


K,ırk,, vi,,rgül'lü,, k,ese.,,!
Lafın gidişatını virgüle uydurduk.. "Kırk virgüllü kesesi var belinde.. Virgülünü tesbih etmiş elinde.." meali çıktı! Bu makale müessesemizin virgül konusunda hiçbir fedakârlıktan kaçınmadığını göstermek için yazılmıştır..
Depremin acısı özüme koymasına koydu ama okur yazar takımının deprem üzerine yürüttüğü akıllar fikirler de bir o kadar koydu..
Siz istediğiniz kadar "ifade özgürlüğünü" ve bunun teminatı olan Silahlı Kuvvetler İç Hizmet Talimatı'nı savunup durun..
Ben oldum olası okumuş kısmının, olur olmaz yerde fikir beyan etmesinden hoşlanmam.. Çünkü okumuş takımının dünyayı doğru algıladığına inanmam..
ooo
Olan biteni tersinden algılamak, bizim okumuş takımının doğal refleksi haline gelmiştir.. Her şeyden aykırı bir mânâ çıkarır.. Söz temsili Sağlık Bakanımız'ın söylediklerini ele alalım..
Depremin ilk günlerinde ortaya çıkıp "Bizim yardıma ihtiyacımız yok.." demişti ya! Elinde ne kadar yüksek mektep şehadetnamesi olan varsa bu lafa kızdı.. Lafın mantığını reddetti.. Oysa Sağlık Bakanımız'ın altını çizdiği gerçek çok basitti.. Adamcağız;
- "Battı fishing yan going.." demek istiyordu..
Yani "Kardeşim biz zaten batmışız.. Hallerimizi bir de elin gavuruna tescil ettirmenin bir alemi var mı?" demek istemişti.. Aydınlarımız lafı şeyinden anladı..
Aydın kime derler?
Şimdi lafın çatallaştığı bu yerde, oturup bir de "aydın tarifi" yapmamız icap edecek..
Aydın kime derler? Niye derler? İyi bir aydın nereden tedarik edilir? Sahtesi nasıl anlaşılır? Mevsimlik aydın var mıdır? Gözü aydın olanın kulakları Manisa mıdır?
İşin yoksa otur cevap ver..
Efendim bizde "aydın" diye en az liseyi bitirmiş, erkekse askerliğini geç yapmış, üniversite veya dengi bir okuldan diploma tedarik etmiş, ihtiyacı olsun olmasın ince bağlı gözlük takan, girdiği bütün kavgalarda dayak yiyen kişilere derler..
Ortak özelliklerini sıralamak icap ederse:
Hükümetlerin her türlüsüne kızarlar.. Sürekli rejim yaparlar..
Amerikan filmlerini sevmez, onların yerine siyah sarı tonların ağırlıkta olduğu Fransız filmlerinin propogandasını yapar ama el altından Amerikan filmlerini seyrederler..
Çoğu kitap okumayı terkettiğinden; kültürel beslenmeleri "alışveriş katalogları" veya satın aldıkları beyaz eşyaların kullanma talimatnameleriyle sınırlı kalmıştır.. Ama kendilerine "Gökte yıldız şıkıdım, bülbül gibi okudum.." süsü vermeyi severler..
O yüzden daha çok Orhan Pamuk'un kitaplarına takılırlar.. Çünkü bu kitapların meali biraz zor anlaşılır olduğundan, kendini bilen bir aydın başka bir aydını "Söyle bakalım.. Orhan Pamuk son kitabında ne demek istiyordu?" diye sorgulayamaz..
Okur gibi yaptıklarından hemen her konuda tedavüle sürecek bir fikirleri vardır.. Üstelik bu fikirler kültür mantarı gibi nemli ortamlarda üremeye müsaittir..
İleri görüşleri yoktur ama bu eksikliği Nostradamus'un kehanetleri ile giderirler.. Astrolojiye inandıklarından aralarında birlik ve beraberlik yoktur.. Hatta sosyal kastlar vardır..
Özellikle Aslan veya Boğa burcundan olanlar, İkizler ya da Kova burcundan olanları sürekli aşağılar..
Bir de "virgül" kullanmayı bilmezler..
İlle de bir aydın tarifi çıkar bakalım, derseniz söyleyeceğim bunlardır.. Ancak yanlış anlaşılmasın, bunları şikâyet niyetine değil, birer tesbit olarak anlatıyorum..
Virgül özel takıntısı..
Bana göre yukarıdaki tarife giren aydınlarımız çevre için zararlı değildir.. Ama yazı yazmaya soyunanları bunlardan ayırmak lazım..
Neden derseniz eli kalem tutan aydınlarımız, Türk dili için "kımıl zararlısından" beterdirler.. En basit gramer kurallarını bile akıllarında tutamadıklarından sık sık teklerler.. Özellikle de noktalama işaretlerini kullanırken..
Söz gelimi "virgül" bunlar için tavuk yemi değerindedir o yüzden yazdıkları yazının içine, akıllarına geldikçe serpilir.. Virgülün nereye denk geldiği önemli değildir..
Önemli olan yazıda bol bol bulunması, okura "Helal olsun yazara.. Masraftan kaçınmayıp avuç dolusu virgül kullanmış.." dedirtmesidir..
Mesela gramerimize göre "virgül" dediğimiz ayıraç (ile / veya / ama / dahi/ hem) gibi bağlaçların önünde ya da ardında zinhar kullanılmaz.. Aynı şekilde (İse) bağlacında da..
"Dahi" anlamına gelen (de) (da) eklerinin de sonuna virgül konmaz.. Çünkü bunların kendisi zaten içinde bulundukları cümleyi ayırmaktadır..
ooo
Gelin görün ki bu temel kural Türkiye'de gazete yazısı yazanlardan tutun, yabancı dilden kitap çevirenlere kadar; eli kalem tutanların yüzde 99'u tarafından sürekli çiğnenmektedir..
Artık işin çivisi çıktığından herkes virgülünü kendi sezgilerine göre kullanmakta, çoğunlukta yazısına virgül dikerken "taraslama" yöntemi kullanmaktadır..
Bir kısmı da yazısına asma diker gibi bazıları da bostan eker gibi virgül serperler..
Eli kalem tutup da köylü kökenli olanların yazıları bunlardan biraz ayrılır.. Onlar buğday ve arpa ekimine yatkın olduklarından yazıyı ikiye bölerler.. Bir tarafına bolca virgül atarken, diğer tarafını nadasa bırakırlar..
İşte bu yüzden okumuş yazmış takımının fikirlerine kulak asmam.. Basit bir noktalama işaretinin kullanılması işini dahi zihninde çorbaya çevirenlerin aklından birşey ummam..
Onlar bir akıl verdiklerinde, benim aklıma beylik bir fıkra gelir..
Doğu illerinden birinde şehre ilk kez inen köylü çocuğu mantosunun yakasında tilki kürkü bulunan bir kadına rastlamış..
Bakmış ki başıyla kuyruğuyla bir tilki.. Kadının yanına koşup "Abla, dalında gulik var.." diye bağırmış.. Yani boynunda tilki var..
Kadın kendisine laf atıldığını sandığından delikanlıyı "Git işine salak şey.." diye tersleyince alıngan delikanlı kendi kendine söylenmiş:
- "Bene ne? Boynunu kıtlarsa kıtlasın.."