|
|
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr
)
|
  
Felaket, yozlaşma ve kargaşa
Türkiye, deprem felaketine uğrayan tek ülke değildir. Ama rahatlıkla denebilir ki böylesine bir felaket karşısında milli kardeşlik ve dayanışma heyacanını en üst seviyede duyan bir ülkedir.
Ne var ki hem teşkilatsızlık, hem de disiplinsizliğin sıkıntılarını böyle bir dönemde belki en fazla yaşayan ülkedir ve bu, Türk halkının yeryüzünün en kanaatkâr, en fedakâr ve en itaatli toplumlarından biri oluşuna rağmen böyledir.
Maksadım, bugün işbaşında bulunan hükümete son deprem felaketinin tüm sorumluluğunu yüklemek değildir. En üstün örgütlenme ile en ileri teçhizatın bile kolay kolay altından kalkamayacağı bir tabii felaketle karşı karşıyayız. Herhangi bir hükümetin böyle bir felaket karşısında tüm yaraları çok kısa bir zamanda sarabilmesi mümkün değildir ve bunu herhangi bir hükümetten beklemek insafsızlık olur.
Bu noktayı belirttikten sonra sorumluluklar iki kategoride mutalea edilmelidir. İlk kategori, hükümetten çok siyasi sisteme; ikinci kategori ise, bugün işbaşında bulunan hükümete ait olan sorumluluklardır.
Her konuda olduğu gibi, büyük bir tabii afetin sonuçlarıyla başa çıkmakta da koalisyonlar, tek bir partiye dayanan hükümetlere kıyasla zayıf kalırlar. Hükümet, hâlâ olağanüstü hal ilân etmekte bile tereddüt içindedir. Alınması gerekli tedbirler hakkında bir kanun hükmündeki kararnamenin çıkarılması depremden tam bir hafta sonra düşünülebilmiştir. Depremden beri alınan tedbirlerde vahim bir eşgüdüm eksikliği olduğu apaçıktır. Sanki normal dönemde dahi halkımızın her çeşit ihtiyacını karşılayabilen bir toplummuşuz gibi, deprem sırasında yabancı yardımlara karşı vaziyet alabilen bir Sağlık Bakanı tüm kamuoyunu şaşırtmıştır. Depreme uğramamış ya da depremin az etkili olduğu yörelerimizden depremzedelere gönderilen yardımlar, kimi idare amirleri tarafından reddedilebilmiştir. Gerekçe, o yardımlara ihtiyaç olmadığı yolundadır.
Hükümet kalabalık
Eğer eşgüdüm başkent seviyesinde yeterince sağlanabilmiş olsaydı, belirli bir mahalde ihtiyaç olmayan yardımlara ihtiyacın mevcut olduğu başka yerler kolaylıkla tesbit edilebilir ve bu gibi yardımlar oralara yönlendirilebilirdi. Reddedilen bu yardımlara deprem bölgesinin bir başka köşesinde ihtiyaç olduğu muhakkaktır. Bu aksaklıklar hükümet seviyesinde görülenlerdir.
Hükümet seviyesinde eşgüdüm yetersizliğinin bir pek basit sebebi, hükümetin çok kalabalık oluşudur. 37 üyeli bir hükümete çağımızda az rastlanıyor. Böyle bir heyet tüm üyelerinin katılımıyla toplansa bile hiçbir konuyu ciddi şekilde görüşemez. Bakan sayısını bu kadar artırabilmek için asli bakanlıkların yanısıra devlet bakanlıkları kurulması ve normal olarak asli bakanlıklara ait olması gereken görevler onlardan alınarak bu devlet bakanlarına verilmesi adet olmuştur. Bu ameliyat yapılırken bazen aynı konu için birden fazla bakanın görevlendirildiğine rastlamak bile mümkündür. Partilerin bu yola sapmalarının sebebi, mümkün olduğu kadar çok sayıda partili milletvekilini hoşnut etmekten ibarettir. Bu suistimali önlemek için başbakan ve koalisyon ortaklarının liderleri dışındaki bakanların milletvekiliklerinin sona ermesi bir Anayasa değişikliğiyle sağlanmalıdır.
Ayrıca bakanların maiyetine aynı şartla tayin edilecek ve bakanlar kurulu üyesi olmayacak bakan yardımcılarına ihtiyaç vardır. Şu anda böyle bir sistem olsaydı, hem hükümetin idare üzerindeki etkisi artar, hem de eşgüdüm çok daha iyi ve çok daha çabuk kurulabilirdi.
Verimsiz çalışma
Meclis seviyesinde de büyük aksaklıklar vardır. Meclis, yeni hükümet kurulalıberi, hummalı bir çalışma içindedir. Bu humma kamuoyumuzda takdirle karşılanıyor. Çıkarılan kanunların içeriğinin yeterli olup olmadığı konusu bir tarafa, tesbiti gereken husus, bu hummalı faaliyetin ne ölçüde verimli olduğudur. Sarfedilen zamana nisbetle elde edilen sonuç yüksek değilse çalışmada verim eksikliği var demektir ki gerçek durum da işte budur. Çünkü parlamenter faaliyetlerde kullandığımız usuller gülünç sayılmasını gerektirecek kadar eskimiştir. Deprem felaketinden sonra hükümet yaşamaya ilişkin önceliklerini değiştirip sivil savunma ve afetlerle mücadele konusundaki bazı kanun tasarılarına ilk önceliği vermiştir. Oysa hayli uzun zamandan beri Meclis gündeminde bekleyen bu tasarılar, Meclisin çalışma usullerinde gereken reform yapılmış, olsaydı, şimdiye kadar çoktan kanunlaşmış olurdu. Bu alandaki en ileri yöntemlere sahip bulunsaydık, bu hükümetin iktidarı devralışından itibaren yayınlanmış olan kanunların sayısı üç mislini bulurdu.
Sıkıyönetim olmalıydı
Bunlar, siyasi sistemdeki bozukluklardan kaynaklanan olgulardır. Ama bu hükümete özgü hatalar da vahimdir. Hükümet, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu alanda da ilk planda yer almasını istememiştir. Silahlı Kuvvetlerimiz tabii afetlerle mücadele konusunda da kendi teçhizat ve eğitim imkânları içinde en planlı ve en çabuk hareket edebilen kuruluşumuzdur. Eğer deprem olur olmaz hükümet deprem bölgesinde sıkıyönetim ilan etmek dirayetini gösterseydi, bu konuyla ilgili bütün sivil kamu kuruluşları sıkıyönetim komutanlarının emrine verilecek ve bütün bu faaliyetler Genelkurmayca eşgüdüme tabi tutulabilecekti. Sıkıyönetim ilan edebilmek için ise ülkemizi bölmek isteyen bir çetenin faaliyetleri ve irticaın azması zaten uzun zamandan beri yeterli sebep olarak gösterilmeliydi, gösterilebilirdi. Bu yola başvurulmaması, iktidardaki bazı çevrelerin askerden korkusunun saplantı halini almış bulunmasındandır. Bu saplantının sonucu binlerce insanımızın kurban verilmesi olmuştur.
Siyasi sistemin yozlaşması ve geniş ölçüde kendisinin sebep olduğu bu yozlaşmanın siyasi zümrede yarattığı kompleksler tabiatten gelen bir musibeti bir toplumsal kargaşa haline sokmuştur. Şimdi yazılıp çizilenler, yıllardır vurguladığım kapsamlı siyasi sistem reformu gereğinin kamuoyunda gitgide yaygınlaşan bir tesbit haline gelmekte olduğunu gösteriyor. Ama asıl soru şudur: Yozlaşmış bu sistemi, onu yozlaştıranlar mı düzeltecekler?!
Düzeltme: 21 Ağustos günü çıkan "Deprem" başlıklı yazımın 2. satırındaki "pek" kelimesi "tek"; 5. paragrafının son satırındaki "deneyinin" kelimesi "deneyindeki" ve 6. paragrafının 5. satırındaki "sevinç" kelimesi "savaş" olacaktır.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|