|
|
Garantili tahvil tartışması
Yardımlar dışında, yüklü dış borç bulabilmenin mümkün olmadığı bir ortamda gündeme ABD Garantili Tahvil modeli geliyor. Ancak, bürokrasi bu konuda temkinli
Ankara- Ankara depremin yaralarını sarmaya çalışıyor. Can kaybı çok büyük ve telafisi mümkün değil. Maddi kayıp da çok büyük. Evsiz kalan yaklaşık 200 bin kişinin çadırlardan kurtulabilmesi için en az 50 bin konuta ihtiyaç var. Hasar gören, yollar, fabrikalar, enerji ve telekomünikasyon hatlarının tamiri de cabası.
Maddi kayıplarla ilgili tahminler 5 ila 45 milyar dolar arasında değişiyor. Bu rakam alt sınıra yakın bile olsa, zaten hassas olan ekonomik dengeleri bozmadan, iç kaynaklardan karşılanması kolay görünmüyor.
Hükümet, bütçe dengelerini bozmadan kaynak sağlamak için önce Deprem Vergisi'ni gündeme getirdi. Ancak, kamuoyu baskısı sonucu ek vergiler Ekim'e ertelendi.
Zararı karşılamanın bir de kolay yolu var: Para basmak. Bunun yaratacağı tahribatı ise artık ortaokul çocukları bile biliyor. Hele, ekonominin IMF desteği olmadan ayakta duramayacağı iyice anlaşılmışken.
Marc Parris'e rica
Yardımlar dışında, yüklü dış borç bulabilmenin mümkün olmadığı bir ortamda gündeme ABD Garantili Tahvil modeli geliyor. Yıllar önce ABD'nin Meksika, Arjantin ve İsrail'e benzer bir destek verdiği hatırlanıyor ve konunun Washington'a iletilmesi kararlaştırılıyor.
Başbakan Bülent Ecevit, hafta içinde kendisini ziyaret eden ABD'nin Ankara Büyükelçisi Marc Parris'e konuyu açıyor: "ABD Hazine'si, Türkiye'nin ihraç etmeyi planladığı 10 yıl vadeli 5 milyar dolarlık tahvile ödeme garantisi verirse depremin yaralarını sarabiliriz. Bu konuyu hükümetinize iletmenizi rica ediyorum." Parris, bu isteği hemen Washington'a ulaştırıyor.
Dün sabah, atv'nin canlı yayınında Hakan Aygün'ün konuğu olan ANAP lideri Mesut Yılmaz da, programdan sonra bu konunun üzerinde duruyor.
Büyük depremlerin ardından hasar gören bölgelerde çok hızlı kalkınmanın yaşandığını anlatan Yılmaz "ABD'nin desteğiyle böyle bir kredi bulursak Türkiye rahatlar. Altyapısıyla birlikte 50 bin konutun maliyeti 2.5-3 milyar dolar. Hem bu ihtiyaç giderilir, hem de diğer hasarlar onarılır. İnşaat sektöründeki canlanma, ekonominin tamamını hızlandırır" diyor.
ABD Garantili Tahvil ihracı ilk bakışta iyi bir öneri. Tahvillerin üzerinde "ABD Hazinesi, vade bitiminde ödenmeyi garanti eder" yazacak. Borcun arkasında ABD olduğu için, dolar bazında yıllık faiz yüzde 12-13'lerden yüzde 6-7'lere inecek. Bunun ne sakıncası olabilir? Ancak ekonomi bürokrasisi aynı kanıda değil. Üst düzey bürokratlar sakıncaları şöyle sıralıyor:
Bürokrasi temkinli
* Ortada hasar tesbiti yok. Bir takım insanlar çıkıp, oturdukları yerden "Hasarımız 20 milyar dolar, 30 milyar dolar" diye tahmin yapıyor. Türkiye Körfez Krizi sonrasında da aynı hataya düştü. Herkes birbirinin hasar rakamına zam yaptı. Sonunda "Türkiye'nin zararı 35 milyar dolar" diye bir sonuç çıktı ortaya. Batı bunların hiçbirini ciddiye almadı ve sonunda 1 milyar dolar gibi bir para alabildik. Hepsinin ötesinde abartılı zarar açıklamaları, para piyasaları ve borsadaki yatırımcıları da kaçırtıyor.
* ABD Hazinesi'nin böyle bir destek vermesi de kolay değil. Kongre'den kanun çıkması gerekiyor. 1986'da, bazı askeri borçlarımızı ticari borçlara çevirirken çok zorlanmıştık. Bu daha da zor bir iş.
* Tamam borç almamız lazım ama bu iş vergisiz olmaz. Bir yandan enflasyonu düşürmeye çalışıyoruz, diğer yandan vergi vermeye yanaşmıyoruz. Zararımız belli olmadan, kapı kapı dolaşıp dış borç arayacağımıza vergi vermeyi kabul etmeliyiz. Biraz soğukkanlı olalım. Bürokraside 3-4 büyük deprem görmüş arkadaşlarımız var. Mağduruz ama mağrur olmayı da bilelim.
Ve bir öneri
Üst düzey başka bir bürokratın ise Başbakan Ecevit'e dikkate değer bir önerisi var. Aynen aktarıyorum:
"Dünyanın gözü Türkiye'de. Pekçok ülke elinden geleni yapmaya çalışıyor. Sık sık çatıştığımız Yunanistan bile. Atina, 1 milyar 125 milyon ECU'lük AB yardım ve kredileri üzerindeki vetosunu kaldırmaya hazır. Ama Ankara'dan karşı bir jest bekliyor. 5 Eylül'de AB Dışişleri Bakanları Zirvesi yapılacak. Sayın Başbakan 5 Eylül'den önce Atina'ya gidip, Yunanistan Başbakanı'na bir teşekkür etse, buzlar tamamen çözülecek. İşte o zaman AB yardımlarının üzerindeki veto kalkar. Hem de Türkiye, AB'ye doğru çok büyük bir adım atmış olur."
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|