kapat

28.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Maalesef bunlar da oldu

Bir bakan Bursa'ya gidecek. Ama karayolu çok zahmetli, bu nedenle helikopter istiyor.

Bakanı ve yanındaki zevatı taşımak için en az 12 kişilik helikopter lazım. Böyle bir helikopter o an yaralı taşımak için çalışıyor. Ama bakan "çok önemli" olduğunu söyleyerek helikopterin kendisine verilmesini istiyor.

Neyse ki, araya helikopteri olan bir işadamı giriyor. 6 kişilik helikopteri ile bakan ve yanındaki zevatı iki sefer yaparak Bursa'ya taşıyor.

Bebekleri kurtarın
Gölcük'te enkaz altından iki bebek çıkarılıyor. Bir işadamının helikopteri bu iki bebeği alıp son hız İstanbul'a uçuyor. Ünlü mü ünlü bir özel hastanenin damındaki helikopter pistine konuyor. Ama tepeye çıkan asansör çalışmadığı için iki bebek Gölcük'ten geldikleri süre kadar hastanenin damında kalıyorlar.

Telefon olmaz
Bir işadamı, haberleşmenin tamamen kesildiği Gölcük ve çevresinde kullanılmak üzere kendi olanaklarıyla üç adet "İridyum" telefonu getirtiyor. Bu telefonlar biliyorsunuz dünyanın her yerinde çalışıyor ve yer tesislerine ihtiyaç duymuyor. İşadamı bu telefonların operasyonları yöneten kişilere verilmesini, hiç olmazsa yetkililerin anında haberleşmesini amaçlıyor. Yapılacak tüm konuşmaların faturasını da kendisinin ödeyeceğini söylüyor. Ama gümrük mevzuatı "olmaz böyle şey, bu cihazlar yurda giremez" diyor. Neyse ki bir bakan araya giriyor ve "sorumluluğu üstüne alıyor" da telefonlar ülkeye sokuluyor.

Otobüs kiralandı
Yurtdışından gelen bir kurtarma ekibi Yeşilköy'e indiğinde karşısında hiçbir yetkiliyi bulamıyor. Ekip saatlerce "nereye gitmeleri gerektiğini" söyleyecek bir yetkili arıyorlar. Sonunda ekip kendi arasında para topluyor, bir otobüs kiralıyor, otobüs şoförüyle "tarzanca" anlaşarak herhangi bir deprem bölgesine ulaşmak üzere yola çıkıyor.

Eşyalar toplanıyor
Yer Yalova Aydın Sitesi. Pekçok ev yıkılmış, enkaz altından feryatlar yükseliyor. Sitede oturan ve iki çocuğunu kaybeden bir doktor yaralılara ilk yardım tedavisi yapıyor. Bu sırada bir resmi araçla yine resmi plakalı bir kamyonet geliyor. İçinden çıkanlar doğruca yarısı yıkık bir eve giriyorlar, bir takım eşyaları alıp kamyonete yüklüyorlar. Doktor "serum gerekli, burada hiç araç yok, sizin arabayla gidip alalım" diyor. Resmi plakalı araçtaki gözlüklü kişi "Olmaz, işimiz var" diyor. Eşyaların yüklenmesinden sonra resmi araç ve kamyonet çekip gidiyor.

Deprem felâketiyle
birlikte istenmeden de olsa bir dizi olumsuz olaylar da yaşadık. Kimine tanık olduğum, kimini de bizzat birinci ağızlardan dinlediğim birkaç garip olayı size de aktarmak istiyorum

Kaşla göz arasında af çıkıveriyor
Deprem felaketi hepimizin yüreğini acıtırken Meclis adeta fırsattan istifade ederek hırsızın, uğursuzun, dolandırıcının, katilin, işkencecinin affedilmesini sağlıyor. Adalet Komisyonu kaşla göz arasında düşünce suçları hariç diğer suçları, üstelik kapsamını genişleterek affetti.

Meclis bu kararı aynen onaylayacaktır, hiç kuşkunuz olmasın...

Tarih herhalde geçirmekte olduğumuz bu dönemin yöneticilerini hiç de iyi duygularla anmayacaktır. Hırsıza, katile, işkenceciye af "sol" damgalı Ankara'ya hayırlı olsun, ne diyelim...

Bürokrat korkuyormuş
Israrla "Devlet niçin gecikti?" diye sorup, her türlü ekipmana sahip olan çeşitli kuruluşların felâkete yetişememesine kızıyoruz ya, işin altından tam "Türk işi" bir mantık çıkıyor.

İnsan gülsün mü, ağlasın mı, bilemiyor.

Bir bürokrat aradı ve dedi ki "Evet bizim kuruluşumuzun elinde iş makinaları, enkaz kaldırmaya yarayan alet, edevat ve en önemlisi insan gücü var. Ama gelin de siz kullanın bakalım" dedi.

Merak ve hayretle "Neden?" diye sordum. "Siz devlette çalışmadığınız için çok kolay geliyor. Devlet yapılan iyi işi hiçbir zaman takdir etmez, iyi de olsa, altında mutlaka bir şey arar" dedikten sonra anlattı:

"Şimdi ben elimdeki ekipmanı ve insan gücünü olay yerine sevkedebilirim. Sonra biri arızalanır ya da bir parçası kaybolur, ne bileyim başına bir iş gelir, aradan iki ay geçince müfettişler sökün eder ve soruşturma açar. Yok emri kimin verdiğini, benim yetkim olup olmadığını sorar. Ceza almasak bile aylarca sıkıntı içinde sürünürüz."

Ne diyeyim, böyle mevzuatımız, böyle kafadaki bürokratımız oldukça, biz daha çok felâket geçirir ve sadece dizimizi döveriz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır