


Boşuna yazılan yazı..
Fikret Ünlü'nün görevlerine yönelik bir yazı yazdığım zaman bu his geliyor bana.. Suya yazıyorum..
Yazdıklarım içinde ona oy kazandıracak, koltuğunda daha kalmasını sağlayacak şeyler olsa, hemen dikkate alacak..
Ama popülizmle değil, ciddi şeylerle uğraştığımızda, bakanı ararsan bul.. Soysal demokrat, demokratik solcu, sporun içinden gelmiş bakan bir de.. Ülkemin kaderine bakın..
***
Futbol Federasyonu özerktir.
Bugünkü başkan mafyanın kontrol ettiği bir kongrede, Mehmet Ağar, Korkut Eken'i kulislere yollayınca, seçilebilmiştir.
Bugünkü başkan yerini Alaattin Çakıcı'nın izni ile koruyabilmiştir.
Çakıcı, Haluk Ulusoy'a başkanlığa devam izninini, asbaşkan Hadi Türkmen'in kellesi ve Eyüp'te 100 kurbanlık koyun karşılığı vermiştir. Bu iznin süresi de bellidir. Yasalar bir başkanın görevi bırakmasından sonra bazı haklardan (Yani avantalardan) yararlanması için en az bir yıl görev yapmasını şart koşmuş, Çakıcı da, Ulusoy'a bu ödünler karşılığı 22 Aralık 1998 tarihine kadar izin vermiştir. Bu arada Çakıcı yakalanınca, Ulusoy, göreve devam şansı bulmuştur.
Bu yazdıklarımla ilgili tüm şahit ifadeleri, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve DGM savcılığına sunulan dosyada vardır.
Bu dosya bugün ne olmuştur bilmem.. Çünkü dosyanın yollandığı savcı bugün görevde yok. Bütün bunlar olurken her şeyi yakından bilen iki spor bakanı Yücel Seçkiner ve Fikret Ünlü, ağızlarını bile açamadılar. Korku dağları bekliyordu çünkü.. Hala açamıyorlar.
Oysa yasa, özerklik yasası der ki..
"Futbol Federasyonu'nun her türlü eylemi, bakanlığın denetim ve gözetimi altındadır.."
Seçkiner ve Ünlü dediler ki..
"Elimiz kolumuz bağlı.."
Bağlı olan yürekleri idi aslında..
***
Şimdi soruyorum.. Aslında Fikret Ünlü sormalı idi..
1- Finlandiya, K.İrlanda ve Moldova maçlarına, kafilenin özel uçağı ile kaç milletvekili, kaç kongre üyesi götürülmüştür?.
Bunların seyahat masraflarını uçak, lüks oteller ve restoranlar, kim ödemiştir?.
2- Milli takım uçağına, Ulusoy Federasyonu'na oy ve arka sağlayacak bu kişiler üstelik davetle alınırken, parasını ödeyen gazetecilere ayrım yapılmış mıdır?.
Bizzat federasyon başkanın sözleri ile, bazı gazetecilerin uçağa alınmaları "Vatan haini orospu çocukları" oldukları için yasaklanmış mıdır?. Bu ülkede spor bakanı olsa, bu soruların yanıtını kolay alırdık.
Olsa.. Olsaydı..
Ateş olmayan yerde..
Geçim sıkıntısı içindeki zenci Richard, 1979 yılında televizyonda bir tenis maçı izliyordu. Maç sonunda televizyon, kazanana verilen çeki gösterdi.. 48 bin dolar.
Richard'ın yıllık geliri 52 bin dolardı.
Karısına seslendi.. "İki kız çocuğu daha yapalım ve onları tenisçi yetiştirip köşeyi dönelim.."
Richard'ın üç kızı vardı zaten.. Yaşı 37 idi ve iki kız daha yapacak vakti fazlası ile vardı.
Birer yıl ara ile iki kız daha doğurdu karısı Richard'a..
Birine Venus adını verdi, Richard Williams.. Ötekine Serena..
Ve 20 yıl sonra, 1999 yılında bir gün, Richard Williams kızı Serena'nın Amerika Açık (US Open) galibi olarak 750 bin dolarlık çeki alışını bu defa televizyondan değil, tribünden seyretti.
Biri 19, öteki 18 yaşında iki kız kardeşin çok kısa olan profesyonel kariyerlerinde kazandıkları para böylece 5 milyon 50 bin dolara yükseldi.
***
Gökhan Saraçoğlu'dan şirin bir faks..
"Bir dini kitap okuyordum. Cennetteki meleklerin adlarını yazıyordu. Bu meleklerin başının adı da Rıdvan'dı.."
Anladınız değil mi?..
Müslüman milletimizin Şeytan dediği Rıdvan aslında baş melek!..
***
"Sen de mi Ali Sami?" dedim okurken..
Ali Şen'i göklere çıkarma yazısı yazmış.. Yazar.. Fikri odur..
Ama yazdığı başka şeyler var..
Moldova maçı öncesi devreye sokulsa, maç 1-1 bitmezmiş..
Neden bitmezmiş. Şen'in garanti belgesi varmış..
"G.Saray'ın sahada 5-0 kazanıp, masada kaybettiği ünlü Neuchatel maçını kurtaran odur."
Bu Şen'in palavrası Ali Sami.. O masa başı zaferinde Ali Şen'in zerre payı yok.. Olayın aslında nasıl tam tersine olduğunu öğrenmek istiyorsan, bana bir yemek randevusu ver, şahitleri ile anlatayım..
Biz o palavrayı Simferapol'de yutmak üzereydik. Bütün Rusya elindeydi. Moskova'dan destek almıştı. Hakemleri de ayarlamıştı.. Günlerce beyin yıkar gibi bunu anlattı bize..
Türkiye o gün kazansa, her şey ona endekslenecekti biliyordu. Kaybetse, kaybedeceği bir şey yoktu, onu da biliyordu. Pervasızca oynadı oyunu..
Bugün geldiğimiz nokta, Ali Şen'in medyayı çok iyi tanıdığını ve çok iyi kullandığını ortaya koyuyor.
Bravo adama!..
***
Kazım Kanat'ı okuyorum, kanım donuyor.. Yazı çıkalı nerdeyse bir ay oldu, federasyondan tık yok. Daha da kanım donuyor.
Bu ülkede yüz kızartıcı suç işlemiş olanlara profesyonel futbolcu lisansı verilmez. Tanju Çolak'ın lisansı, cezası kesinleşince iptal edildi, hatırlayın.
Kazım diyor ki..
"Yasalar böyle iken, Meksika'da beyaz zehir kaçakçılığı suçundan iki yıla mahkum olan Gaudino'ya bu ülkede nasıl lisans verilir?."
Türk'e yasak olan yabancıya serbest olur mu?.. Böyle hukuk olur mu?.
Olur..
Eroin de mafya işidir, bu federasyon da..
Niye olmasın, Kazım!..
***
Milli takımın bazı futbolcuları, beni Moldova uçağında görünce Federasyon Başkanı Ulusoy'a koşmuşlar.. Bu başkanın bizim gazetecilere yaptığı açıklama..
Demişler ki, "Hıncal Uluç'un bu uçakta ne işi var?.."
Şimdi bu soruyu Haluk Ulusoy'a soranlarda zerre erkeklik varsa, ortaya çıkarlar ve derler ki..
"Evet.. Başkana bu soruyu 'Ben' sordum.."
Hiç kimse çıkmazsa..
O zaman ya milli takımda bir takım onursuz korkaklar var.. Ya da Haluk Ulusoy, korkak bir yalancı..
Bekliyorum!..
Devşirme sporcularımız..
Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğu devşirme askerleri (Yeniçeriler) ile kuran ve bu dev yapıyı devşirme liderle yöneten (Sadrazamlar) Osmanlı'nın torunu olarak, bu işe ilke olarak karşı değilim bir..
Dünya çekilen bayrağa ve çalınan marşa bakıyor, çektirenin genlerine değil..
İkincisi..
Türkiye'de atletizm sıfırlandı, bitti, tükendi.. Ne atlet kaldı, ne seyirci, ne izleyen..
Bir ara bir Türk geleneği haline gelen maratonda bile bir tek atlet yarıştıramadık Sevilla'da gördünüz..
Yeni bir heyecana ihtiyaç var.
Bu heyecanı bir günde Türkiye'den çıkarmak mümkün değil.. O zaman dünyanın yaptığını, atlet fabrikası Amerika'nın bile yaptığını yapacak, devşireceksiniz..
Türkiye'de atletizm çarkını yeniden çevirmeye başlamak için bu itici güce ihtiyaç var..
Tepeye bir ışık astınız mı, pervaneler etrafında dönmeye başlarlar..
Bu ışığa ihtiyaç var.. Yani şampiyona.. Bu da tarlada yetişmiyor.. Kaç yıl ister alt yapıdan bir şampiyon yetiştirmek söyleyin bana.. Atletizm tükenmiş, bitmiş, kimse koşmaz olmuşken hele.. O zaman tepeye asacağınız ışığı transfer edeceksiniz..
Muharrem Dalkılıç federasyon başkanı iken bu kapıyı büyük bir ileri görüşle açmaya kalkmış, ama hatta en enteller tarafından bile alaya alınmıştı. Dalkılıç'ı dinlese idik, Sevilla'da podyumda Türk atletleri olur, Türk marşı çalınır, Türk bayrağı göndere çekilirdi.
Türkiye çok akıllı ve akılcı devşirme seçimleri yapmak zorundadır.
***
Madalyonun bir de arka tarafı var..
Federasyonu, Doğan Hasol'un çok haklı deyimi ile "FENERasyon"a çeviren bir başkan var.. Fikret Çetinkaya.. Adamın aklı fikri Fener'de.. Bu işe girmesinin sebebi de, milli takım, Türk atletizmi falan değil, Fenerbahçe'ye daha fazla hizmet etme aşkı..
Fener'e geliyorsan, senden iyisi yok.. Fener'den gidiyorsan, atletizm yaşamın söndürülmeli.. Kafası aynen bu..
Milli takımda, Türkiye doğumlularla, devşirmeler arasında ayrımcılık yapıyor ve alenen devşirmeleri kayırıyor. Ötekileri yok sayıyor. Çünkü devşirmeler Fenerli ve Enkalı..
Sevilla öncesi sakatlarını ileri sürerek milli takımdan aflarını isteyen atletler sakat falan değillerdi. Çetinkaya'nın yeni bir oyununa gelmemek için gitmek istemediler. Olimpiyatlara kadar sağlıklı kalmayı tercih ettiler ve sakatlık bahanesi ile çekildiler..
***
Spor Bakanı Fikret Ünlü yasal olarak özerk Futbol Federasyonu'nun yüz kızartan durumlarını es geçip en haklı eylemlerine tam bir oy avcısı gibi saldırırken, ana spor atletizme kopan kıyametlere kulaklarını tıkamış..
Çünkü kimsenin ilgilenmediği bu sporda popülizm yapma olanağı yok!..
Palavra şuralar toplayıp, kimsenin okumayacağı ve uygulamayacağı raporlar hazırlatacağına, şu atletizmin zaten bir elin parmaklarına inmiş sevenlerini bir dinlemeye teşebbüs etse ya..
Üstelik bu federasyon yasal olarak tamamen kendi sorumluluk ve kontrolünde..
Atletizme mafya falan da bulaşmadı henüz. Korkması için de sebep yok!..
Beşiktaş!..
Bakın buraya not düşüyorum.. Eğer taraftar geçen haftaki gibi köstek değil her zaman ve her yerde destek olursa, Beşiktaş yakın gelecekte bu ülkenin en keyifle izlenen takımlarından biri olacak..
Pürüzler temizlendi.. Elde genç, pırıl pırıl bir malzeme ve harika bir maya var.
Gerekli olan tek şey zaman..
"Hıncal söylemişti" dersiniz!..