Sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın yüreği yaşadığımız deprem felaketiyle yanarken, kapılarına kilit vuran eğlence merkezleri takdir topluyor. Ama hiçbir şey olmamışcasına davrananlar, depremin kendilerini hiç vurmayacağını mı sanıyorlar?
Şöyle bir düşününce insanoğlu yaşadığı sürece nelerle karşılaşıyor ve geçen zaman sürecinde de nelere adapte oluyor değil mi?
Aklınızın ucundan bile geçmeyen süprizler, hiç olmayacakmış gibi gelen olayların gerçekleşmesi, gece yatarken bir sonraki gün; 'nasıl yapsam da bu işi halletsem' diye kafanıza takıp uyumadığınız bir olayın ertesi gün çok küçük bir gayretle kendiliğinden hallolması... Ya da hiç beklemediğiniz bir anda planladığınız gibi giden hayatınızın akışının değişmesi. Yani kısacası, yaşadığı sürece insanoğlunun karşısına çıkan alışık olduğumuz ya da olmadığımız süprizler...
Ama her şeye adapte oluyoruz biliyor musunuz?
Her şeye adapte oluyoruz...
Şu an hepimizin acıları büyük, hepimizin duyguları aynı ve hepimizin gelecek için düşünceleri karmakarışık veya karamsar!
Peki ne olacak? Hep böyle korkuyla, endişeyle ve belirsizlik içinde mi yaşayacağız?
Veya yarın ne olacağını, bizi neyin beklediğini bilerek mi yaşıyoruz? Değil tabii ki! Bence karşılaştıklarımız, yaşadıklarımız ne olursa olsun varolmayı başarmak zorundayız. Öyle veya böyle... Zaten insanoğlunun en büyük özelliği yaşam dediğimiz savaştaki zorluklara göğüs germesi, karşı çıkması veya alışması değil midir?
Ne konuda olursa olsun eğer her şeyi iflah olmaz bir şekilde kafamıza takar, benliğimize kazırsak ve hafızamızı sadece bir tek tarafa odaklarsak, sağlıklı düşünebilir, yaşayabilir miyiz sizce?
Örneğin birkaç gündür eğlence dünyası ve birkaç gözde eğlence merkezi yerden yere vuruldu "Tu kaka!" denildi.
Kınıyoruz!
Tabii ki bugünlerde, yaşadığımız bunca olay sonrası sanki hiçbir şey olmamış gibi, her zamanki süregelen yaşantısını hiç bozmadan eğlenen, gününü gün eden, içi acımadan, vicdanı sızlamadan eğlence mekânlarında, masaların üzerinde göbek atanlara "yuh"...
Ve kapılarını hiç değilse biraz olsun utanıp, "birkaç günlüğüne" bile kapatmayan mekân sahiplerini kınıyoruz...
Ama tüm bu yazdıklarımın aksine, Türkiye'nin acılarını paylaşmak için "ulusal yas" ilan edip kapılarına bez afiş asıp bunu kocaman yazılarla ilan edenlere de kocaman bir "aferin." Zaten normali de bu bence.
İstanbul'daki birçok eğlence mekânı bu işi böyle yaptı zaten, en azından şimdilik.
Zaten yapmayanlara da İçişleri Bakanlığı'nın talimatıyla bir ay "eğlence yasağı" getirildi. Tabii ki ateş düştüğü yeri yakar ama tüm bu yaşananların bulunduğunuz yere birkaç saat uzaklıkta olduğunu unutmayalım...
Bu gibi durumlarda benim anlayamadığım bir durum daha var; "tef elde, şal belde" eğlenen kişilerin, bırakın "etraftakiler ne düşünür acaba" demesini, kendi vicdanlarının sızlaması gerek bence. Yani uzun lafın kısası yaşananlar zaman içerisinde tabii ki küllenecek. Tamamen olmasa bile yaşamın içindeki karmaşada acılar istemesek de unutulmaya yüz tutacak...
Ama her şeyin yeri ve zamanı olduğu gibi, eğlenmenin de gülmenin de bir sınırı var olduğunu unutmamak gerekiyor.
Çünkü insanın hesabını vereceği hiçbir şey olmadan yaşaması, eğlenmesi, iç rahatlığıyla gülüp oynamasından güzel bir şey olabilir mi?