Sadettin Tantan depremi binlerce az gelirli aileyi hem de nasıl sarstı.
Müzik kesmeyi yeterli bulmayan Bodrum polisi hafta sonunda, barları, eğlence yerlerini geçin, lokantaları bile kapatmış..
Vur deyince öldürmeye gelince en kralını yaparız biz..
Bana gelen fakslar, dileriz Tantan'a da gidiyor ve kaç bin kişiyi açlığa mahkum ettiğini görüyordur.
Barı kaparsın.. Patronun umurunda mı?.. Kafası kızarsa, çeker Kos'a gider tatil yapar.. Ama ya komi.. Ya minibüsçü, taksici.. Ya o kazançları turizme bağlı minicik insanlar?.. 10 milyon haftalık, bir milyon gündelikle, yazdan yaza çalışıp, kışın da o para ile geçinmeğe çalışan yoksullar?..
Tantan'ın gözü onları görüyor mu?..
Beni her aradığı zaman bulan sevgili dostumdan bu defa çıt çıkmıyor..
Demek "Kapatın, yok edin, yaşatmayın" emrini vermiş gerçekten.. Demek turizmi, o turizmin, ülkeye katkısını geçiniz, o minik insanlara nasıl bir "Fasulye tenceresi kaynatma" olduğunun farkına bile varmamış..
Yanlış emri vermiş.. Gururu ve inadı yüzünden dönmüyor?.. Bu nasıl politikacı.. Bu nasıl siyasetçi.. Bu nasıl devlet adamı?..
Demek "Kuzey inliyor, güney de sürünsün" acımasızlığı içinde, kafasında bir eşitlik anlayışı oluşturmuş..
Hayır.. Bu, benim yıllardır tanıdığım Sadettin Tantan olamaz..
"Şu verdiğiniz emri açıklayın, sınırlarını çizin ki, bir takım dar kafalar, bir takım yalakalar kötüye kullanmasın, bildikleri yere çekmesinler" dedim..
Onu bile yapmadınız, sayın bakanım..
Yapmayın.. Size bundan böyle sorum yok..
Sorum turizm bakanına?..
Var mısınız, yok musunuz bayım?..
Yaz ortasında kış uykusuna yattınız da haberimiz mi yok?..
Yoksa "Aman daha yeni geldim buraya, koltuğum gider" korkusu ile sindiniz mi?..
Bir güneye gidin de dinleyin minik insanları.. Görün orada kıt kanaat geçinen insanlar için hükumetinizin emriyle "Yaratılan" depremi lütfen..
Eğer turizmin gerçekten bakanı iseniz, bir şeyler yapın!..
Vakit geçiyor, sezon bitiyor.. Zaten geç başladığı için bu minik insanlara yıkım olan sezon bitiyor..
Bir ay sonra Tantan yasağı bitse ne olacak, bitmese ne olacak?..
Kışın Bodrum zaten yas!..
Durmuş sağlık bakanıyla röportaj!..
Bir yanda yaptıkları kirişler kırılınca kirişi kırıp yurtdışına kaçan müteahitler, diğer yanda o kirişlerin altında kalıp ölen insanların seçim sonucu açıklar gibi saat başı il il duyurulan sayıları.
Arada fark var tabii..
Bu sefer açıklananlar açılan sandık değil, kapanan sanduka sayıları.
İşte böyle bir ortamda, yaptığı açıklamalarla GERİCİ şoklara bir yenisi ekleyen SIĞLIK Bakanı Osman Durmuş'la sizin için görüştük:
* Ooo.. Buyrun çocuklar... Hoşgeldiniz. Kusura bakmayın kalkamadım. Bir süre daha bu koltukta kalmak istiyorum da.
- Rahatsız olmayın Sayın Bakan, birkaç soru sorup hemen kaçacağız.
* Kaçmak mı? Aaa... Bakın bu olmadı... Siz ne biçim Türksünüz?. Türk hiçbir şeyden kaçmaz. Türk değil misiniz yoksa? Türk değilseniz konuşmam ona göre.
- Yok canım Türküz. Hatta doğru ve çalışkanız da..
* Tamam o zaman. Sorun sorularınızı. Ben cahilim. Aydınlatın beni. Eğitin.
- Assolist olduktan sonra müzik dersi alanları görmeye alışmıştık da bakan eğiteceğimiz hiç aklımıza gelmedi. Yetersiz olduğunuzu görüyorsanız niye hala o koltuktasınız? Sahi,istifa etmeyi düşünmüyor musunuz?
* Hayır. İstifa etmeyi düşünmüyorum. Ne o deprem bölgesindeki tuvaletlerin hali?! Hep o yurtdışından gelenlerin işi. Tuvaletlerin içine etmişler. Pis herifler.
- Ama adamlar yıkanmak istemişler, siz denize girin demişsiniz.
* Derim tabii. Onlar önce tuvaletleri temizlesinler. Ben temizliyecek değilim ya! Ben T.C Bakanıyım. W.C Bakanı değilim. Kafamın tasını attırmayın.
- Biz de konuya gelecektik. Siz kafatasçı mısınız?
* Ben kemik ayırmam. Kafatası olmuş, uyluk kemiği olmuş fark etmez. Ben adamım Uyruk kemiğine bakarım. Türkse kafatasımın üstünde yeri vardır.
- Ama AKUT da Türk.
* AKUT neymiş kardeşim? Beni şovmenlikle suçluyorsunuz. AKUT ne yapıyor? şovmenlik yapıyor. Durup dururken karantina ilan edip milleti korkutmanını ne alemi var?!. Hem biz Baltacı'nın torunlarıyız. Katerina'nın hakkından gelmişiz de karantinadan mı korkacağız?
- Yabancı yardımları istemediniz. Gerçekten hiçbir yardıma ihtiyacınız yok mu?
* Tabii yok. Orta Asya'dan göçerken bize Alman kurtları mı yol gösterdi?
- Güneş tutulmasından sonra bir de Kızılay tutulması yaşadık. Kızılay yerinden kıpırdıyamadı. Ve bu tutulma sadece bizim ülkemizde değil, ne yazık ki dünyanın her yerinden rahatça izlendi. Buna ne diyorsunuz?
* Görüyorsunuz ya, bütün dünyanın gözü üstümüzde işte. Gözlerini bizden alamıyorlar. Sonra da bir şekilde içimize sızmak için bize kanlarını yolluyorlar. Ama korkumuz yok. Vasiyet ediyorum. Türk olmama rağmen olur da başıma bir şey gelirse bana hir ülkenin kanını verebilirsiniz. Dünyanın bütün kanlarını getirin bana.
- Sayın Bakan siz kabul etmeseniz de bu depremden ağır yara alanlardan biri de sizsiniz. Bu konuda ne diyeceksiniz?
* Yara aldığım doğrudur. Kendimi gazi olarak görüyorum. Adım da Osman. Demek ki ben de Osmangazi'yim artık.
- Sayın bakan... Sakin olun sayın bakan, kızarmaya başladınız. Neyse bize müsade.
* Durun kaçmayın. Nöbetçiler!...Nöbetçiler!... RTÜK kullarım.. Tiz yakalayın bu gafilleri.. Yakalayın ve susturun!..
Hakan&Utku
Gencecik adam.. Nasıl ölür yahu..
İsim benzerliği mi?.. İnsan nasıl egoist böyle durumlarda.. "Benim canım yanmasın, başkasının yansın" demek değil mi, "isim benzerliği olsun" diye dua etmek..
Değil.. "Selma-Tayyar Yılancıoğlu'nun ağabeyleri" bitiyor iş..
Carfi, bizim Mehmet Bari ekibinden.. Mehmet sayesinde tanıdım onu.. Mehmet'in tüm arkadaşları gibi bir pırlanta..
Altın adam Mehmet bir
adam sarrafı idi zaten..
Carfi İzmir'de yaşardı.. Az görürdüm.. Mehmet Türkiye'ye gelince hep Carfi'ye kaçardı.. Genelde yazın gelirdi.. Carfi
demek, deniz demekti.. Balık demekti..
İstabul'a, bize az vakit ayırdığı
için Mehmet'e kızar, Carfi'yi kıskanırdım ne yalan söyleyeyim..
"Ulan" derdim "Doğru söyle.. Aslında Carfi'ye mi gidiyorsun, balığa mı?.."
Bıyık altından gülerdi Mehmet.. "Hocam.. Hocam.." diyerek..
İlana baktım baktım..
"Ulan Mehmet.. Ulan Carfi.. Gene ektiniz beni.. Gene buluştunuz işte" dedim..
Cennetin balıkları kimbilir ne
kadar güzeldir!..
Başın sağolsun Tayyarım!..
Başımız sağolsun, tüm Carfi dostları..
Dünya Kupası tarihinde ilk defa ayyıldızın, hem de seçmeyi birinci bitirerek ilk defa final hakkını kazandığı yarışı, hem de yayını yarıda kesip, 23.30'da uyumaya gidebilmek için Türk halkından kaçır..
Yarışan hemen tüm Türk atletlerini, sabah seanslarını vermeyerek, Türk halkından kaçır..
Sonra adın hala TRT olsun..
O birinci T, Türkiye..
Bu sorumsuz, bu duygusuz, bu ilgisiz, bu meraksız insanlar yanıtlarını resmen vermeye utandılar ve el altından haber yolladılar..
Sabah seansları paket anlaşmalarında yokmuş?.. Niye yok?.. Benim atletimin yarıştığı seansı içermeyen sözleşmeyi hangi dangalak yaptı?..
Ebru akşan seansında yarıştı.. Tam yarışı başlarken yayını niye kestiniz peki?..
En acısı nedir bilir misiniz?..
Bunlar benim 40 yıllık arkadaşlarım.. TRT'nin kurulduğu günden beri tanırlar beni..
TRT'den ayrılan Kenan Onuk yazdırıyormuş bana bunları..
Yuh olsun size be..
Bana hakaret ettiniz.. Bana en büyük hakareti ettiniz dostlarım..
Ve artık dostlarım değilsiniz!..