Buda'nın bronzdan yapılmış en görkemli heykeli Japonya'dadır. Tahtında oturan Buda, azıcık öne doğru eğik orta parmağıyla sağ avucunu kaldırmıştır inananlarına doğru...
Orta parmağı öne doğru azıcık eğik sağ avuç, tek sözcüklü genel bir uyarının simgesidir:
- Korkmayın...
Arz yuvarlağı üstündeki tüm canlıların ortak bir duygusu, refleksi, güdüselliğidir korku...
Ve korkuya karşı güvence arayışları geliştirmiştir bilimi. Karanlığa karşı kandillerin, fenerlerin, elektriğin bulunması gibi... Hastalıklara karşı tıbbın, eczacılığın, ameliyat teknolojilerinin yaptığı aşamalar gibi..
Ya depremlere karşı? Bu sayfa dünyada yeni yeni açılıyor; Türkiye'de ise hiç açılmamıştı.. Oysa 900 yıldır en kıpırtılı bir deprem kuşağı üstünde oturuyoruz.. Depremlere karşı alınacak önlemler birikiminde, öncü ülkelerden biri olmamız gerekirdi..
Onca afur tafur, babalanma ve cakalanmaya karşı neden olamadık ki? Yüzlerce yıldan beri sürüp giden iç göçlerle, geldiğimiz yerlere doğru dürüst yerleşmesini bir türlü beceremediğimiz için mi?
Buda'nın öne doğru azıcık eğik orta parmağı: - Korkmayın...
Korkmamak elde mi? Hele ardçı depremler daha üç yıl boyunca sürecekse ve bunlardan bazıları 6 büyüklüğünde olacaksa..
Uzmanlar:
- Tedbirli olun, diyorlar.
Nasıl tedbirli olunacağını ben de şahsen pek bilmiyorum. Osman Bey'in başına geçmek için amcası Dündar Bey'i öldürdüğü 400 çadırlı Kayı aşireti modeline mi döneceğiz yeniden; yoksa hamaset şiirleri okuyarak mı durduracağız depremleri:
"İçeriz düşmen-i dinin kanını su yerine"
Görüyorsunuz ki, bilimsel kuşkuculuğu geliştirmek yerine, kitleleri hep aynı kalıplaşmış sloganlarla hipnotize ederek hiç bir yere varılamıyor.
Örneğin son 80 yıl içinde maden işçilerinin dünyasını tüm boyutlarıyla ortaya koymak, Komünizm'e dönük bir suç sayılmasaydı; depreme dayanıklı yapı sorunu çok daha hızlı algılanabilirdi kamuoyunda...
Çünkü maden ocaklarının da 2 büyük belası vardır; grizu patlaması ve göçük...
Göçükler genellikle bir deprem niteliğindedir ve nedeni de maden direklerinin -pahalı olduğu için- demir putrel yerine, zamanla çürüyen ve değiştirilmeyen ağaçtan yapılmasıdır...
Bu tür özensizlikler yüzünden 10 bini aşkın madenci ölmüştür maden kuyularında. Ve bu konuların üstüne pek kimse gitmemiştir ayrıntılarıyla. Edebiyatımızda dahi madenci dünyalarını anlatan yapıtlar yok gibidir..
Maden direkleri zamanında değiştirilmeyince göçük olur; deprem bölgelerindeki yapılar da zamanında gerekli özenle yapılmamışsa, güçlü bir sarsıntıda yıkıntı büyük olur...
Bütün bu "neden-sonuç" ilişkilerinde toplumsal bir bilincin uyanması iğdiş edilmişse; tek çare de Buda'nın sağ orta parmağının uyarısını tekrarlamak olur:
- Korkmayın.