kapat

16.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Ölümden öteye yol var...


Reenkarnasyona inanır mısınız? Yani ölünce sadece bedeniniz kayboluyor, ruhunuz tekrar tekrar bedenleniyor sonsuzluk içinde...

Hayatlarımız bizim zamanı ve yaşamı algıladığımız kadar değil; biz kendimizi doğduğumuz andan itibaren varsayıyoruz. Oysa ki sonsuzluğun içinde öncemiz de var. Yazının burasına kadar gelip de "deli saçması, ne diyor bu" dediyseniz bundan sonrasını okumazsınız, olur biter. Nasıl ki bu konu siz okumaya başlamadan önce de vardı, siz vazgeçtiğiniz de de devam edecek... Ruhun zamanla hesabı da aslında bir parça bunun gibi bir şey.

İçinde bulunduğumuz hassas günlerde ölüm acısı ile çaresiz kıvranan çok insan var... Benim de yakınlarımdaki bazı insanları kaybettikten sonra ölüme bakış açım değişti. Eskiden "ölünce kayboluyoruz" diye düşünürken, şimdi ruhun özgürlüğe kavuştuğunu, gittiği yerde mutlu olduğunu varsayıyorum...

Okuduğum bir sürü kitap da bunu destekliyor zaten. Hepimiz ruhsal alemde hayatlarımızı planlar ve seçimlerimizi yapar gelirmişiz. Bazen deli, bazen katil, bazen kral, hatta bazen (*) tiran... Bu bazen doğar doğmaz çok kısa bir süre yaşayıp, ölmekle sınırlı bir tercih de olabilirmiş... (ruhlar aleminin kendine has bir mantığı olsa gerek, başka türlü ölen bebekleri nasıl kabulleneceğiz?).

***

2000 yılına geri sayıyoruz. Aydınlanma çağındayız. Son birkaç yıl, özellikle 1999 yılı içinde bizi bırakıp gidenleri düşünüyorum. Başka bedenlere girmek için gidişlerinin acele olduğunuda... Ölümün bile iyi yanını görebilmek ve bulabilmek için evren içinde yeni değişim ve oluşumları kucaklamak, seçmek için bizi bırakıp gittiklerini "sanmak" beni rahatlatıyor. İyice "deli" demeyesiniz diye, (*) itidalli yazıyorum. Ama ne derseniz deyin... of yazayım da rahatlayayım... Aslında "sanmıyorum" tamamen öyle düşünüyorum. Üstelik inancım da hiç mi hiç yalnız olmadığımı biliyorum. Bana gönderilen e-mail ve fakslardaki düşüncelerden, bu konuya ait olanları çok fazla.

Millenium'un eşiğinde hızlandırılmış eğitime tabi tutulduğumuzu düşünüyorum. Kim tutuyor? Daha uygar ve ilerde yaşayanlar. Niye tutuyorlar? Aydınlanmaya layık varlıklar olduğumuz için...

Bizden ilerde yaşayanlar derken, biz dünyalılara göre zamanın göreceliliğini sorguluyorum. Çetin Altan'ın kaç zaman önceki bir yazısında okumuştum. Carl Sagan'ın tuhaf hesabından söz ediyordu. Bana çok ilginç geldi, belki ilginizi çeker...

"Carl Sagan, Cosmos'un oluşuna neden olduğu söylenen "BÜYÜK BUM"dan bu yana 20 milyar yıllık bir zaman geçeceğini belirterek, bu 20 milyar yıllık zaman dilimini Cosmos Takvimi'nde "1 yıllık" bir birim olarak ele almıştı. Ve 20 milyar yılı önce dörde bölmüştü. Tıpkı bizim her yılı dört mevsime bölmüş olduğumuz gibi... Sagan'ın Cosmos Takvimi'nde her mevsimin uzunluğu 5 milyar yıl oluyordu.

Bu çok değişik değerlendirmeye göre insanoğlunun arz yuvarlağı üzerinde göründüğü sürede "1 saat, 1 çeyrek"e eşitleniyordu.

Cosmos'da "zaman" yoktur. İnsanoğlu kendi ömrüne böyle bir kavram uydurmuştur. Onun için 365 günlük bir zaman dilimini de "1 yıllık" birim olarak benimseyebilirsiniz; 25 milyar yıllık bir zaman birimini de..." Böyle diyor Çetin Altan.

***

Dünya üzerinde bu hesaba göre 1 saat 15 dakika görünüyorsak, ortalama 80 yıl yaşadığımızı varsayalım, bu bize uzun gibi gelmeli değil mi? 25 milyar yıla tekabül ediyorsa... O zaman da 80 yıllık bir süreç "kelebeğin ömrü" kadar olmuyor mu? Yaşlandıkça "oluşumumuzun kodu" ölüme yaklaştığımızı düşünüyoruz. Yine de uzun yıllar yaşayıp, yaşlılıktan ölüyorsak, bu ölümü çaresizce beklemekten kaynaklanıyor(muş).

***

Zaman izafi... Zaman yok... Zaman uydurma... İster inanalım, ister inanmayalım bir sürü kitapta okuduğuma göre sonsuza kadar yaşıyormuşuz.

İnsanoğlu negatife daha duyarlıdır. "Bir iyi, bir kötü haberim var" diyenlere, önce kötüsünü sormaz mıyız?

Ölünce kaybolacağımıza inanmak, en kolay ve üzerinde fazla düşünülmemiş, bize öğretilmiş bir yol ve bence "kötü bir haber". Diğerini kabul için biraz açıklık, geniş düşünmek, pozitif olmak ve inanmak gerekiyor. Zira iyi de bir habere benziyor!

Ben rengimi belli ettim, yine de siz daha iyi bilirsiniz...

* İtidal: Ilımlılık, ölçülülük.

* Tiran: Eski Yunan'da siyasal gücü zorla ele geçiren, onu kötüye kullanan kimse. Acımasız, gaddar, despot.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır