|
|
Hastaneler de gönüllü bekliyor
Afet bölgelerindeki kadar olmasa da, hastanelerde de gönüllülerin yardımına ihtiyaç var. Yaşadığı şoku üzerinden atamayan, sevdiklerini kaybetmenin acısına dayanamayan depremzedeler için şu an en gerekli şey; psikolojik destek.
Savaş sonrası bir görünüm sergiliyor hastane odaları... Bir biçimde hastanelere ulaşan depremzedeler "şanslı" sayılıyor. Kimileri "hayatta kalan" yakınlarının ilgisiyle moral bulmaya çalışırken, kimisi de elini, kolunu, gözünü kaybetmiş, hiçbir refakatçisi olmadan yatıyor hasta yatağında.
İnsanın içi acıyor onları görünce... Hayatta kaldıkları için mutlu olamıyorlar bir türlü. Saatlerce, günlerce enkaz altında kalmanın şoku bir yana, sevdiklerini çaresizce kaybetmenin acısına katlanamıyorlar.
Fiziki yaralar sarılır...
İstanbul'a sevkedilen yaralı depremzedeler, şehrin dört bir yanındaki hastaneler tarafından paylaşılmış durumda. Özel'i, Devlet'i, SSK'sı ile tüm hastaneler depremzedelerin yaralarını sarmak için seferber olmuş durumda. Birçoğu, oluşturdukları ekiplerle deprem bölgelerine gittiler. Zaten özveriyle çalışan sağlık personeli, böylesi bir durumda ekstra çaba sarfediyor.
"Fiziki yaralar nasıl olsa sarılır," diyor bir doktor. Protezle, organ ya da doku nakliyle, estetik ameliyatlarla görünürdeki yaralara çare olunabilir...
Oysa onların "görünmeyen" yaralarının tedavisinde yardıma, desteğe ihtiyaçları var. Tüm sağlık görevlileri canla-başla çalışsa da, her hastayla tek tek yakından ilgilenmeleri oldukça zor. Afet bölgesinde, çadırlarda ya da açıkta yaşamaya çalışan çocukların, büyüklerin ne kadar yardıma ihtiyacı varsa, hastanelerde tedavi altına alınanlar da ilgi bekliyor.
Önce bilgi alın...
Özellikle de çocuklar... Sosyal hizmet uzmanları, psikologlar imkanları dahilinde bu depremzedelerle ilgilenmeye çalışıyor. Ama gönüllülere de ihtiyaç var.
SSK Göztepe Hastanesi'nde rastladığımız birkaç gönüllü genç, kendileri gibi özellikle üniversite öğrencisi gençlere çağrıda bulunarak, "Kimse yardım isteğinin geri çevrileceğini düşünmesin. Buradaki çocukların, yaşlıların yardıma ihtiyacı var. Kan getirme-götürme gibi işlerin yanı sıra, yanlarında kendileriyle ilgilenen, konuşan birilerinin varlığı bile onları mutlu ediyor," diyorlar.
Siz de ulaşabileceğiniz hastaneleri arayarak, refakatçiye, gönüllü yardım ve destek elemanlarına ihtiyaçları olup olmadığını öğrenebilirsiniz. Bazı hastaneler bu sorunu organize bir şekilde çözmüş durumda. O yüzden hastane yetkililerinden bilgi aldıktan sonra harekete geçmenizi öneriyoruz...
Kontes'in yardım melekleri
İzmit'te yaşadığı mahallenin "kontes"i Rukiye Teyze...
72 yaşında. Göçük altında beş gün kaldıktan sonra kurtarıldı. Şuuru kapalı durumdayken onu konuşturmayı başaran gönüllü yardım melekleri, başından bir an olsun ayrılmıyorlar.
Ekranlara ve gazete sayfalarına yansıyan bir "mucize kurtuluş" vardı, hatırlarsınız... Mahallelinin "kontes" diye hitap ettiği, tek başına yaşayan, kalp ve şeker hastası olan 72 yaşındaki Rukiye Uysal, beş gün göçük altında kaldıktan sonra, hayata yeniden "merhaba" demişti.
Göztepe SSK'nın Dahiliye servisindeki bir odada, başucunda iki "yardım meleği"yle, sessiz-sedasız yatarken buluyoruz Rukiye Teyze'yi... Boğaziçi Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü öğrencisi iki genç kız, gönüllü olarak geldikleri hastanede birçok hastanın ihtiyaçlarıyla ilgileniyorlar. Ancak Rukiye Teyze'nin hiçbir refakatçisi olmaması, ona "özel" bir ilgi göstermelerine neden olmuş.
Başkomiserin kayınvalidesiymiş
İki gündür hastanede olduğunu öğreniyoruz Rukiye Teyze'nin... İki gün boyunca hiç sesi çıkmayan Rukiye Teyze, Müge Şimşek ve Sevil Aykuter'in ilgisi karşısında biraz konuşmaya başlamış. İlk sorduğu şey ise "dişleri" olmuş. Takma dişlerinin, başucundaki çekmecede olduğunu söylemeleri üzerine rahatlamış ve ardından; "Sağlık karnem nerede?" diye sormuş...
Rukiye Teyze'yi hastaneye kimin getirdiği, nasıl geldiği bilinmiyor. Bitişik yataktaki depremzedenin refakatçisi, ilk gün, bir ara kızı olduğunu sandıkları birinin uğradığını söylüyor. O sırada çekmecede bir kağıt buluyoruz. Baş tarafından Rukiye Teyze'nin adının ve soyadının yazılı olduğu kâğıtta, pek de okunaklı olmayan bir el yazısıyla, "İzmit Başkomiseri Hasan Yüksel'in kayınvalidesi" şeklinde bir not ve İzmit'e ait bir telefon numarası yazılıydı. İki gündür Rukiye Teyze'nin başından ayrılmayan ve onunla ilgili birşeyler öğrenmeye çalışan Müge'yle Sevil'in gözleri umutla parlıyor ve cep telefonuyla, hemen o numarayı arıyorlar.
Karşılarına çıkan kişi, Rukiye Teyze'nin Hasan Yüksel'in kayınvalidesi olduğunu ve bir kızı olduğunu doğruluyor. Başkomiser toplantıda olduğu için kendisiyle görüşülemiyor... Kimbilir, içinde bulundukları şartlar uygun değildi belki; böyle bir durumda annelerinin yanında olmaları için... Neyse ki Rukiye Teyze yalnız değil...=
"Beni bırakma dedi, kendisi gitti"
Bekir Çakmak'ın hıçkıra hıçkıra ağlamasına neden olan, acıya boğan, kafasındaki ezikler ve kollarındaki kırıklar değil.Üç yetişkin oğlunu ve eşini depremde kaybeden Çakmak, onlarla birlikte hayatın anlamını da yitirmiş durumda...
Bekir Çakmak'ın acısı da dayanılacak gibi değil. Sürekli ağlıyor, hem de hıçkıra hıçkıra. Kollarının ikisi de ezilmiş, kafasında kırıklar var... Dört ameliyat geçirmiş. Ama bunlar değil Bekir Çakmak'ı acıya boğan. Üç çocuğunu ve her şeyden çok sevdiği biricik karısı Emine'yi kaybetmiş depremde. Bir ay sonra askere göndermeye hazırlandıkları Raşit, 18 yaşındaki Reşit ve 25 yaşındaki Yunus Emre ile 35 yaşındaki Emine Çakmak, bizim için bu felaketin kurbanlarından dördü... Ama Çakmak Ailesi için, bu dört canla birlikte hayatın anlamı yitirilmiş durumda.
Dokuz-10 saat göçük altında kaldıktan sonra kurtarılan Bekir Çakmak, eşinin kollarında can verdiğini anlatırken gözyaşlarına, hıçkırıklara boğuluyor. Onun acısını kelimelerle ifade etmek imkansız. Yaşadıklarını, kendi ifadesiyle aktarmak en doğrusu: "Göçük altında yanyanaydık. Onun kafasına kiriş düşmüş. Bana sürekli; 'Beni terk edip gitme' diyordu. Kendisi terk etti... Kafası, kolumun üzerine düştü. Öyle bir sevgimiz vardı ki, bir tek Allah bilir. Yapmacık, göstermelik bir sevgi değildi bizimkisi. Ben şimdi onsuz ne yaparım?"
Şimdi, yakınlarından tek bir isteği var Bekir Çakmak'ın; Emine'sinin fotoğrafını istiyor: "Fotoğrafını getirin bana, hiç olmazsa onu göğsümde taşıyayım."
Esra ÖZ
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|