Depremin üzerinden bir hafta geçti, ama korkumuz hâlâ dinmedi... Çoğu insan hâlâ arabada, sokakta yatmaya devam ediyor.
Bu yaşadığımız korku en çok gençleri ve çocukları etkiliyormuş... Benim halimden etkilendiğim çok açık bir şekilde belli zaten. Bir hafta eve adımımı atamadım, ama nihayet salı gecesi evde uyudum. Arabadaydım, parktaydım, arkadaşımın yazlığındaydım... Ama olacak gibi değil, artık evde uyumaya alışmak gerekiyor.
Sürekli kendi kendimi telkin ediyorum, "bir şey olmayacak," diye. Ama ben sakinleştikçe televizyonlarda yapılan açıklamalar tekrar panik olmama neden oluyor. Her kafadan bir ses çıkıyor ve insan hangisine inanacağını şaşırıyor. Dinlememeye çalışıyorum, o da olmuyor. Alışmam, alışmamız lazım. Ülkemizin yüzde 92'si deprem kuşağında. Bu da demek oluyor ki depremle yaşamayı öğrenmeliyiz. Nasıl olacaksa?..
Kendi gidişatımdan korkmaya başladım. Eve girene kadar gayet iyiyim ama eve adımımı atar atmaz kalbim hızla çarpmaya başlıyor, bir anda asabileşiyorum. Odama yalnız gidemiyorum. Sürekli yanımda birileri olsun istiyorum. Annemler başka şeylerden konuştukça onlara kızıyorum, açıkçası ne yaptığımı ben de bilmiyorum.
Eve girememe nedenim ortada; depremi yaşadığım yer olduğu için. Belki o sırada başkasının evinde olsaydım kendi evimden bu kadar korkmazdım. Şu anda gazetedeyim ve burada da tedirginim. Zaten içeri girer girmez kolonları ve duvarları inceledim. (Sanki mühendisim ve hasarı anlayacağım!) Arkadaşlarım da aynı durumdalar. Çoğu arabada uyumayı bile reddediyor. Sabaha kadar oturuyorlar.
Bakalım bu tutum nereye kadar devam edecek. Ya gerçekten bir psikoloğa danışmak gerek ya da kafa dağıtmak. Düşünmemeye çalışmalıyız artık. Oldu bitti, uzun bir süre olmayacak. Olduğu zaman da zaten kaçış yok! (Bunlar sürekli kendi kendime söylediğim sözler.)
Biz depremzedelere oranla çok şanslıyız, şikâyet etmememiz, yaşadığımız için şükretmemiz gerek... Evimiz yerinde duruyor, sevdiklerimiz yanımızda... Ya onlar ne yapsınlar? Evlerini, yakınların kaybettiler, çadırlarda yaşıyorlar ve üstüne üstük yağmur başladı... Sığındıkları çadırlar bile onları koruyamaz oldu. Bulaşıcı hastalık tehlikesiyle karşı karşıyalar... Onların yanında bizim yaşadıklarımız hiç kalıyor. Biz sadece korktuk... Gerçekten hiç şikâyet etmemeliyiz ama elimizde değil... En azından kendimi biliyorum, benim elimde değil.
Arkadaşlarımla birlikte bu korkuyu yenmek için birkaç çözüm bulduk. İyice uykumuz gelene kadar anne-babamızın yanında oturacağız. Mümkün olduğu kadar depremi düşünmemeye çalışacağız. Kendimizi ölümden kaçılmayacağına alıştıracağız... Bunların ne kadar faydalı olacakları ise meçhul...
Ve biz bir karar verdik. Yardıma hazırız. Tercüman olarak gidecektik ama 'ihtiyaç kalmadı' dediler. Yapımız müsait olsa enkaz kaldırma çalışmalarına gidecektik, ama zaten gördükleri an almazlardı bizi. Onların, güçlü kuvetli insanlara ihtiyaçları var.
O zaman farklı yardımlar yapmalıyız. Buradan elimden geldiği kadar çok şey yaptım ama bunların yeterli olmadığına inanıyorum. Oraya gidip küçük çocukların, yaşıtlarımın dertlerini paylaşmak, acılarını biraz olsa dindirmek istiyorum. Çünkü bunun her an hepimizin başına gelebileceğini biliyorum artık.