kapat

16.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr )


Türk-Yunan duygu alışverişi

Geçirdiğimiz deprem felaketi vesilesiyle Yunan halkı ve devleti insani dayanışma bağlamında büyük duyarlılık gösterdiler. Türk halkı ve devleti de bu duyarlılığa şükran hisleriyle karşılık verdi ve komşumuzdaki depremin yaralarını sarmak için derhal harekete geçti. Yunanlı ise, televizyon sayesinde, Türk'ün barbar değil, hisseden, acı çeken, sevinen, ümitlenen, uzatılan yardım elini sıkmasını bilen kendisi gibi bir insan olduğunu görmüş olmalı.

Diplomasi nasıl etkilenebilir?

Ötekinin insanlığını duyabilme olgusu beraberinde ötekine adil davranma gerektiğinin idrakini de getirebilirse, diplomasiyi etkileyebilir. Yunanlı, kendisi kadar insan olan Türk'ten tehdit gelmediğini, onun da sahildar sıfatıyla Ege'de adilane bir pay elde etme hakkına sahip olduğunu, Batı Trakya'da azınlık olarak Türk varlığını kabullenmesi gerektiğini ve ayrıca, Kıbrıs'ta yaşayan iki büyük milletin uzantılarına siyasi eşitlik tanımayı reddeden hiçbir çözüme ulaşılamayacağını anlaması halinde bu anlaşmazlıkların çözümlenmesinin önündeki çok önemli bir engel kalkmış olur.

Meseleler değişmedi!
Yunan hükümeti deprem vesilesiyle Türkiye'ye yardım etmekle kalmamış, AB fonlarından Türkiye'ye depremin yaralarını sarmak amacıyla külliyetli bir yardım yapılmasını sağlayanlar arasında yer almıştır. Bu tutumu teşekkürle karşılamalıyız; ama bundan ötürü pek fazla ümide kapılmamız doğru olmaz. Zira bu tutumu takınmasaydı Yunanistan, AB içinde ve tüm dünyada rezil olurdu. Bu itibarla, Yunan devleti, insaniyetin gereğine uymakla kendi çıkarına da uygun olanı yapmıştır.

AB'ne tam üyeliğimiz
Yunanistan, bugüne kadar, anlaşmazlıklarımızda bizden taviz koparabilmek için, AB organlarında Türkiye'ye karşı sert bir muhalefet sergilemiştir. Türkiye'yi tam üyeliğe aday olarak kabul etmeyi dahi reddeden bu tutum geri tepmiştir. Kopenhag ölçütlerinin muğlaklığına dayanarak tam üyelik karşılığında Türkiye'den egemenliği ve tekilliğiyle hiç bağdaşmayan talepler ileri sürmekle kalmayan, aynı zamanda Kıbrıs konusu ile Ege anlaşmazlıklarında Helen taleplerine tam destek verme anlamına gelen bir tutum takınan AB büyük çoğunluğuyla, bu siyasetin, Türkiye'yi Avrupa'dan uzaklaştırmaktan başka hiçbir sonuç veremeyeceğini artık anlamış görünüyor. Yunanistan bundan böyle AB içinde kendisini tecrit edebileceğini fark etmiş olabilir ve Türkiye'nin aday ilan edilmesine karşı çıkmayabilir. Ama bu, Yunanistan'ın, tam üyeliğimizi anlaşmazlıklarımızda taviz koparmak için kullanmaktan vazgeçtiği anlamına gelmez. Türkiye'nin, adaylığı tanınsa bile, tam üyeliği hayli uzun bir sürede gerçekleşebilecektir. Atina, o ana kadar ve o an geldiği zaman AB içerisinde veto haklarını kullanma imkanını saklı tutuyor ve Gümrük Birliği anlaşması gereğince bize açılması gereken kredilere karşı bile vetosunu muhafaza ediyor. Atina ayrıca, bu vetosunu kaldırsa dahi, AB'nce Türkiye'ye tam üyeliğin gereklerini yerine getirmiş sayılabilmesi için bildirilecek şartların bir takvime bağlamasını isteyebilir. Bu şartlar arasında Ege, Kıbrıs ve Güneydoğu da bulunabilir. Bunun anlamı, Luxembourg'a geri dönmektir.

Demek oluyor ki deprem vesilesiyle iki halk arasında meydana gelen duygu alışverişi, meseleleri ortadan kaldırmış değildir. Yunanistan'ın bu meselelere bakış açısı, bu yazımın başında belirttiğim gibi değişene kadar Ankara'nın da temel siyasetini değiştirmesi beklenemez. Yunanistan'la diğer konularda işbirliği alanları açmaya çalışmakla da bu temel meselelerin verileri değişmez. Aksine bu gibi alanlarda işbirliği çabaları da hele temel meseleler buhran yaratınca kolayca yürütülemez.

AB'ne tam üyeliğe karşılık Türkiye siyasi taviz veremez; nerede kaldı ki adaylığımızın tanınmasına karşılık taviz verebilsin! Helsinki'de adaylığı tanınırsa Türkiye, bu uzun süre içerisinde ekonomisine çeki düzen vermeli ve aynı sürenin sonunda AB'nin alacağı niteliği de göz önünde tutarak tam üye olup olmamayı o andaki şartlara göre kararlaştırmalıdır.

Adaylığı tanınmazsa Türkiye, Roma ve Ankara Andlaşmalarına göre uygun gördüğü vakit yeniden başvuruda bulunma hakkını saklı tutarak, mevcut adaylık başvurusunu hemen geri çekmelidir. Gümrük Birliği'ni feshetmenin ise, kendi kendimize zarar vermekten başka sonucu olamayacağını iyi bilmeliyiz. Ancak, tam üyelik perspektifi yakın farz edilirken akdedilmiş olan Gümrük Birliği'ni bu perspektifin ertelendiği yeni duruma uyarlamak için bazı iyileştirmeler isteyebiliriz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır