Üretimi, yani insanların ekmeğini çalışarak çıkarması hedefini düşünmeyen yardım, yardım değildir.
Yaşamı devlet değil, insanların çalışarak kazanma umudu ve çabası kuracaktır. Deprem Vergisi salarak ekonomiden 1,5 milyar dolar koparmaya hazırlanan hükümetin, bu temel gerçeği inkâr ettiği görülüyor.
Bu parayı insanların ciğerini söker gibi alacak olan devlet ne kazanacak? Hiç..
Faizler yükseleceği için devletin borç yükü topladığı paradan daha fazla artacak, felâketzedeler değil rantiyeler kazanacaktır.
Vergi salma aymazlığı, halktaki gönüllü yardımlaşma ruhunu sabote etmiştir.
Düne kadar "Nasıl yardım edebilirim" diyen insanlar, "Bu vergileri nasıl öderim?" derdine düşürülmüştür.
Yeni bir yaşam kurma gücünün maddi ve manevi enerjisini üreten ekonomiye kan vermek gerekirken kanını emmeye kalkışmak cahilliktir ve böyle zamanda cahilin kötü niyetli olmaması teselli veremez.
Hükümete para lâzımsa ithalât ve tüketim vergilendirilebilir. Hem daha adil olur hem de tasarruf özendirilir..
Devlet, 1,5 milyar dolarlık kaynağı, sadece "bedelli askerlik" ile dahi sağlayabilir.
Yoklama kaçağı ve bakaya durumundaki askerlik yükümlüsü sayısının 376 bine ulaştığı bildiriliyor. Ordunun personel açığı yok ve isteyen her genç göreve çağrılamıyor.
Katile, hırsıza -halka rağmen- af çıkıyor.. Dağdaki teröriste pişmanlık kapısı aralanıyor.. Hemen tümü iş, güç sahibi, çoğu ev bark kurmuş bu genç insanlar, niçin meclisin atıfetine lâyık görülmüyorlar?
Üstelik onlara tanınacak hak, en dar zamanında ülkeye benzersiz bir "hayat desteği" üretecektir.
Bu yükümlüler 10 bin dolar ödeyerek bir ay bedelli askerlik yaptıkları takdirde, "Deprem Vergisi" ile hedeflenen rakam katlanacaktır:
Yurt dışındaki yükümlülerle ilgili bir yasa zaten şu anda mecliste.. Bir defalık bile olsa yurt içindeki yoklama kaçağı ve bakayalar bu yasanın kapsamına alınmalıdır.
Kentleri yıkan deprem, kafalarımızdaki kalıpları kırmazsa doğrulamayız!
Bu da yağmacılık!
Hükümetin af tasarısı, dumanlı havada avına yaklaşan kurt gibi ilerliyor.
Millet, deprem felâketinin elemli çaresizliği içinde kıvranırken, TBMM Adalet Komisyonu affı çetelere, işkencecilere, katillere, kaçaklara, trafik canavarlarına, kalpazanlara, rüşvetçilere, cezaevinden adam kaçıranlara ve Yüce Divan tehdidi altındaki siyasetçilere kadar genişletti.
Deprem bir kaderse, insan bunun yanlış yere vurduğunu düşünerek isyan ediyor.
Af, milletin hayatını değiştirecek karardır.
Halkın can derdine düştüğü bir dönemden yararlanmaya kalkışmak, felâket yağmacılığının ta kendisidir.
Af, tatil sonrasına bırakılmalıdır!