kapat

10.09.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Tutuksuz yargılama!...

Hangi medeni ülkede benzer bir uygulama vardır bilmiyorum. Daha doğrusu şöyle söyleyeyim; hiçbir medeni ülkede böyle bir soruşturma uygulaması olduğunu sanmıyorum. Ama bizde var.

Trafik suçu işleyerek birini sakat bıraktınız yada öldürdünüz, birkaç sorudan sonra serbestsiniz. Tutuksuz yargılanmak üzere..

Kafanız bozuldu ve birini silahla vurdunuz veya bıçakladınız. Vurduğunuz kişi yoğun bakımda ama siz serbestsiniz. Tutuksuz yargılanmak üzere..

Malzemeden çalarak, plânsız, projesiz yaptığınız evler çöktü, binlerce kişinin ölümüne neden oldunuz. Eğer isminiz medyada çok ön plâna çıkmışsa sizi geçici bir süre için içeri alırlar, sonra sessizce bırakılırsınız, tutuksuz yargılanmak üzere.. İsminiz gündeme gelmemişse zaten "delil yetersizliği" nedeniyle sizi rahatsız bile etmezler. Binanın malzemesi, sağlam binalar yanında sizinkilerin yıkılmış olması, ölenler.. Onlar "yeterli delil" sayılmaz.

Tecavüz, hırsızlık, tehdit, iftira gibi suçlar zaten detaydır. Bunlarla karakolları, adliyeleri meşgul etmenize bile gerek yok. Onun için lütfen kimse kalkıp "yeniden yapılanma"nın içine "özgürlük" lâfını koymasın. Bundan daha fazla özgürlük nerede görülmüş, düşünün; adam öldürmekte bile özgürsünüz.

İşte size son birkaç hafta içinde basında yeralmış iki haber;

Bir genç kadın halasının kızını göğsünden bıçaklayarak komaya soktu ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Antalya'da bir polis memuru havaya ateş ederek, kaçan şüpheliyi kovalarken balkonunda oturan üç çocuk annesi bir kadını öldürdü.

Dava devam ediyor, polis tutuksuz yargılanmakta. Muhtemelen "görevde ihmâl", "tedbirsizlik", "dikkatsizlik" gibi nedenlerle ceza bile almayacak. (Oysa halk arasında ateş ederek koşmak gibi bir yetkisi yok. Antalya Emniyet Müdürü Ali Natık Canca da ateş etmesinin yanlış olduğunu söylüyor)

Kısacası insanların, ailelerin yaşamını karartan, sevdiklerini elinden alan herkes serbest! Özgürlüğün, adaletin, demokrasinin kurallara uyan vatandaştan çok suç işleyene yaradığı bir ülkede "af yasası" üzerinde çalışmaktan önce mevcut yasaların doğru dürüst uygulanmasını sağlamak üzerinde çalışmak lâzımdır.

Akıl ve mantık bunu söylüyor. Yanılıyorlar mı acaba?

Atıkta boğulacaklar!..
Yalova'da depremden sağ kurtularak kendini Sarıyer'deki evine zor atan Gönül Yılmaz adlı okurum "Depremden kurtulduk kanazilasyon suyunda boğulacağız" diye haykırıyor. Sarıyer'in bazı mahallelerinde giriş ve bodrum katlarında oturanlar, her yağmurda evlerini dışardan basan sel sularıyla birlikte tuvaletlerinden fışkıran sularla da boğuşmak zorunda kalıyorlar.

Belediyeye koşuyorlar, aldıkları cevap; "Bu İSKİ'nin sorunu, oraya gidin", İSKİ'ye gidiyorlar, cevap; "Boru yıllardır arızalı. Tamir için sokağı kırmak lâzım, belediye izin vermiyor".. Belediyeye dönüyorlar, cevap; "İSKİ izin almadan her yeri kazma hakkına sahip, sorumluluğu üzerinden atmak istiyor".

ANAP'lı Belediye Başkanı Sedat Özsoy'la, İSKİ'yle ve Belediye'nin Fen İşleri bölümüyle yaptığım telefon konuşmaları sonucunda şunları öğrendim;

1) Sarıyer Belediyesi'yle İSKİ arasında süregelen siyasi çekişme nedeniyle sürekli bu tür sorunlar yaşanıyor.

2) Bir önceki belediye 4 trilyon borç bıraktığı için Sarıyer gibi, neredeyse her yağmurda sel baskınına uğrayan bir ilçe belediyesinin bir vidanjörü bile yok.

İnanabiliyor musunuz, bir vidanjörü bile yok. Başkan Özsoy "Kollektör yapılınca hallolacak inşallah, beklemeleri lâzım" diyor ama bir de yaşayanlara sorsun bakalım, beklemek kolay mı? Tabii işin asıl kilit noktası sıkıntı çeken insanların sorunlarını başkanlara iletememeleri. Çözümün ne olacağını onların ağzından duyamamaları.

Burada da son çare "Parti ayırımı gözetmeksizin her ilçeye eşit yardım yapacağız" diyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya başvurmak. Yeni belediye, FP'li eski belediyenin borcu yüzünden bir vidanjöre muhtaç duruma düşmüşse ve aynı zamanda, iki kamuya hizmet kuruluşu arasındaki siyasi bir çekişmenin sıkıntısını halk çekiyorsa çözümü ancak "Büyük Reis" bulabilir.

Sayın Başkan, Sarıyerliler ilginizi bekliyor!

Çadırda doğum..
Çarşamba akşamı haberlerde deprem bölgesini izliyorum. Sunucu derme çatma bir çadırın içine kurulmuş bir doğum odasının girişinde doktorla konuşuyor;

- Burada mı doğum yaptırıyorsunuz?

(O sırada kamera çadırın içini gösteriyor. Doğum masasının üzerinde lekeli, boyanmış naylon örtüler, portatif uyduruk masaların üzerinde aletler.. İlaçlar)

Bayan doktor gururla karışık bir gülümsemeyle;

- Evet.. Burada.

- Kaç doğum oldu depremden bu yana?

- Bu çadırda 20 bebek dünyaya geldi..

Peki madem ki durum böyle, madem ki hastalar, ağır yaralı, enfekte yaralı gibi farklılıklar gözetilmeden tüm yaralılar çadır hastanelerde birbirine bitişik yataklarda yatırılıyor, hamileler küçücük çadırlarda doğuruyor, neden her türlü konfora, teknolojiye, laboratuar imkânına sahip Amerikan Hastane gemilerini geri çevirdik? Neden onlara "Size gönderecek tek bir hastamız yok" dedik?

Anlayabilene aşkolsun!

Not: Sağlık Bakanı Osman Durmuş "Atina'ya gitmek istiyorum" demiş. Bence son günlerin en anlamlı sözü buydu. Bravo! Demek ki halkın tepkisi onu biraz değiştirmiş; Ama yine de endişe ediyor insan; ya Atina'ya gidince "Yunanlı'nın Yunanlı'dan başka dostu yok. Gönderin şu AKUT'çuları" derse?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır