırımlardaki gerilemenin sanılandan daha hızlı olduğunu kanıtlıyor. Yılın ilk yarısında özel sektörün yatırım harcamaları, sabit fiyatlarla yüzde 22.4 düşüş gösterdi. Yapılan hesaplar, makine ve teçhizat için yapılan harcamaların, yıl sonunda 17 milyar dolara kadar düşeceğini gösteriyor.
Bu kalemdeki yatırım harcamaları, 1997 yılında 24.3 milyar dolara çıktıktan sonra, 1998'de 22.9 milyar dolara gerilemişti. Bu yılın yatırım harcamaları son 5 yılın en düşük düzeyini oluşturacak. Oysa daha 1993 yılında toplam yatırım harcamaları 20.1 milyar dolardı.
Diğer yatırım göstergelerindeki durum da, bundan iyi değil:
* Yılın ilk yarısında alınan yatırım teşviklerinin toplam reel değerinde yüzde 50'ye yakın bir azalma var. Bu azalma yatırımlardaki ricatın gelecek yıl da süreceğini düşündürüyor.
* Geçen yılın ilk yarısında verilen yabancı sermaye izinlerinin toplam değeri 939 milyon dolar gibi çok düşük bir düzeydeydi. Bu değer, bu yılın aynı döneminde ancak 4 milyon dolarlık çok ufak bir artış göstererek 943 milyon dolara çıktı.
* Yılın ilk yarısında sermaye malı ithalatındaki azalma ise yüzde 40'ı buldu.
* Yeni kurulan şirket sayısının ilk yedi ayda yüzde 63 azalması, girişimci moralinin bozulduğunu kanıtlıyor.
Yatırım projelerinin toplam reel değerindeki azalma, bugünkü istihdamın artmasına engel olduğu gibi, gelecekteki iş imkanlarını da azaltıyor. Bu olgu, ilerde üretimin yeterince artmasına imkan vermeyeceği için, ihracatın istikrarlı şekilde artırılmasını zorlaştıracak. Mal ve hizmet arzındaki artışın sınırlı kalması, talebin canlandığı dönemde, enflasyonu körükleyen etki yapacak.
Yatırımlardaki gerilemenin en önemli nedeni, faizlerin yüksek olması. Yüksek faiz, hem maliyetleri yükselterek hem de tüketimin ertelenmesine yol açarak, yatırımları iki yönden sıkıştırıyor. Sanayici ve işadamları, ertelenen tüketimin azalttığı iç talep nedeniyle, yatırıma istekli değil. Diğer bir olumsuz etkeni ise yatırıma ayrılacak kaynakların yüksek gelir nedeniyle, Hazine bonosuna ve devlet tahviline akması oluşturuyor.
Ekonomi eninde sonunda canlanma eğilimine girdiğinde, son 2 yılda yatırımlarını durduran ve azaltan sanayiciler ve işadamları atılım yapmakta zorlanacak. Çünkü bir yatırımın tamamlanması en az iki-üç yıl alıyor. Yatırımlarına devam eden, hatta artıranlar ise, ekonominin iyi gününde, rakiplerinden bir tur önde olabilecek.
EKONOMİK yavaşlamanın devam ettiği, depremin moralleri bozduğu, rekabetin giderek zorlaştığı bir ortamda yatırım çağrısı zamansız görülebilir. Ancak hayat devam ediyor. Refah düzeyinin yükselmesi yatırımların artmasına ve büyümeye bağlı.
Yabancı sermaye, bu konuda daha gerçekçi ve pozitif bir tutum içinde. Perakende ticaret, telekomünikasyon ve otomotiv gibi alanlarda yabancı şirketlerin büyük yatırımlar peşinde olduğu haberleri geliyor. Dünyanın en büyük hipermarket zincirlerinin gündeminde Türkiye var.
Ekonomi eninde sonunda canlanacak. Önümüzdeki üç yılda ekonominin toplam yüzde 25 büyümesi hayal değil. Ekonomi aynı performansı 1995-97 döneminde de göstermişti.
Bu nedenle "Haydi işadamları yatırıma" diyoruz. Hem kendi işinizin ve sektörünüzün, hem de ekonominin geleceği, yatırım kararlarınıza bağlı.
Girişimciliğin ilk şartı da zaten risk alma ve cesaret değil mi?