Okan'la yýllýk olaðan görüþmelerimizden birini yapýyoruz. Son görüþtüðümüzde, küçük Peugeut'sunun üzerine jeep çýktýðý için arabasý tamirde, parça bekliyordu. Yeþleþmeyi planladýðý evinin inþaatý bir türlü bitmiyordu. Her zaman meþgžl, her zaman evli, her zaman problemli, Murphy kanunlarýný doðrulamak üzere yaþayan bir adam olduðunu anlatýyordu Okan asabi, bezgin bir tavýrla.
Oysa þimdi iyi görünüyor. Kadere meydan okumaya karar vermiþ gibi, kendisine insanýn gözünü korkutan bir jeep edinmiþ, uzun zamandýr bekâr, sevgilisiyle mutlu, evine yerleþmiþ, son filmini bitirmiþ, televizyon programýnýn gidiþatýndan hoþnut, insaný hayretlere gark eden, mutlu-mesut bir faza geçmiþ. Her þey insaný iþkillendirecek derecede yolunda görünüyor.
Paranoyak olmanýz, izlenmediðiniz anlamýna gelmez. Þüphelenmekte haklýymýþýz nitekim... Röportajýn ertesi günü, hepimiz, "yüzyýlýn felaketi"yle sallandýk.
Mustafa Altýoklar ve sen, neredeyse bir takým olarak deðerlendirilirken, eküri daðýldý. Hikâyeyi bir de senin aðzýndan dinleyelim mi?
Mustafa benim iyi bir arkadaþým; bence çok da iyi bir yönetmen. Baþka yönetmenler; "Eyvah, Türk sinemasý çöktü, bitti!" derken, Mustafa cesaretle bir film yaptý ve hiçbir zaman Amerikan sinemasýnýn giþe baþarýsýna eriþemeyeceði sanýlan Türk sinemasý, Amerikan filmlerine tur bindirmeye baþladý. Biz "Asansör" filmi için bir buçuk ay boyunca toplantýlar yaptýk; baþta ben de projenin içindeydim. Sonradan bir sýkýlma ve filmi reddetme sürecine girdim. Sonunda fark ettim ki Mustafa ýsrarla bu filmi çekmek istiyor. Oysa çok daha severek yapacaðýmýz projeler vardý: "Puslu Kýtalar Atlasý"ný filme çekmek istiyorduk; bir diðeri de, iþgâl dönemi Ýstanbul'unda Ýngilizler'i yendiðimiz meþhur maçý anlatan bir futbol hikâyesi... "Madem ki inat ediyor, ben de projeden çekiliyorum," dedim ve vazgeçtim "Asansör"den.
Sonuçta Sinan Çetin'in "Romantik"inde rol almayý tercih ettin...
O arada Sinan Çetin'le bir flört dönemimiz baþladý. Üç tane falan proje konuþmaya baþladýk. Sinan birini acele çekmek istiyordu. Tabii, her zamanki gibi ortada senaryo yok. Ve ben, anlamadým yani... Sinan'la her film çeken adama olduðu gibi, ne olduðunu anlamýþ deðilim. Bir gün bana gelip; "Film bitti," dediler. Sinan'la kazai filmler çekiliyor. Tek bir þey yapabilirsin; kendini Sinan'a teslim edeceksin, onunla kesinlikle kavga etmeyeceksin. Onun için yönetmenle iç içe, sette çok itaatkâr, fakat set dýþýnda bir canavar hâlindeydim.
Türkiye'de hangi yönetmenle çalýþsan, ona Coppola muamelesi yapmaný istiyor. Benim de þöyle bir direncim var: Madem öyle, o zaman sen de bana az geliþmiþ ülkenin az geliþmiþ sanatçýsý muamelesi yapma... Sen de bana Marlon Brando muamelesi yap. Ben de istiyorum, karavanlar, çekim saatlerini belirlemek, þu, bu... Seni bu kadar yücelteceksem, bunu karþýlýklý yapalým yani... Sonuçta benim "Pembe Amerikan" dediðim, Sinan'ýn "Romantik" dediði bir film çýktý. Bir gün bana baðýrdý; "Kendi çektiðim filmin ismini de ben koyamayacaksam, ederim böyle iþin içine," diye... Ben yine de ýsrarla böyle davranýyorum. Yine de birbirimizi seviyoruz, tekrar birlikte çalýþmak istiyoruz, ve saire..
Mustafa Altýoklar'ýn þöhret isimlerle giþe garantileyen projelere imza attýðýný söyledin. Ýyi de giþe baþarýsý garantileyen yýldýz isimleri kullanmakla, esas olarak tanýnan yönetmen Sinan Çetin deðil midir? Propaganda'da Mahsun Kýrmýzýgül oynamayý kabul etmediðinden Rafet el Roman'a rol verildi. Burada baþ kaygý adamlarýn üstün oyunculuk kabiliyetleri mi sence? Kendini esasta kaçýndýðýn þeyin kollarýna atmýþ olmuyor musun?
Benim þöyle bir þansým var; "Bütün Projelerin Gittiði Adam"ým ben. Bu çok güzel bir þey. Kýskanacaðým hiçbir þey yapýlmýyor. Benim dýþýmda bir iþ yapýlýyorsa, o proje bana gelmiþ ve geri gitmiþtir. Sinan'la ve Mustafa'yla olan, baþka bir þey; sanatçý aþký diyebiliriz. Bu adam bir proje yapýyor, ben de bunun içinde olmak istiyorum. Bu anlamda çok kýlý kýrk yarmýyorum. Çünkü hiç kimse de bana senaryoyu çok muhteþem bir oyuncu olduðum için falan göndermiyor. "Herifin giþe için çok tercih edeceðimiz bir ismi var, bunun yanýnda bir de cýlkýný çýkarmadý... Bunu televizyonda iþ yaparken alýp sinema filmine koydular. Meðerse bu konservatuar bitirmiþ, Devlet Tiyatrolarý'nda oynamýþ bir oyuncuymuþ. Ayrýca sinemada suratý da pek güzel duruyor," diye düþünüp gönderiyorlar. Türkiye'de oyuncu mu yok? Daha amiyane söylemek gerekirse, benim masam var... O yüzden ben de önlemlerimi alýyorum. "Çok güzel bir sanat filmi olacak," diyorlar...
Sen de; "Teþekkürler, ben yine de Maksim'de çýkacaðým," diyorsun.
Evet, doðru, onu söylemek istiyorum. Ben zaten sanat filmi diye bir þeyi kabul etmiyorum. Dünyada bu kadar kadar büyük bir finansý deðerlendiren bir sektör, sadece sanat sektörü olarak kalamaz... Milyon dolarlarýn döndüðü bir film, yönetmen masturbasyonu olarak kalamaz. Ama bir yönetmen masturbasyonuna ne kadar yaklaþýrsa da, o kadar iyidir. Ben her þeyine dikkat etmeye çalýþýyorum. Sonucunda ne olur, beni nasýl etkiler... Sinan'la düþünmeden girdim; çünkü adama ve yaptýðý iþe güveniyorum. Ama filmin her þeyine karýþýyorum. Sonuçta iþ iyi olsun ve 12'den vursun istiyorum. Þimdiye kadar yaptýðým ve ýskalamayan hiçbir þey olmadý. Ýki filmim de ýskalamýþtýr.