|
|
Evlilik anlayışı değişiyor
Günümüz kadını, mutsuz evliliğini sürdürmek yerine özgürlüğü tercih ediyor.
Beraber yaşayan çiftlerin plan yaparken haftalık ya da aylık takvim kullanmalarına karşın evli çiftler daha uzun vadeli hesaplar yapmak zorunda kalıyorlar. Ve her iki taraf da kendisine soruyor: "Gerçekten istediğim bu mu?" Sonunda hayattan farklı beklentileri olduğuna karar veriyorlar. Eşlerden biri çocuk istediğinde diğeri zamanlamanın doğru olmadığını ya da bunun için daha erken olduğunu düşünebiliyor.
"Evli insanların yapması ve yapmaması gerekenler" türünden safsatalar veya kadın-erkek arasındaki yanlış şekillendirilmiş rol ayrımları, çiftler üzerinde baskı yaratıyor. Evlenmeden önce sevgilisine yemek hazırlayan erkek, evlendikten sonra yemeği karısının yapmasını bekliyor ve bu ona çok normal geliyor.
Yaşadığımız modern evliliklerin bizden önceki nesillerin geleneklerle bezeli evliliklerinden büyük farklılıklar gösterdiğini kabul ettiğimiz zaman boşanma oranlarındaki bu yükselişi de gerektiği gibi değerlendirebileceğiz.
Kadının yüklendiği her sorumluluğun altından kalkabilmesi, ilişkinin dengesini bozarken evlilik kavramını gelecekte nelerin beklediğini şimdiden kestirebilmek zor görünüyor.
Boşanmalara bakış açısı da günümüzde değişmiş durumda. Boşanan kadın, kendi hayatını mutlu bir şekilde tekrar kurabiliyor.
Ayla S. (28 yaşında)
"Yeniden doğdum"
Eski eşimle 2 yıllık bir flörtten sonra, 1994 yılında evlendik. Yaklaşık üç yıl evli kaldık. Flört dönemimiz gerçekten çok güzeldi. Her konuda anlayışlı, son derece neşeli, hayattan keyif alan bir erkekti. Fakat evlendikten sonra değişmeye başladı. İşten biraz geç çıkıp, eve bir saat bile geç kalsam, bütün gecemi zehir edebiliyordu. Ayrıca yerli-yersiz kıskançlıklara da başlamıştı. Bir keresinde tam dışarı çıkacakken, üzerime giydiğim eteği kısa bulup değiştirtti. Arkadaşlarımla görüşemez, onun dışında hiçbir şey yapamaz oldum. Telefonla konuşmamdan bile nefret ediyordu. O böyle davrandıkça ben de hırçınlaşıyordum ve ona hakaretler ediyordum. Anlayacağınız evliliğimiz tam bir çıkmaza girmişti. Zaten ikinci yılımızda 'cinsel hayatımız' diye bir şey de kalmadı. Ona olan tüm sevgimin bittiğini hissediyordum. Bu şekilde devam ederse, aramızda çok daha üzücü şeyler yaşanacaktı. Ayrılmaya karar verdim.
Boşandıktan sonra, o evde yaşamak istemiyordum. Sonuçta bir sürü anı vardı. Başka bir ev tuttum. Eşyaların bölüşülmesiyle bir anda karşıma çıkan eksikler, yeni bir ev gideri, tadilat masrafları beni maddi anlamda zor duruma soktu. Ama yeni bir hayata başladığımı düşünerek kendime telkinlerde bulundum. Komşularım genel olarak anlayışlı davrandı. Tabii arada bana "boşanmış kötü kadın" muamelesi yapanlar da olmadı değil.
İlk günlerde yaşadığım manevi boşluktan kurtulmak için kendimi iyice işime verdim. Görüşemediğim arkadaşlarımla buluşup, sosyal aktivitelerde bulundum. Yeniden doğmuş gibiydim. Hapisten çıkmış bir mahkum gibi yeniden sarıldım yaşama. İş çıkışı gidip sahil kenarında yarım saat oturup bir şeyler içmek bile benim için ulaşılmaz olmuştu. Bunlara yeniden kavuştum. Şu anda gerçekten çok güçlüyüm ve evliliğin kalbimde açtığı yaralardan kurtulduğuma inanıyorum. Bir süredir hayatımda biri var ama geçmişte yaşadığım kötü evlilik tecrübesi nedeniyle daha temkinli davranıyorum.
Birlikte yaşamak, boşanma oranını düşürüyor
Yapılan araştırmalar, boşanma oranlarının önümüzdeki 10 yıl içerisinde daha da artacağını ortaya koyuyor.
45 yaş üzerinde artan boşanma vakaları, gençler arasında azalıyor. Bu durumun sebepleri arasında gençlerin evlenmeden önce bir süre beraber yaşamalarının karşılıklı tahammülü artırması ve çiftlerin evlilik öncesi birbirlerini yeterince tanımalarına imkân sağlaması yer alıyor.
Uzmanlar 2021 yılında başarılı evlilik oranının % 'ten % 'e düşeceğini söylüyorlar.
45 yaşından sonra boşanan çiftler ise yollarını ayırmadan önce çocuklarının büyümesini ve anne babalarının boşanmasından etkilenmeyecek yaşa gelmesini bekliyorlar.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|