


Depremin ekonomik maliyeti
İzmit depreminde ölü ve yaralı sayısı her geçen gün artıyor. İlk günlerdeki açıklama ve beklentilerin çok üstünde insan kaybına yol açtığı ve dünyada 20'inci yüzyılın en büyük depremlerinden biri olduğu anlaşılıyor.
İlk şok geçtikten sonra, ekonomik maliyeti üstünde spekülasyonlar hemen başladı. Her kafadan bir ses çıkıyor. Ortada dolaşan rakamların ciddi hesaba dayandığını sanmıyorum. Türkiye'de böyle durumlarda abartma eğilimleri yüksektir.
Doğallıkla, elimizde kesin veriler yok. Tam bir hasar envanteri çıkartmak şimdilik mümkün değil. Ulaşacağımız sayılar takribi olacaktır. Ama, gene de bazı hesaplar yapabiliriz.
Esas maliyetin insani olduğunu baştan söyleyelim. İnsan yaşamının değeri nedir? 10 bin dolar mı? 100 bin dolar mı? 1 milyon dolar mı? Annesi, babası, çocukları, yakınları vefat edenlerin, sakat kalanların refah kaybını nasıl ölçeceğiz?
Depremin kentsel yöreleri vurması, insani sermaye kaybının da yüksek olmasına yol açtı. Bunu insana yapılan yatırım diye tanımlayabiliriz. Eğitim düzeyi, iş deneyimi, bilgi ve becerileri toplamına insan sermayesi diyoruz.
Bunların hepsinin toplumsal maliyeti var. Ölü ve sakatların ortalama eğitim ve vasıf düzeyinin daha önceki kırsal yöre depremlerine kıyasla daha yüksek olduğunu tahmin ediyorum. İnsani maliyete bunu da eklemek gerekiyor.
Servet ve gelir
Depremin yarattığı ekonomik zararı iki ayrı kalemde ele almak gerekiyor. Biri, deprem sonrasında mal ve hizmet üretiminin azalmasıdır. İşyerlerinin hasar görmesi, çalışanların kurtarma ile uğraşmaları, vs. arzı kısacaktır. Aynı anda, kısa dönemde tüketim harcamaları düşecektir.
Söz konusu olan gelir kaybıdır. Deprem, bu yıl milli gelirinde bir düşüşe yol açacaktır. Ne kadar? Sizleri ayrıntılara boğmak istemiyorum. Deprem bölgesinin milli gelirdeki payı yüzde 7'dir. Bir ay tüm üretim dursa 600 milyon dolar ancak eder.
Toplum şoku atlatıncaya kadar tüketim harcamaları azalır. İstanbula daha az turist gelir. Bunun da milli gelirin yüzde 1'ini götürdüğünü kabul edelim. Toplam üretim kaybını 3 milyar dolar yada milli gelirin yüzde 1.5'u diye hesaplıyorum.
Bunun büyük bölümü depremden sonraki bir-iki ayda gerçekleşir. Ama, Ekim'den sonra inşaat, vs. derken iç talep tekrar yükselmeye başlayacaktır.
İkincisi servet boyutudur. Bu gelirden çok farklı bir kavramdır. En önemlisi binalardaki hasardır. 60 bin konutta hasar öngörülüyor. Ortalama 100 metrekare kabul edelim. 6 milyon metrekare konut yok olmuştur.
Türkiye'de ortalama metrekare inşaat maliyetini 200 dolar alabiliriz. 1.2 milyar dolar eder. Bir o kadar kamu binası ve işyeri koyalım. 2.4 milyar dolara ulaşırız. Biraz abartılı da olsa, bunun yarısı kadar altyapı (yol, su, elektrik, telefon, vs.) hasarı eklersek 4 milyar dolara yaklaşırız.
Ya makina ve teçhizat? Büyük işletmeler sigortalıdır. Zararları yurtdışındaki reasürans şirketleri tarafından ödenecektir. Küçük işletmeler sigortayı ihmal ederler. Ona da 1.5-2 milyar dolar diyelim. Toplam 6 en çok 7 milyar dolar buluruz.
Sorum dağılımda
Depremin ekonomik maliyetinin üst sınırı böylece ortaya çıkıyor. 3 milyar doları üretim, 7 milyar doları servet kaybından toplam 10 milyar dolar. Bu büyük fakat yılda 200 milyar dolar milli gelir üreten Türkiye ekonomisinin masedebileceği bir sayıdır. Kişi başına 150 dolar eder.
Fakat, maliyetin ülke içindeki dağılımı çok kötüdür. Maalesef, bu sayının büyük bölümünü aynı zamanda insani kaybı en büyük olan insanlarımız kaybetmiştir. Bölgede bazı vatandaşların tüm servetleri yok olmuştur.
Onların bu kayıplarını nasıl telafi edeceğiz? Bu soruya hepimizin acilen cevap araması gerekiyor.