


Türkiye değişimi arıyor
18 Nisan seçimlerinden önce yeni Meclis için iyimser senaryolar yazmıştık. Kısaca, daha güçlü ve istikrarlı bir hükümet bekliyorduk. Türkiye'nin acil ihtiyacı olan reformların gerçekleşme şansının yüksek olduğunu düşünüyorduk.
Seçimde oyların dağılımı aslında öngörülenden epey farklı çıktı. Sürprizler oldu. Ama, bu durum sonucu etkilemedi. Neticede Meclis'te sağlam bir çoğunluğa sahip ve uyumlu çalışan bir koalisyon kuruldu.
Ecevit hükümeti üç aylık ilk yasama dönemini fevkalade üretken kullandı. Yapılanlara bazılarımız karşı çıksa ya da yetersiz bulsa da, sosyal güvenlik reformunda ilk adım atıldı. Tahkim ve özelleştirme için Anayasa bile değiştirildi.
Ardından deprem felaketini yaşadık. Paradoksal şekilde, deprem sivil toplumun kendi gücünü sınamasına olanak sağladı. Kentsel orta sınıflar kamu yönetiminin hantallığına ve çaresizliğine birinci elden şahit oldular.
Toplum hem sosyolojik hem de psikolojik açıdan hazır olduğu için, bu doğa olayı siyasi dönüşüm arayışına yeni bir ivme kazandırdı. Pek çok vatandaşı siyasi değişimin artık zorunlu olduğuna ikna etti.
Çok farklı nedenlerle de olsa, dış politika bile bu ortama uyum sağladı. Yunanistan'la ilişkilerimizde yeni bir dönem başlıyor. AB tam üyelik konusunda Türkiye'nin itirazlarını ciddiye alıyor. Ecevit ay sonunda Clinton'la buluşacak.
Selçuk'un konuşması
Yargıtay Başkanı Doç.Dr.Sami Selçuk'un adli yılın açılış töreninde yaptığı konuşmayı bu çerçevede ele almak gerekiyor. Kendisini uzun süredir tanırım. Yazdıklarını beğeni ile okurum.
Konuşmasındaki ana temaların tümünü uzun süredir farklı platformlarda savunuyordu. Bunların hiç biri Türkiye'nin duymadığı bilmediği kavramlar değildir. Akademik ve entellektüel çevrelerde tartışılan kavramlardır. İki husus öne çıkıyor. Birincisi, bu temalar ilk kez Yargıtay Başkanı tarafından, yani hukuk ve yargı sistemimizin zirvesinden ifade ediliyor. Çok önemli bir zihniyet değişiminin bizzat yargı organına sıçradığını gösteriyor.
İkincisi, zamanlama boyutudur. Selçuk pekala bu makama bundan dört yıl önce seçilebilirdi. Acaba o tarihte bu konuşmayı yapar mıydı? Yapsa bile, etkisi bugünkü gibi olur muydu? Sanmıyoruz.
Statükocu kesimler elbette Selçuk'u eleştirecekler. Bazıları tutucudur; değişimden korkar. Diğerlerinin çıkarları zarar görür. Hep böyledir. Ama zamanı gelmiş değişimi engelleyemezler. Sadece geciktirirler.
Bence kamuoyunda değişimin gereği üstüne yaygın bir konsensüs oluşmaya başladı. Prensipte anlaştıktan sonra, ayrıntılarda çözüm bulmak çok daha kolay olacaktır. Selçuk'u kutlamak istiyorum.
Top hükümette
Ortada somut bir hedef vardır. Başbakan Ecevit derhal ona işaret etmiştir. 1982 Anayasası'nı gözden geçirme zamanı gelmiştir. Son Anayasa değişikliği, Meclis'in bu yönde iradesini kullanabileceğini göstermiştir.
Hükümetin hızla ve kararlılıkla Anayasa değişikliklerini ele alması gerekmektedir. Öncelik, muhalefetin de katılacağını baştan ilan ettiği konulara verilmelidir.
Üstelik, toplum da değişiklik önerilerini tartışmaya, yani yasama sürecine aktif olarak katılmaya arzuludur. Bu fırsat mutlaka kullanılmalı, 12 Eylül rejiminin Türkiye'nin demokratikleşmesini ve çağa uyum sağlamasını zora sokan mirası temizlenmelidir.
Sivil toplumu, Ecevit hükümetini bu konuda desteklemeye ve yüreklendirmeye davet ediyorum.