kapat

27.08.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
banners
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Unutmamalı!
Başka acılar yaşamamanın, hiç değilse böylesi bir kimsesizlik ve acz içinde olmamanın yolu, bu acıyı unutmamaktan geçiyor. Fotoğrafları, sözleri, sesleri...

Unutmamalıyım. Bu aczi, bu acıyı, umutsuzluğu, içimden bir taşan, bir beni yorgun ve umutsuz, güvensiz, kimsesiz, sahipsiz bırakan bu isyanı, gözlerime oturan kırmızı topları, dudaklarımdaki titremeyi unutmamalıyım.

Fotoğrafları, sözleri, sesleri...
İlk bakışta çamur akan bir dereyi andıran derin çatlaklı el ayalarını, ışığı korkuyla sönmüş gözbebeklerini, kurumuş, çatlamış, toz pembeliği donuk beyaza dönmüş bebek dudaklarını unutmamalıyım.

Fotoğrafları, sözleri, sesleri...
Küçük bir deniz fenerine muhtacım şu günlerde. Bu kapkara, acılı denizde beni umutlu kılacak, yol gösterecek, tam tükendiğimde, cılız ışığıyla "Hadi bak buradayım. Yolun belli, ne yapacağını biliyorsun. Buraya gelmen seni de beni de kurtaracak" diyen minik bir deniz fenerine muhtacım.

İçimden bir ses "o aradığın deniz feneri kimbilir belki de 'unutmamanın' ta kendisidir" diyor.

İşte o yüzden "daha önce de unutmasaydım keşke," diyorum.

Erzincan'ı, Dinar'ı, Adana'yı. Unutmasaydık.
Düşünün. Sadece düşünün hepsini bir yana bırakıp sadece bir sene önceki Adana'yı unutmasaydık, o fotoğrafları, sözleri, sesleri unutmasaydık, şimdi herkesin dilinden düşmeyen "dersi" o zaman alabilmiş olsaydık, bu depremde neleri değiştirmiş olurduk.

Kimbilir belki bizim de hemen organize olan bir kriz masamız bile olurdu. Kimbilir belki bizim de çadırkent kurmak için yağmurun yağmasını beklemeyen sivil savunma ekiplerimiz olurdu, hatta bu ekipler çadırkenti nereye kuracaklarının incelemesini hiçbir telaşa kapılmadan yaparlar, yağan ilk yağmurla kurulan çadırlar da sular altında kalmazdı. Belki de çadırlar su almayan kumaşlardan yapılmış olurda zaten...

Biliyorum, eğer bir tek Adana depremini bile hatırlasaydık zaman zaman, yağmurdan korunmak için yardım olarak gönderilen çöp torbalarının içine girmeye uğraşmazdı insanlarımız.

Unutmasaydık kimbilir belki bizim de eğitimli köpeklerimiz enkaz yığınlarında minik patileriyle umut arayışına çıkabilirdi. Hatta bizler bu köpeklere mama göndermenin de gerekli olduğunu akıl edebilirdik.

Gelen yardım ekiplerini zaman kaybetmeden afet bölgesine ulaştıracak koordinasyonu sağlardık. Hiç değilse, havaalanına bu ekiplere bilgi verebilecek bir masa yerleştirirdik. Yabancı dil konuşabilen insanlarımızla, yardım ekiplerini buluşturabilirdik.

Devletin! başındakiler Bakanlar Kurulu'nu depremden 5 gün sonra değil de hemen toplamak gerektiğini düşünebilirler, deprem bölgelerinde koordinasyonu sağlasın diye bazı bakanlar depremden 3 gün sonra görevlendirilmek yerine görev yerlerini daha deprem olmadan bilirlerdi. "Telefonlar kitlendiği için bakanlarıma ulaşamıyorum," diyen devlet büyüklerimiz! bizlere, "Peki bir savaş çıksa bunlar ne yapacak, nasıl güveneceğiz bu insanlara?" sorusu sordurmazdı.

Biliyorum, önceki depremleri unutmasaydık eğer, inşaatları denetlemeyi hukuki ve vicdani bir sorumluluk olarak kabul ederdik, harçların içinde deniz kabukları, deniz minareleri, deniz kumları yerine şimdi adını bilmediğimiz depreme dayanıklı maddeler olurdu."Yüzde 30 maliyet artıyormuş, olsun, canımız çoook daha önemli," diyebilirdik.

Depremleri yaşardık, yine ölümler olurdu, yine canlar yanardı ama ihmal yüzünden, ilgisizlik ve yetersizlik yüzünden kaybettiklerimiz, içine düştüğümüz acz yüreğimizi bir burgu gibi sıkmazdı.

Sahipsiz ve kimsesiz hissetmezdik.

"Çok büyük bir afetti, Allah'tan binalar depreme dayanıklıydı ve sivil savunma ile devlet çok iyi organize olduğu için göçük altında kalanlara zamanında ve son teknolojiyle müdahale ettiği için ölü sayısı artmadı. Deprem doğal bir afet ama millet ve devlet elele, üstüne düşen görevi sonuna kadar yaptı" diyebilirdik.

(Böyle bir cümleyi yazmak meğer ne güzelmiş...)

Unutmamalıyım, unutmamalıyız.
Gazeteciliğe başlayalı neredeyse 15 yıl olacak. İlk yaptığım haberlerden birisi "Depreme karşı erken uyarı sistemi" konuluydu. Şimdi yine bu sistemin kurulması konuşuluyor. Tam 15 yıldır, "konuşuluyor."

Unutmasaydık, kimbilir belki deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerimizde bu sistem çoktan devreye girmiş olurdu.

Sadece -tarihi en yakın olduğu için onu söylüyorum- sadece Adana'yı unutmasaydık, kimbilir belki de ben oturduğum semtin belediye başkanına telefon edip "Hadi artık, ekipler oluşturun, sivil savunmayla ilgili kurslar açın. Bölgenizdeki insanları mahalle mahalle eğitin, aramızdan ilgili ve doğru kişileri seçerek eğitin. Görev yerlerimizi bilelim, mahallemizi tanıyalım. Bir yangın anında, depremde, doğal afette nerede, neler yapacağımızı bilelim," derdim. Kimbilir belki de sivil savunmacıların vereceği minik ipuçlarıyla böyle zor "anların" üstesinden gelmeyi daha planlı yapabilirdik. En azından depremi beklemeden, sıradan bir nedenle elektrikler kesildiğinde, evimizdeki el fenerini ilk arayışımızda bulabilirdik. Hatta daha ileri gidelim; evimizde el feneri olması gerektiğini düşünebilirdik.

Ah bir unutmayabilseydik...
"Bir Anı Paylaşmak" yazımı, bu hafta için "Bir Acıyı Paylaşmak" olarak değiştiriyorum. Çünkü biliyorum ki, bu acı derin paylaşılarla, gerçek yardımlaşmalarla bir nebze hafifleyebilecek.

Gerisi, "unutmamaya" kalıyor ne yazık ki. Başka acıları yaşamamanın, hiç değilse bu boyutta, böylesi bir kimsesizlik ve acz içinde yaşamamanın yolu, bu acıyı "unutmamak"tan geçiyor.

Fotoğrafları, sözleri, sesleri...

Fügen ÜNAL ŞEN


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır